Haftanın oyuncusu: Mike James
Haftanın takımı: Asvel
Haftanın koçu: TJ Parker
Basketbol
Vanessa Bryant’tan Yürek Burkan İstek
25/10/2021 - 05:20
Haftanın hayal kırıklığı: Zalgiris Kaunas
Baskonia-Zenit
Üçüncü haftada oynanması gereken Baskonia-Zenit mücadelesi, Zenit ekibindeki koronavirüs pozitif vakaları sonrasında ileri bir tarihe ertelenmişti. 11. hafta öncesinde Pazartesi günü oynanan maça Baskonia önde başladı. Arturas Gudaitis’in ikili oyun savunmasındaki zaaflarına hücum etmek isteyen Baskonia, ilk çeyrekte fark yarattı. Başta Kevin Pangos olmak üzere Zenit kısalarına baskılı savunma yapan Baskonia, konuk ekibi ilk çeyrekte beş top kaybına zorladı. İkinci çeyreğe oyun kurucu pozisyonunda Pierria Henry’yle başlayan Dusko Ivanovic, oyuncusundan hiç katkı alamadı. Henry’nin oyuna dahil olamadığında takıma zarar vermesi oldukça muhtemel oyun tarzı da Baskonia’yı geriye düşürdü. İkinci çeyrekte Kevin Pangos’un organizasyon becerisi, Zenit kısalarının çembere gitme konusundaki ısrarı ve Alex Poythress’ın pota altındaki enerjisi, konuk ekibi bir adım öne taşıdı ve soyunma odasına önde giden 28-34’lük skorla Zenit oldu.
Üçüncü çeyreğe iyi başlayan ev sahibi ekip Baskonia oldu. Luca Vildoza ve Rokas Giedraitis’in kendi yarattıkları pozisyonlar üzerinden sonuca gitmeleri, Baskonia’nın ikinci yarıya 14-4’lük seriyle girmesi anlamına geliyordu ancak Zenit, reaksiyon göstermesini başardı. Mateusz Ponitka’nın da skorda sorumluluk almasıyla üçüncü çeyreği önde geçen Zenit, 14-2’lik seriyle girdiği dördüncü çeyrekte de arkasına bakmadı ve erteleme maçlarındaki ilk galibiyetini aldı. Kevin Pangos, düşük viteste başladığı maçta ikinci yarıda yedi asist yaptı ve takımının organizasyon yükünü çekerek Baskonia deplasmanından galibiyetle dönmesini sağladı. Geride bıraktığımız haftalarda çift haneli sayıları görmekte zorlanan Mateusz Ponitka’nın da 18 sayısını atlamamak gerek. Baskonia cephesinde Pierria Henry’nin oyuna dahil olamadığında etrafındakiler için nasıl tehlikeli olabileceği gözle görüldü. Henry’nin Baskonia’ya, Baskonia’nın da Henry’ye ihtiyacının olduğu kesin.
CSKA Moskova-Real Madrid
Son haftaların en formda takımlarından ikisi CSKA Moskova ve Real Madrid, Perşembe akşamı Moskova’da karşı karşıya geldiler. CSKA, Campazzo’suz ilk maçına çıkan Real Madrid karşısında maça uzunlarını kullanarak girdi. Walter Tavares’in de ilk 5’te başlamamasını fırsata çevirmek isteyen CSKA, Nikola Milutinov’un dört, Tornike Shengelia’nın dokuz sayısıyla ilk çeyrekte boyalı alanı kullanmak isteyen bir görüntüdeydi. Campazzo sonrası hücumların aynı akıcılıkta yapılıp yapılamayacağı soru işareti olan Real Madrid ise konsantrasyon ve yoğunluk anlamında geride bıraktığımız haftaların da üstüne koyduğunu gösterdi. CSKA’ya nazaran daha konsantre, daha maçın içinde gözüken Real Madrid, yalnızca bir top kaybı yaptığı çeyreği 17-20 önde geçti. İkinci çeyrekte de hücumda topu paylaşarak ilerleyen Real Madrid, Sergio Llull’un direksiyona geçmesiyle daha da rahat bir nefes aldı. 33 yaşındaki yıldız oyuncu, skor ve organizasyon anlamında takımına iyi katkı verdi ve Real Madrid takım hâlinde üç top kaybı yaptığı ilk yarıyı 35-38 önde tamamladı.
İkinci yarıya da Shengelia-Milutinov ikilisinin sırtı dönük oyunları kullanarak giren CSKA, hem rakibine sertlik mesajını vermek hem de uzunlarını savunmada maçın içinde tutmak istedi. Boyalı alanda Shengelia-Milutinov ikilisiyle başlayan CSKA rüzgarı, hücumda Mike James’le devam etti. Maçın Mike James ve Real Madrid kısaları arasında bir düelloya dönmesi, James’in belki de en derinden arzuladığı şeydi. Real Madrid’in hücumda topu tempolu bir şekilde dolaştırdığı ve doğru şutu bulmaya çalıştığı düzenin aksine Mike James’in yaratıcılığı ve birebirleri üzerinden sonuca gitmek isteyen CSKA, günün sonunda sahadan mutlu ayrılan taraf oldu. İkinci yarısını düelloya çevirdiği maçta 19 sayıyla yıldızlaşan Mike James, haftanın en iyi performanslarından birine imza attı. Real Madrid sezona sallantılı bir şekilde girmişti. Kadronun miadının dolduğunun konuşulduğu bir ortamda ve Campazzo’suz çıktıkları ilk maçta bu performansı ortaya koymak da onları bir nebze olsun sevindirmiştir.
Kızılyıldız-Anadolu Efes
Son haftalarda hem bir galibiyet serisi hem de kendi ritmini yakalamak isteyen Anadolu Efes, bu hafta Kızılyıldız deplasmanındaydı. Bryant Dunston, Vasilije Micic, Rodrigue Beaubois ve Tibor Pleiss’ın devam eden sakatlıklarından başı ağrıyan Anadolu Efes, maça düşük viteste başladı ve hücumda arzuladığı ritimden uzak gözüktü ancak çeyrek sonuna doğru ritmini yakaladı. Kenardan gelen oyuncularıyla rotasyonu genişleten ve ikinci çeyrekle birlikte ritim kazanan Efes, Kızılyıldız karşısında farkı açmaya başladı. Doğuş Balbay ve Buğrahan Tuncer’in kenardan gelerek verdikleri skor katkısı bir yana 4 numaradan -Moerman veya Singleton fark etmeksizin- katkı alan temsilcimiz, ikinci çeyreğin sonunda 36-40 öndeydi. Shane Larkin’in sakatlık sonrasında yavaş yavaş kendi oyun ritmini kazanıyor olması, kendini en çok ikinci çeyrekte belli etti. Potaya gitmek veya yalnızca savunmanın dengesini bozmak için yapılan penetreler ve hücumdaki akıcılık rayına oturunca Efes, Kızılyıldız karşısında özlenen seviyesine ulaştı. İlk yarıda dokuz hücum ribaundu alan ev sahibi ekip, bu sayede maçın içinde kaldı.
Üçüncü çeyrekte de başta Moerman olmak üzere 4 numaradan katkı almaya devam eden temsilcimiz, üç sayı çizgisinin gerisinden yakaladığı yüzdeyle farkı maç içerisinde 20 sayıya kadar çekti. Sahada kim olursa olsun alan açan, tehdit yaratan ve diğer oyunculara hareket özgürlüğü getiren Lacivert-Beyazlılar, son çeyrek öncesinde 17 sayılık bir fark yakaladı. Son çeyrekte rotasyonun nispeten dar olması ve skorun da getirdiği kaçınılmaz rahatlıkla düşüş yaşayan ve son altı dakikada sayı dahi bulamayan temsilcimiz, Belgrad’dan galibiyetle dönmeyi başardı. Rotasyonun böylesine daraldığı ve pozisyonlarının en iyi oyuncuların kadroda olmadığı bir akşam, beklenenin aksine Efes adına rahat geçti.
Zalgiris Kaunas-Zenit
Geçen haftaki Alba Berlin galibiyetinin ardından bir galibiyet daha alıp seri yakalamak isteyen Zenit, bu hafta Zalgiris Kaunas deplasmanındaydı. Zenit’te Austin Hollins’in maça kafa olarak hazır girmesi, onları bir adım öne taşıdı. Hücumda doğru şutu bulmaya çalışan konuk ekip, top kaybı yapmadığı ilk çeyreği 15-23 önde geçti. Bunda Zalgiris Kaunas’ın, Arturas Gudaitisîn yavaş ayaklarına hücum etmek için Joffrey Lauvergne’i devreye sokma çabası da rol oynadı. Rakibinin zaaflarına hücum etmek, her ne kadar son yıllarda basketbolun metası hâline gelmiş olsa da buna gereğinden fazla kanalize olmak, kimi zaman sizi maç içinde geriye düşürebiliyor. İkinci çeyrekte savunma dozajını yukarı çeken Zenit, Zalgiris kısalarına ve kısaların pas kanallarına yaptığı baskıyı arttırınca skorda fark yarattı.
Üçüncü çeyreğin başında hücumda üretken olmayı başaran Xavi Pascual’in ekibi; Kevin Pangos’un organizasyon becerisi, Will Thomas’ın üçlükleri ve pota altında Alex Poythress’in enerjisiyle fark yarattı ve dördüncü çeyrek öncesinde skorda 51-66 önde olmayı başardı. Zalgiris, son çeyrekte silkenelip kendi geldi ancak kendi hücum anlayışını sahaya yansıtsa da yeterli olmadı ve üst üste beşinci mağlubiyetini aldı.
Alba Berlin-Khimki
Euroleague’in en çok sayı yiyen ekiplerinden ikisi, Alba Berlin ve Khimki, Perşembe akşamı karşı karşıya geldiler. İki takımın da savunma yapmaktan imtina ettiği ilk çeyrekte Greg Monroe-Jonas Jerebko ikilisinin ribaund katkısıyla önde kalan taraf Khimki oldu. İkinci çeyrekle birlikte top kayıplarını sınırlayan ve geçiş oyunlarında avantaj yakalayarak sonuca giden Alba Berlin, 30 sayı attığı attığı ikinci çeyrek sonunda 50-44 öndeydi. Ben Lammers’ın pota altında, Niels Giffey’ın ise perimetrede ve orta mesafede etkili olduğu düzene Greg Monroe’nun iki oyun savunmasındaki zaafları eklenince ortaya böyle bir tablo çıktı.
https://i.eurosport.com/2020/11/17/2938553.png
Üçüncü çeyrekte de hücumda atarak fark yaratan ev sahibi ekip, farkı gittikçe açtı. Takım hâlinde oynayarak fark yaratan ve birkaç oyuncuyu ön plana çıkarmak yerine oyunun devamlılık sağlamasını sağlayan ev sahibi ekip, Khimki karşısında fark yarattı. Niels Giffey 22 sayısıyla istatistik kağıdında öne çıkan oyuncu olsa da altı oyuncusundan çift hanelerde katkı alan Alba Berlin, maçtan 100-80 galip ayrıldı. Simone Fontecchio hariç oyuna giren her oyuncusundan asist anlamında katkı alan Aito Garcia Reneses’in takımı, 29 asistle bu haftanın en gözde performanslarından birine imza attı.
Olimpiakos-Baskonia
Fenerbahçe Beko ve Panathinaikos karşısında alınan galibiyetlerden sonra evinde kazanmak isteyen Baskonia, Perşembe akşamı Olimpiakos deplasmanındaydı. Maça Pierria Henry’nin asist katkısı, Moustapha Fall’un boyalı alandaki üstünlüğü ve Alec Peters’ın forvetten verdiği katkıyla başlayan Baskonia, daha ilk çeyrekten farkı sekize çekti. Olimpiakos ise ilk çeyrekte boyalı alandan 6/8’le oynayan Baskonia’ya karşı sertlik göstermekte zorlandı. İkinci çeyrekle birlikte üç sayı çizgisinin gerisinden ritmini yakalayan konuk ekip, Achille Polonara’nın da 4 numaradan verdiği katkıyla soyunma odasına 31-47 önde giden taraf oldu. Pazartesi günü oynanan erteleme maçında Pierria Henry’nin Baskonia için baş aktör rolüne büründüğü iyiden iyiye belli olmuştu. Henry, maçın içine girebildiğinde Baskonia parkede daha farklı bir kimliğe bürünüyor.
Üçüncü çeyrekte ev sahibi ekip, Hassan Martin’in merkezinde olduğu ikili oyunlar ve penetrelerle çembere gitti. Oyun kurucularından iyi katkı aldıkları, Shaq McKissic’in delici rolünü oynadığı ve Georgios Printzeis’in boyalı alanda aktif olduğu düzende dördüncü çeyrek öncesinde farkı tek haneye indirerek o psikolojik eşiği atladılar. Ancak son çeyrekte topu tempolu dolaştırıp doğru şutları seçen Baskonia, yay gerisinden 13/26’le oynadığı Olimpiakos deplasmanından galibiyeti çıkarmayı başardı. Olimpiakos cephesinde sıkıntının bu maç özelinde aslında hücum değil, savunma olduğu açıkça görülüyor. Pierria Henry’ye özel önlem getirmeyen ve rakibine yay gerisinden sürekli boş şutlar veren Olimpiakos’un kazanması zaten bir hayli zordu. Baskonia’da ise Pierria Henry, Fenerbahçe ve Panathinaikos maçlarının ardından yine çift haneli asist katkısı vererek galibiyette önemli rol oynadı.
Maccabi Tel Aviv-Olimpia Milano
11. haftanın nefes kesen maçlarından birine ev sahipliği yapan Menora Mivtachim Arena’da Maccabi Tel Aviv, Olimpia Milano’yu ağırladı. Real Madrid ve Valencia karşısında alınan mağlubiyetlerin ardından kendi evinde Milano engelini aşıp ritim yakalamak isteyen Maccabi, maça oldukça iyi başladı. İlk 10 dakikasına yedi asist sığdırdıkları maça yay gerisinden 4/8 atarak giren ev sahibi ekip, ilk çeyreği 20-18 önde geçti. İkinci çeyrekte hücumdaki topsuz hareketliliğini kaybeden Maccabi, durağan bir yapı hâline geldi ve hücumdaki üretkenliğini kaybetti. Bunda ayrıca, Scottie Wilbekin’in de sakatlanıp kenara gelmesi rol oynadı. Wilbekin’in olmadığı senaryolarda rolleri tam olarak oturtamayan Maccabi, işin savunma kısmında da geçirgen bir görüntü çizdi. Konuk ekip Milano, ilk yarının bitimine dört buçuk dakika kala yakaladığı 17-1’lik seriyle soyunma odasına 35-44 önde gitti. Shavon Sheilds’ın kanatlarda Maccabi kısalarına geçiş izni vermediği, Kyle Hines’ın boyalı alandaki kaleci rolünü oynadığı dakikalarda hücumda da doğru şutu seçmeye çalışan Milano fark yarattı.
Soyunma odasından dönüşte ikinci çeyrekteki savunma konsantrasyonu kaybeden Milano, Wilbekin’in savunmasında sıkıntı yaşadı. Savunmadan güç alarak hücumda işleri kotaran bir takım görüntüsü çizen Milano, rakibinin son çeyrek öncesinde yaklaşmasına izin verdi. Wilbekin’in parkeye ayak bastığı dakikalarda takım içi rollerin ve görevlerin yerli yerine oturması, Maccabi’yi maçın içinde tuttu. Tyler Dorsey’den alamadığı katkıyı Elijah Bryant’tan alan ev sahibi ekip, son çeyreğe girerken 53-59 gerideydi. Savunmaların iyiden iyiye sertleştiği son çeyrekte Maccabi, maçı uzatmaya götürmeyi başarsa da günün sonunda Menora Mivtachim Arena’dan yüzü gülerek ayrılan taraf Olimpia Milano oldu. Kaybettiği sekiz maçın yedisini ortalama 3,5 sayı ortalamasıyla kaybeden Maccabi, bu sezonun en şanssız ekiplerinden biri olma yolunda ilerliyor. Ya da maç sonu oynama konusunda farklı bir yolu tercih etmeleri gerekiyor.
Fenerbahçe Beko-Valencia
İspanya deplasman turundan üç mağlubiyetle dönen Fenerbahçe Beko, bu hafta bir çıkış yakalamak için kendi evinde Valencia’yı ağırladı. Maça, tıpkı geçen haftalarda olduğu gibi, savunmada ve hücumda direnç göstererek giren Fenerbahçe, topun değerini bildiği hücumlarda sonuca gitti ve ilk çeyrek sonunda bir adım önde olmayı başardı. İkinci çeyrekte skorun yanı sıra hücumda da bir adım önde olmayı başaran Fenerbahçe, Dyshawn Pierre’in de oyuna girmesiyle Valencia karşısında fark yarattı. Savunmada baskıyı ve teması arttıran Fenerbahçe, Pierre’in boyalı alanda bekçi rolünü oynadığı, hücumda ise enerji getirdiği ikinci çeyrekte üstün olan taraf olmayı başardı. İlk yarıda ribaundlarda 19’a 12’lik bir üstünlük kuran temsilcimiz, hücumda kaptığı toplarla ikinci şans sayıları yaratırken savunmada kaptığı toplarla da açık sahayı değerlendirdi ve soyunma odasına 43-33 önde gitti.
Üçüncü çeyrekte savunmadaki yoğunluğunu kaybeden Fenerbahçe, adam takiplerinde ve ikili oyun savunmasında sıkıntı yaşayınca Valencia’yı maçın içine dahil etti. Yarı saha hücumunda ipleri Sam Van Rossom’a bırakan Jaume Ponsarnau da maçın ilerleyen bölümlerinde bu tercihinden pişman olmayacağını anladı. Son çeyrekte maç boyu suskun kalan Klemen Prepelic, Van Rossom’un yanına katılınca Valencia, hücum anlamında zirveyi gördü ve Ataşehir’den galibiyetle ayrıldı. Oyunu forse edip hücumda tıkanıklık yaratmanın aksine oyunun kendilerine gelmesini bekleyen Prepelic-Van Rossom ikilisi, son haftaların en iyi guard performanslarından birine imza attılar. Fenerbahçe ise, özellikle son çeyrekte hücumda işleri yoluna koymaya kanalize olup işin savunma kısmında gerekli konsantrasyonu sahaya yansıtamadı ve topu yere vurabilen her oyuncu soluğu potada aldı. Hücumdaki durağanlığı bir kenara bırakıp hareketliliği ön plana çıkaran Fenerbahçe, bu hafta savunmada durağan kalıp 90 sayı yiyince mağlubiyet kaçınılmaz oldu.
Panathinaikos-Bayern Münih
Son galibiyetini 22 Ekim’de Fenerbahçe Beko’yu ağırladığı maçta alan Panathinaikos, o günden beri çıktığı dört maçı da kaybetmişti. Bir ayı aşkın bir süredir galibiyet yüzü göremeyen koç Vovoras’ın ekibi, bu hafta evinde Bayern Münih’i ağırladı. İlk çeyreğe Nemanja Nedovic ve Shelvin Mack gibi kenardan gelen oyuncularıyla iyi başlayan Panathinaikos, çeyrek sonunda 18-13 önde olan taraftı. Bayern Münih, yalnızca iki saha içi isabeti bulabildiği ilk çeyrekte serbest atış çizgisindeki performansı sayesinde skora tutundu. İkinci çeyrekle birlikte Panathinaikos kısalarının Georgios Papagiannis’le oynadıkları ikili oyunlar, onları skorda daha da öne taşıdı. Bayern Münih her ne kadar üç sayı çizgisinin gerisinden ritmini bulmuş olsa da işin savunma tarafında gerekli çabayı gösteremedi. Ribaundları toplayan ve top kayıplarını sınırlayan Panathinaikos, ilk yarı bittiğinde 44-35 öndeydi.
İkinci yarıya başlarken Bayern Münih hücumda işleri Jalen Reynolds’la yoluna koydu. Boyalı alana inen her topu bitirmeyi başaran 27 yaşındaki oyuncu, Bayern Münih’i skor olarak maçın içinde tuttu ancak farkı eritip ritip kazanacakken yapılan top kayıpları ve ardından hızlı hücumlar, Panathinaikos’u son çeyrek öncesinde 60-54 önde tuttu. Son çeyrekte de Howard-Sant Roos ve Nemanja Nedovic’le maçın dinamiklerini elinde tutan Panathinaikos, Bayern Münih karşısında galip geldi. Ligin az top kaybı yapan ekiplerinden biri olan Bayern Münih’in bu maçta yaptığı 17 top kaybı, mağlubiyetin özeti gibiydi. Bu 17 top kaybından 10’unun Panathinaikos’un top çalmaları sonucunda olması da ev sahibi ekibin galibiyetinin özeti gibiydi.
Asvel-Barcelona
Euroleague’in ilk 10 haftasında ligin hem en formda ve hazır görünen takımı olan Barcelona, bu hafta Asvel deplasmanındaydı. Ancak maçın hikâyesi ligin zirvesindeki ekip üzerinden değil, Fransız temsilcisi üzerinden yazıldı. Konuk ekip, maça Asvel’in sert savunması karşısında oldukça zorlanarak başladı. Savunmada fiziksel, hızlı ve oldukça yoğun kalan Asvel, Barcelona kısalarına göz açtırmadı. Sabırlı hücum etti, doğru pası ve daha sonrasında doğru şutu buldu. Sadece iki top kaybı yaptığı ilk çeyreği 25-19 önde geçen ev sahibi ekip Asvel, Barcelona için işlerin kolay yürümeyeceğinin mesajını da böylelikle vermiş oldu. Savunmadaki enerjisini ve yoğunluğunu arttıran Asvel, ikinci çeyrekte final maçına çıkmış gibi bir görüntü vermeye başladı. Barcelona’ya 24 saniye süresi içinde top attırmadıkları da oldu, sekiz saniye içinde yarı sahayı geçirmedikleri de. Ismael Bako’nun pota altında bir nevi Kyle Hines rolüne geçtiği, Asvel kısalarının ise perimetrede kolay geçiş izni vermediği dakikalarda fark yaratan ekip oldu. Çizginin gerisinden 6/9 attığı ilk yarıda skor anlamında birini ön plana çıkarmaktansa takım hâlinde hücum edip oyunun gerektirdikleri yapan Asvel, soyunma odasına 45-36’lık skorla önde giden taraftı.
Üçüncü çeyreğe de aynı yoğunlukla giren Asvel, David Lighty’nin 12 sayısıyla fark yarattı. Topu tempolu dolaştırıp doğru şutu bulan ev sahibi ekip, üç sayı çizgisinin gerisindeki muazzam performansını bu çeyrekte de sürdürdü. Barcelona’nın Asvel’in yoğunluğuna karşılık verememesi de ortaya böyle bir skorun çıkmasında etken oldu. Çeyreğin son altı dakikasında saha içinden isabet dahi bulamayan konuk ekip, son çeyreğe 65-53 geride girdi. Son çeyrekte kaçan şutlar, üç sayı yüzdesini aşağı çekse de Asvel, maçın çok büyük bir bölümünde oldukça dominant bir oyun sergiledi ve 80-68’lik skorla uzun bir aranın ardından galip geldi. Üç sayı çizgisinin gerisinden yalnızca sekiz kez deneyen Barcelona, 47 kez topu ya boyalı alana indirdi ya da penetre etmeye çalıştı. Şut seçimleri konusunda çuvallayan lig lideri, böylelikle Fransa deplasmanından eli boş döndü.
Basketbol
Curry'den Lebron için süreklilik övgüsü
10/10/2021 - 06:37
Basketbol
Lebron James henüz milyarder değil
30/08/2021 - 18:48