Sezon bundan yaklaşık iki hafta önce başladığında ve ilk top yere vurulduğunda işlerin Golden State Warriors için zorlu geçeceği belli olmuştu. Klay Thompson’ın yaklaşık bir ay önce antrenmanda geçirdiği sakatlık, Warriors’a dair bütün planları altüst etmiş ve sezonun henüz başında tüm yükün kimin omuzlarına bineceği iyiden iyiye belli olmuştu. Ancak sezonun ilk haftası itibarıyla ortaya çıkan tablo beklenenden daha olumsuz gözüküyordu. Stephen Curry, tek başına bu ligin belki de en büyük tehdidiydi ancak etrafında topla birlikte yaratan isimler olmadığında Warriors, onu topsuz kullanamıyor ondan tam anlamıyla faydalanamıyordu. Zira birçok koç, sezonun ilk maçında Steve Nash’in yaptığı gibi Curry’ye karşı ikili, hatta üçlü sıkıştırmalar getirmiş; Kelly Oubre ve Andrew Wiggins gibi isimleri mesafe bırakarak savunmuştu. Bunda elbette Draymond Green’in devam eden sakatlığı sebebiyle sezonun ilk maçlarında parkeye ayak basamamasının da payı vardı. Green’in hücumda pas istasyonu rolünü oynaması ve savunmayı çekip çeviren, maç içinde arkadaşlarına direktifler veren lider gömleğini giymesi önemliydi ve bunun karşılığını geçtiğimiz Pazar günü oynanan maçta aldılar, hem de fazlasıyla.

Pandeminin gölgesinde Pazar gecesi maçı tribünde oyuncuların eşleri ve yakın arkadaşlarından oluşan yalnızca 42 kişilik bir grup takip ediyordu. Zira Steve Kerr, yıldız oyuncusunu alkışlatmak için maçın bitimine saniyeler kala kenara dahi almıştı. Stephen Curry, saha içinden %58’le şut atmış, çizginin gerisinden 8/16’le oynamış ve maçı 62 sayıyla tamamlamıştı.

Basketbol
NBA'de Haftanın Oyuncuları Belli Oldu
18/01/2021 - 20:57

Peki tüm bunlar, dünyanın dört bir yanında evine televizyon giren birçok çocuk için ne anlam ifade ediyor? Çok iyi bir şutör? Elbette, ancak aradığımız cevap bu değil. Görkemli bir performans? Kesinlikle ama yeterli değil. İlham? Bir saniye, olabilir.

https://i.eurosport.com/2019/06/11/2612507.jpg

Basketbolcu bir babanın ve haliyle varlıklı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmesi, Curry’ye birtakım avantajlar sağlamıştı. Muadillerinin aksine sokağa atılmamış, anne veya babası tarafından terk edilmemiş veya küçük yaşta bir işe girip çalışmak zorunda kalmamıştı. Ancak fiziği büyük bir soru işaretiydi. Şutu ne kadar iyi olursa olsun birebirlerde kendisine alan açmakta zorlanan ve birçok sporcuya göre çelimsiz seviyede kalan bu vücut, onun için bir dezavantajdı. Köklü ve ses getiren kolejlerin kapısının önünden geçmesi dahi zor görülüyordu. Daha sonrasında Davidson’a gitmiş ve aslında bugünlerin temellerini belki de orada atmıştı. Köklü okulların aksine Davidson’ın Curry’ye sunduğu büyük bir avantaj vardı. Ve belki de tek bir avantaj: Hata yapma lüksü. Bolca şut kaçırıyor, takım arkadaşlarını bulmak isterken top kaybı yapıyor ve çembere gitmek isterken blok yiyip püskürtülüyordu. Bütün bunların kendisini büyük sahneye hazırladığını düşünebiliriz. Nitekim NBA scoutları da öyle düşünüyordu ki Stephen Curry, 2009’da yedinci sıradan Warriors’ın yolunu tuttu.

Stephen Curry, kariyerinin ilk yıllarında da harika bir oyuncuydu. Amerikan spor anlatısını ve her yandan adeta fışkıran istatistik havuzunu hesaba katarsak o havuzun derinliklerinden çıkarabileceğiniz birçok rekorun sahibiydi. Lige adım attığı sezon Ocak, Mart ve Nisan aylarında kazandığı Ayın Çaylağı ödülleriyle o sezon Batı Konferansı’nda bu ödülü üç kez kazanan tek oyuncuydu. Los Angeles Clippers karşısındaki 36 sayı, 13 asist, 10 ribaundluk performansıyla triple-double’a dair her istatistiğin altından çıkan Oscar Robertson’dan bu yana 35-10-10 barajını geçen altıncı çaylak olmuştu. Ancak devam eden yıllar pek de iyi geçmedi. Sorunlu bir sağ ayak bileği ve kontrat uzatmak için tehlikeli bir sakatlık geçmişi vardı. Ameliyatlar, rehabilitasyon süreçleri ve Curry’yi tahayyül etmesi oldukça zor topsuz antrenmanlar birbirini takip etti. Geri dönmeyi başarmıştı ancak Steve Kerr ve alamet-i farikasına kadar ligin başrollerinden birinin oynaması düşünülmemişti bile. Warriors’la dört yıl 44 milyar dolarlık bir kontrata imza attığında birçok NBA yazarı, bunun Warriors adına riskli bir hamle olduğunu dahi düşünüyordu.

Steve Kerr dönemi ise kelimenin tam manasıyla en uçarı hayalperestin bile düşünemeyeceği bir seviyedeydi. Geçmişte Klay Thompson’la perimetrenin gerisinde kurdukları birliktelik onlara ‘Splash Brothers’ takma adını kazandırmıştı ancak artık hanedanlık zamanıydı. Lige girdiği dönemde pozisyonuna göre kısa olduğu için tam olarak ne rolü oynayacağı belirlenemeyen Draymond Green’e biçilen rol, savunmada rakibin en iyi oyuncusunu karşısına alan Andre Iguodala, Harrison Barnes ve Andrew Bogut gibi rol oyuncularının sisteme uyum sağlayabilecek oyun zekaları ve daha sonrasında kadroya eklenen Kevin Durant, Warriors basketbolunun temeliydi. Tamamen alan paylaşımına ve hıza dayalı basketbollarında kurguladıkları, hatta kimi zaman akışına bıraktıkları yerleşme prensipleri ve devamında gelen onlarca opsiyonla sadece rakibi değil, oyunu da yenmişlerdi. Ve Stephen Curry, her gece NBA feed’inin başaktörü oluyordu.

https://i.eurosport.com/2018/05/27/2343256.jpg

Böyle bir çağda insanların farklı dürtüleri, farklı merakları ve ilgi alanları oluşmuşken ve bireyler, kurumların varlığını tehdit altına almaya devam ediyorken genellemeler yapmaktan kaçınmak gerekiyor elbette. Ancak illa bir genelleme yapmamız gerekiyorsa Amerikalılar kendilerini anlatma ve aktarma konusunda birçok topluma oranla çok daha başarılı. Doğa yürüyüşüne çıktığı sırada karşısına vahşi hayvan çıkan birinin bir an önce kaçmak yerine o ânı kameraya almasına şaşırmamak gerek.

Bazı oyuncuların kariyerlerini, hatta daha genel anlamıyla hayata bakışlarını anlatabilmek için kullanılan kimi metaforlar veya fotoğraf kareleri var. Kobe Bryant’ın bahsi geçtiğinde Chris Ballard’ın yıllar önce kaleme aldığı yazıya dönebilir ve onun bir “Katil İçgüdüsü”ne sahip olduğunu konuşabiliriz. Veya "Black Mamba" adındaki ölümcül yılanla verdiği ve bir dönüşümün simgesi haline gelen o meşhur poz, Kobe’yi en iyi anlatan fotoğraf karesi gibi duruyor. Daha iyi anlamlandırmak gerekirse insani hal ve kendini anlatış biçimi, bazen Magic Johnson’ın koca bir ağız gülümsemesinde, bazen ise potaya giderken düşürülen ve “Düştüğün yerden bir avuç toprakla kalk.” felsefesini yansıtmak için maçın ortasında şınav çeken Kevin Garnett’te.

Eğer Stephen Curry’nin bahsi açılacaksa ve üzerine konuşulacaksa gidilmesi gereken kelime belli gibi duruyor: Ulaşılabilir. Stephen Curry’nin geride bıraktığımız yıllarda saçı, sakalı, maç içinde evire çevire oynadığı dişliği, hayat arkadaşı ve zaman zaman basın toplantılarında masaya çıkan çocukları, onu birçokları için sevimli biri yapıyordu. Sahada yaptıklarını yapabilir, denediklerini deneyebilirdiniz. Her ne kadar Charles Barkley yıllar önce oynadığı o ses getiren reklamda aksini söylemiş olsa da onun sözünü dinlemeyebilir ve Stephen Curry’yi kendinize rol model alabilirdiniz. Zira anomali seviyesinde vücuda sahip isimler karşısında her gece yaptıklarıyla birçok çocuğun kulağına eğilip “Sıra sende” diyor ve bir ilham kaynağına dönüşüyordu kendisi.

İçinde bulunduğu bir basketbolcu için sıradan sayılabilecek vücut yapısı, bir basketbolcu genine sahip olmasına rağmen kariyerinin başında geçirdiği sakatlıklar sebebiyle çizdiği underdog imajı, siyahi genlerden gelmesine rağmen ten rengi olarak beyaza daha yakın olması gibi detaylar onu birçokları için ulaşılabilir kılıyordu. Diğerlerinin aksine ulaşılması güç, anomali seviyesindeki bir vücuda veya mitolojik bir kahraman anlatısına sahip değildi.

İçinde bulunduğu durum, illa göz önünde olmak ve takdir edilmek için “alçak posta yerleşip çevrenize top dağıtmak zorunda değilsiniz” veya “2.08 boyunuzla her pozisyonu oynayabilmek veya sahanın her yanında şut atabilmek zorunda değilsiniz” demenin farklı yollarıydı. Ve Stephen Curry, bütün bunları dünyanın dört bir yanındaki herkesi etkileyebilecek sahnede gösteriyordu. Oracle Arena, Chase Center veya senede birkaç kez sahne aldığı diğer salonlar. Günbegün.

https://i.eurosport.com/2018/06/04/2348485.jpg

Kontrol ve obsesyon. Bu iki kelime Stephen Curry’nin yarış halinde olduğu isme, Ray Allen’a ait. Connecticut Üniversitesi’nde gelecek vadeden bir oyuncu profili çizerken verdiği bir röportajda “Kontrol, hayatımın neredeyse tümünde gündemde. Her şeyle ilgilenmeye ve bütün kararları kendi başıma vermeye çalışıyorum.” ifadelerini kullanan Allen, detaylar üzerine kafa yoran biri değildi. Kariyeri boyunca “Bunları yapmam gerekirse bunları yaparım” diyen ve vazifesini yerine getirdikten sonra evine dönen bir oyuncu profili çizmişti.

Stephen Curry ise hiçbir şeyi kontrol etmeye çalışmıyor. Obsesyon ve saplantı gibi kelimelerle uzaktan dahi alakası yok. En azından dışarı yansıması olmadığı yönünde. Ancak kesiştikleri bir nokta varsa o da bir antrenmanda yüzlerce şut atmaları ve daha sonrasında sahada ayaklarını yere her zamanki gibi sabitleyip aynı şut için yükselmeleri. Curry, her şeyi çok basit ve sade bir güzellikle gösteriyor. Sahada sergilediği oyun tarzı, Oakland Balesi'nde sanat yönetmeni olarak görev alan Graham Lustig’in New York Times’a görüş vermesine kadar gitmiş vaziyette. Lustig, Curry’nin sahada yanal olarak yön değiştirmesi ve turnikeyi bıraktıktan sonra yere inişi gibi küçük detayların sanat eseri seviyesinde olduğunu dahi söylüyor.

https://i.eurosport.com/2018/06/04/2348481.jpg

Sosyal medya çağının baş aktörü olan yıldız oyuncu, kendilerine rol model seçmek isteyen ve fiziksel dezavantajlara sahip birçok çocuk için umut kaynağı görevi görüyor. İçinde bulunduğu takım yapısı itibarıyla ona uyumlu olmadığında sınırları ortaya çıkabiliyor elbette. Nitekim kendisi, ligdeki muadillerine oranla kendi pozisyonunu yaratabilme ve çembere patlayabilmeye konusunda oldukça katı ve net limitlere sahip. Giannis Antetokounmpo gibi kas kütlesine veya Anthony Davis’in kulaç açıklığına sahip değil. Ama Stephen Curry hâlâ Stephen Curry ve onun gibi olabilirsiniz.

Sahadaki her hareketini tekrar edebilirsiniz, saatlerce çalışabilirsiniz, yapamadıklarınızın üstüne gidebilirsiniz ve en nihayetinde başarısız olabilirsiniz. Bütün bunları yaptıktan sonra tekrar başa dönüp çizginin gerisinden denemeye devam edebilirsiniz. 105 tane art arda atamazsanız da sıkıntı değil. Stephen Curry olsa bir daha denerdi. Bir daha, bir daha…

Yazı: Kerim Kılıç

Basketbol
"Eşim Bundan Pek Hoşlanmaz"
17/01/2021 - 12:20
Basketbol
Karl-Anthony Towns, Virüsten Kaçamıyor
16/01/2021 - 11:24