Basketbol

Figür

Share this with
Copy
Share this article

Luigi Datome, Fenerbahce

Image credit: Getty Images

ByEurosport Türkiye
30/06/2020 at 13:09

Başarılı, yetenekli, samimi, eğlenceli, disiplinli, karizmatik… Luigi Datome, tarihin en gösterişli basketbol kariyerlerinden birine sahip değil fakat o, bir oyuncudan çok daha fazlası. Kuzey Kılıç, Datome’ye dair yazdı.

İtalya, son 1000 yılda içerisinden çıkardığı kişiliklerle her alanda bir figür yarattı.

Caravaggio, Rönesans dönemi sırasında ışık kullanımı ve resimsel düzenlemeyi ele alış açısıyla kendisinden 300 yıl sonra gelecek olan sinemayı bile etkileyerek dramatik etkinin figürü oldu.

Basketbol

Merak

BIR GÜN ÖNCE

Leonardo da Vinci, Mona Lisa’yı çizdi. Mona Lisa’nın yanı sıra Son Akşam Yemeği’ni de çizdi. Ayrıca hidrolik alanda yaptığı çalışmalarla günümüzün “dâhileri” arasında yer alan Bill Gates’e ilham kaynağı oldu. Her alanda bir figür hâline geldi.

Giuseppe Verdi; Nabucco, Maskeli Balo Lombardi, Ernani ve 100’e yakın opera yazıp bu dünyaya yeni bir bakış açısı kattı. Victor Hugo gibi yazarların oyunlarını operaya aktarıyordu. Gerçekleri “elit” sanata taşıdı. Halkın yüksek kademelerdeki figürü oldu.

Kristof Kolomb, Amerika’yı kolonileştirdi. Yavaş yavaş sona ermeye başlayan skolastik yapıyı yerle bir ederken aydın kafaların figürü oldu. Galileo Galilei, zamanının sığ görüşlülüğünü aşmak için uğraşırken çok zeki görüldü, Engizisyon’a sevk edildi. Kendisinden sonra gelecek olan neredeyse her bilim insanı için bir figür oldu.

Bu yazıdaki ana konumuz Luigi Datome, bilimden, resimden, müzikten, teknikten kısacası hayatın damarlarından çok daha uzak, biraz daha basit olan bir alanda yani basketbolda, şaşalı bir kariyere sahip olmamasına karşın bir figür olmayı başardı. Birkaç saat önce Fenerbahçe Beko ile yollarını ayırdığını duyurduğunda bu ülkedeki misyonu en azından şimdilik sona eriyordu.

Gigi, 14 Temmuz 2015’te İstanbul’a geldiğinde Fenerbahçe, Zeljko Obradovic yönetiminde yeni yeni düzene giriyordu. Gigi, daha sonralardan Euroleague şampiyonluğuna kadar gidecek olan bu düzenin en önemli parçalarından biriydi. Topsuz oyunda her iki köşeye geçip driplingleri veya şutlarıyla sayı üretir, yeri geldiğinde topu alıp izolasyonda sayı üretir, smaçlarıyla enerji katar, savunmadaki agresifliğiyle takımın temposunu yükseltir… Zeljko Obradovic sisteminde ne gerekiyorsa onu yapardı Datome.

Bir de kritik anlarda sorumluluk almaktan çekinmemesi var. Misal, 28 Aralık 2018’de Real Madrid’e karşı Ataşehir’de alınan 65-63’lük galibiyette Michael Jordan gibi kullandığı son top var. Tabii bu basketten sonra basın tribününde heyecandan telefonu düşürüp camı kırmasam daha iyi olabilirdi sanırım.

Gigi, kadroda olduğu herhangi bir maç gününde sahaya en erken çıkan isim olur. 70 numaralı uzun kollu maç önü sweat ve maçta giyeceği şortu, bazen bir bazen iki siyah dizlikle kombinlemiş, bazen Jordan bazen Nike ayakkabılarını giymiş bir şekilde sahaya gelir.

Sahaya girerken kendisine seslenen taraftarları elleriyle selamlar. İki elini yumruk gibi yapar, üfler. Topu alır, potanın sol tarafına doğru kıvrılır, bir basket bırakır. Top yere düşünce aynısını bu sefer sağ taraftan yapar. Sonrasında serbest atış çizgisine gider, kusursuz şut mekaniğiyle önce birkaç serbest atış kullanır. Sol eline verdiği açı, kalça eğimi ve ayak oyunları o kadar iyidir ki sahaya çıkıp şut atasınız gelir.

Sağ dipten başlayıp sağ forveti, tepeyi, sol forveti ve sol dibi turlar şut atarak. Karşı takım sahaya çıktığında şöyle bir kolaçan eder, arkadaşını gördüğü an oraya gider, bir dakika konuşur, kendi potasına döner, takım arkadaşlarıyla şakalaşır, esneme hareketlerini tamamlar, soyunma odasına gider, formasını giyer, sahaya çıkar, takımın rutin maç önü antrenmanını tamamlar ve maç düdüğüyle birlikte keskin bir ciddiyete bürünür.

Maç içerisinde spontane gelişen fakat en iyi eseri olan bir ressam gibi oynar bazen. Bazen de karakter motivasyonunu yakalayamayan, olay örgüsünü dağıtan bir yazar gibi. Fakat mücadeleyi bırakmaz, Zeljko Obradovic’in sert uyarılarını dinler, sahaya adım attığında onları uygulamaya çalışır.

Maç sona erdiğinde her yönüyle taraftarın sevgilisi hâline gelir.

Anlayacağınız, 33’ündeki İtalyan’ın basketbol tekniğine dair çok fazla şey söylenebilir fakat onu figürleştiren şey, saha dışındaki karakteridir.

Temmuz-Ağustos tatillerine çıktığında Golfo Aranci veya Roma’da kaldığı yerlerde bazen Fred Vargas bazen de Umberto Eco kitapları paylaşır.

Toulouse’taki sokak sanatçılarının yaptıklarından Bağdat Caddesi’ndeki sokak müzisyenlerine olan ilgisine kadar tüm normal hayat karşısında ilgilidir.

a Pala Datome’de yaz antrenmanı videolarını paylaşırken sürrealist Yunan ressam Giorgio de Chirico’ya olan ilgisini belirtir. Protein kreaması sürdüğü kızarmış ekmeği, espresso ile tüketmeyi sever. Bach dinler fakat Mozart'ı biraz daha sever.

Okullara konuşmacı konuk olarak gittiğinde tavsiye verdiği öğrenciler gibi olur.

S’Archittu’daki doğa harikalarından kareler paylaşırken Jesse Paris Smith önderliğindeki konuşma panellerine katılır.

Koronavirüs salgınında tamamını Türkçe söylediği bir video paylaşır.

“Türkiye'de henüz acil bir durum olmadığını görüyorum. Virüsün yayılmasını önlemek için yapmanız gereken tek şey evde kalmak. Havanın çok güzel olduğunu biliyorum ama sağlıktan bahsediyorum. Lütfen evinizde kalın. Kalabalık yerlerden kaçının. Türkiye'nin İtalya ile aynı duruma düşmesini gerçekten istemiyorum.”

Fenerbahçe Beko’dan ayrıldıktan sonra ise şu kelimeleri yazar.

“Fenerbahçe oyuncusu olarak yaptığım ilk paylaşımı tekrar okudum, beş yıl önceydi. Mümkün olan en üst seviye ve hedefler için oynamak, takımımın alacağı sonuçlara en iyi şekilde katkı vermek istiyordum.

Geride kalan beş yıl hepsini kapsadı. Hem de en yoğun ve tatminkar şekilde... Yalnızca dokuz kupa, peş peşe dört Final Four ve elbette 2017 yılındaki EuroLeague şampiyonluğu açısından değil. Sadece aldığımız keyif ve beni her zaman çocukları ve gurur kaynakları gibi hissettiren sevgili taraftarlarımıza yaşattıklarımız açısından da değil. Ama asıl olarak, buraya ilk geldiğim andan itibaren hissettiğim aidiyet duygusu olarak... Fenerbahçe’ye, İstanbul’a ve hatta Türkiye’ye ait her mutlululuğu, her başarıyı ve her tatmini benimmiş gibi hissettim. Çünkü Fenerbahçe, İstanbul ve Türkiye benim bir parçam oldu.

Sizlere gerçekten kalbimin en derinliklerinden teşekkür etmek istiyorum. Kariyerimde yeni bir meydan okumaya atılmama izin veren kulübüme teşekkür etmek istiyorum. Teşekkür etmem gereken çok insan var ve ben listeleri sevmiyorum. Kişisel olarak teşekkür etmem gerekenlere ulaştım. Burada da bana özgüven ve sorumluluk veren, destek olan, güvenen, daha iyi bir insan ve oyuncu olmama yardımcı olan ve nasıl kazanacağımı öğreten herkese teşekkürlerimi sunuyorum. Bu grup, tüm Fenerbahçe Ailesi’ni, Fenerbahçe’de oynarken çalıştığım iki başkanımdan beni alkışlayan son taraftara kadar herkesi kapsıyor.

Gerçekten teşekkür ediyorum. Bu beş senede, Fenerbahçe forması için her şeyimi verdiğimi hissettim, ama karşılığında sizlerden çok daha fazlasını aldım.

Her zaman sizin olan,

Gigi”

Anlayacağınız, Gigi Datome, şaşalı olmasa da başarılı bir basketbol kariyerine sahip olan fakat bir basketbol oyuncusundan çok ressam, düşünür, müzisyen gibi hareket edip çevresindekileri önemseyen bir insan.

Zaten bu yüzden, bir figür.

Basketbol

Nerede kalmıştık? | #6: Toronto Raptors

01/07/2020 AT 12:43
Basketbol

Cenk Yıldırım ile Kanada, Kobe Bryant, Anadolu Efes ve takım içi kültür üzerine

30/06/2020 AT 16:29
Related Topics
Basketbol
Share this with
Copy
Share this article