“60 yaşındayım. Bir şeylerin yanlış gittiğini anlayabilecek kadar yaşlıyım. Hayatım boyunca politik gelişmeler içerisinde oldum. Bu tarz konuları konuşan, yorumlar yapan ve tüm dünyada olanı biteni takip eden bir ailede büyüdüm. Eskiden beri sosyal liberalizm tarafındayım. Çok sesli bir destekçiydim. Fakat evlendikten sonra işlere farklı pencerelerden bakmaya başladım. Antrenörlük kariyerim de düşünce yapımı etkiledi. İşler iki noktaya bölünüyordu: Bir, siyahi olmak ve iki, kadın olmak. Sadece Amerika Birleşik Devletleri’nde değil tüm dünyada bir sorun bu. Ama ülkemizdeki işler daha berbat durumda. Basketboldaki tüm ekibimiz (sadece oyunculardan bahsetmiyorum) neredeyse siyahi ama maddi açıdan berbat durumdalar. Kadınlar ise değer görmüyorlar. Yani Donald Trump’a karşı sesimi yükseltmekten neden çekiniyim? Şöyle bir örnek verebilirim. 2016'da Donald Trump’ın seçildiği günün sabahını unutamıyorum. Deplasman maçı oynamak için Phoenix’teydik. Otelden çıktık ve antrenmana gidiyorduk. O gün kariyerimde hiç tanıklık etmediğim bir suskunluk vardı otobüsün içinde. O haftalarda birkaç maç üst üste kaybetmiştik ve bu suskunluğun nedeninin bu olduğunu düşünmüştüm. Arena’nın önünde herkesi yanıma çağırdım. ‘Neler oluyor?’ diye sordum. ‘Koç, seçim sonuçlarını görmediniz mi?’ diye bir cevap aldım. Ondan sonraki bir saatimiz gelecekte oluşacak olan ırkçılık sorunlarıyla, hak ihlalleriyle geçti. Bu trajik bir şeydi. Takımınızda oğlunuz gibi sevdiğiniz insanlar renkleri yüzünden dışlanabilirdi.”
Yukarıdaki edmeçler New Orleans Pelicans’ın yeni baş antrenörü Stan Van Gundy’e ait. Van Gundy, bu demeçleri yaz aylarında GQ’dan Sam Schube’a verdiğinde şu sıralar 124.6 bin takipçisi olan ve 2,909 tweet attığı Twitter hesabını yeni açmıştı. Ve elbette Pelicans’ın antrenörü değildi; Joe Biden’ı Donald Trump karşısında var gücüyle destekleyen biriydi, hâlen daha öyle.
Zira Van Gundy, 21 Ekim’de Türkiye saati ile 21:45'te paylaştığı, “Yetenekli New Orleans Pelicans kadrosuna dâhil olduğum için heyecanlıyım. Oyuncularımızla, Bay Benson, David Griffin, Trajan Langdon ve onların ekibiyle New Orleans’ta çalışmak bir onur olacak. Oyuncularımızla konuşmak ve süreci başlatmak için sabırsızlanıyorum” tweet’inin ardından peşigelen 22 tweet’te tamamen seçimlerin önemine vurgu yapıyordu.
Basketbol
Euroleague: Haftanın bilançosu #10
07/12/2020 - 15:58
Bu konuda bu yazıyı okuyan birçok kişi gibi elbette ben de uzman değilim. Fakat insanları oy vermeye çağırmak ve gözle görünür biçimde daha “insansı” bir toplum yaratmak için politik kimliği sergilemek pek de yanlış değil gibi.
Tabii Stan Van Gundy’nin kimliği yalnızca siyasal olaylara verdiği tepkilerle oluşmuyor. Takım elbiseleri giyip kenarda sinirli yüz ifadesiyle takımını yönetmesiyle de bu kimliği oluşturuyor, son iki senedir ESPN’de mükemmel maç yorumlarıyla basketbol bilgimizi üç-dört kat ötesine taşıyan Van Gundy. Fakat Pelicans’ta bu kimliğini biraz daha esnetmesi gerekebilir. Öyle ki süper yıldızı Milenyum doğumlu Zion Williamson; ana tamamlayıcıları 1997'li Brandon Ingram ve Lonzo Ball, genel yapısı tamamen genç odaklı olan bir takıma baş antrenörlük yapmak pek tabii farklı kimlik gereksinimlerini beraberinde getiren bir durum.
Stan Van Gundy’nin “gençlerle çalışma” tecrübesinde birtakım pozitif durumlar gözümüze çarparken bazı kritik negatif anılar da tarihin pek de tozlu olmayan raflarından karşımıza çıkıyorlar.
JJ Redick, NBA’e 2006 NBA Draftı’nda 11. sıradan seçilerek adım attığında Mike Krzyzewski’nin Duke’ünden Orlando Magic’e geçiyordu. İkinci yılında kendisine baş antrenörlük yapacak olan isim 1995 ile 2006 yılları arasında Miami Heat organizasyonunda bulunan Stan Van Gundy’di. Redick ve Van Gundy, Magic’te beş yıl geçirdiler. JJ Redick, 14 Ekim’de Duke’teki antrenörü Mike Krzyzewski’yi ağırladığı podcast bölümünde, “NBA’de kı*ımı zorlayan ilk antrenör Van Gundy’di Koç. Bu kesin.” diyordu sohbetin bir bölümünde. O dönemde Van Gundy’nin Pelicans’ın başına geçmesine daha bir hafta vardı. Redick bir hafta sonra basına verdiği demeçte ise şu cümleleri sarf ediyordu: “Evet, Stan beni çok zorluyordu ama birkaç yıl önce siz söylediğim gibi, o ve Doc (Rivers), kariyerimde aşama kaydetmemi sağlayan insanlar. Ama Stan daha özel. Çünkü onun antrenörlüğünde oynadığım her maçta kendimi play-off atmosferinde hissediyordum. Her molada minik ayarlamaları bize hızlıca anlatır, kafamıza sokar ve sahada en iyisini yapmamızı sağlar.”
https://i.eurosport.com/2020/10/21/2919689.jpg
Bu ikilinin yolları, henüz tarihi, hatta oynanıp oynanmayacağı belirsiz olan 2020–2021 sezonunda bu sefer New Orleans’ta kesişecek.
Stan Van Gundy’nin Orlando günlüğünden öne çıkan negatif tablo ise kuşkusuz Dwight Howard’la yaşadığı tartışma. 5 Nisan 2012'de Van Gundy, basına Dwight Howard’ın ön bürodakilere “Stan’i kovun, onunla rahat değilim” dediğini söyler Howard yanındayken. “Takımınızdaki en yüksek profilli oyuncu böyle bir istekte bulunursa hikâyenin saçma sapan yerlere gideceğini biliyorsunuz.”
Bu demecin ardından Howard, Van Gundy’nin yanına yaklaşır ve, “Evet Stan, bu konuda endişelenmiyoruz, değil mi?” der. Van Gundy sodasında bir yudum alır, “Tam da bunu ifade etmek istiyorum. Şu anda maçı kazanma konusunda endişelenmeliyiz.” Howard sağ kolunu Van Gundy’e sarar, “Maça dair en büyük endişemiz ne?” der. “Carmelo Anthony’i ve New York Knicks’i durdurmak zorundayız.” cevabını verir Van Gundy.
Dwight Howard, 2018'de ESPN’in The Jump’ ında o günleri şöyle anıyordu: “Tanrım. Hayatımdaki en kötü röportajdı. Gerçek anlamda hayatımın en kötü röportajı, en kötü maçı ve en kötü günüydü.”
Dwight Howard o günleri “en kötü” olarak anmakta pek de haksız değildi. Zira Magic o akşam 96–80 kaybederek üst üste beşinci mağlubiyetini aldı. Howard 39 dakika sahada kalıp sekiz sayı, sekiz ribaund ve üç blokla oynasa da felakete engel olamadı. 2012'deki o röportajdan 36 gün sonra Van Gundy kovuldu. 136 gün sonra Howard, beş takımlı bir takas paketinde Los Angeles Lakers’ın yolunu tuttu.
Van Gundy kovulduktan sonra antrenörlüğe iki yıl ara verdi. Orlando’daki beş yılında takımını bir kez Doğu Konferansı şampiyonu yapmıştı. Dört defa normal sezonda 50 galibiyet barajını aşmışlardı. Van Gundy gelmeden önce NBA’de yavaş yavaş etkisini hissettiren Howard’ın tüm alandaki istatistikleri Van Gundy geldikten sonra çok daha artmıştı. Howard’a hücumda boyalı alanda akıllı canavar olmayı öğretmişti Van Gundy. Onun ribaundlarından hızlı hücumlar üretmeyi biliyorlardı. “Ne kadar çok ribaund, o kadar çok pozisyon ve o kadar çok sayı” felsefesini en iyi uygulayan takım oluyordu Magic. Howard ise o Magic yıllarından sonra asla eski Howard olamadı. Orlando Magic cephesi Stan Van Gundy kovulduktan sonra “Dwight’tan bize böyle bir istek gelmedi” açıklamasını yapıp durumu toparlamaya çalıştı. İşler orada toparlanmış olsa da Orlando Magic, Steve Clifford’la gelen iki birinci tur elenmesinin ardından play-off yüzü bile göremedi.
Van Gundy’nin Magic macerasının öncesi de pek ilgi çekici. Ve o dönemler onun Pelicans’taki genç yapıya mükemmel adapte olabileceğinin göstergesi. Zira Van Gundy, uzun yıllar asistan antrenörü olarak çalıştığı Miami Heat’te 2003–2004 sezonuna baş antrenör olarak başlarken Heat, sezonun draft’ında beşinci sıradan Dwyane Wade’i seçiyordu. Yani “franchise oyuncusu” etiketli olan ve hepimizin bildiği üzere bu etiketi sonuna kadar veren bir oyuncunun kariyerini yönetecekti Van Gundy.
Deneyimli baş antrenör yönetiminde Wade, mükemmel bir çaylak sezonu geçirdi. İkinci yılında All-Star seçildi. Üç yıl boyunca Van Gundy’le çalışıp 200'e yakın maça çıktı ve play-off’lar dahil oynadığı maçlarda toplamda 4879 sayı attı.
2005–2006 sezonunda 21 maç geride kalmışken Van Gundy takımdan gönderildi. Miami Heat’te şatafatlı bir şey yapamasa da Dwyane Wade üzerinde yarattığı ilk etkileri bir yıl Lamar Odom ve Shaq O’Neal üzerinde de yaratıyordu. Odom, 11 yıl önce LA Times’a verdiği bir demeçte, “Burada (Los Angeles Lakers) savunmada ve hücumda iyi etkiler yaratıyorum ve bunların hepsi istatistik kâğıtlarında da görünüyor. Fakat pas konusunda ne kadar geliştiğimi sadece rakamlardan anlayamazsınız. Stan’le Heat’te geçirdiğim bir yılda bana bir uzun oyuncunun pas atabilmesinin neden olduğunu öğretmişti, ki bu beni başka bir seviyeye taşıdı. Çünkü pas atabildiğim için sahadaki diğer dört takım arkadaşımın alanlarını, kat alanlarını, genişletebiliyordum.” ifadelerini kullanıyordu.
https://i.eurosport.com/2012/04/08/828629.jpg
Shaq O’Neal ise otobiyografisinde “Stan iyi bir insan. Pat (Pat Riley) işleri devralmak aldığı için onu kovdu. Bunun olacağını biliyorduk ama bir şey yapamazdık. Her neyse, Stan kendi yolundan gitmek istedi. Her neyse, bu onun ustalığı.” diyordu.
Stan Van Gundy’nin Magic sonrası yaşadığı Detroit Pistons macerasından saha dışına dair en akılda kalan şey muhtemelen 2015'te San Antonio Spurs’e karşı oynadıkları maçın son saniyesinde yaşanan olaydır. Zira Pistons’ın 105–104 üstünlüğünün bulunduğu mücadelede hakemler, sürenin ne kadar kaldığını anlamak için masaya gittiklerinde Van Gundy oyuncularına, “Topu kenardan soktuklarında tek yapmanız gereken şu s**tiğiminin duvarını örmek olacak, tamam mı?” diyordu.
Stan Van Gundy’nin Motor Şehri’ndeki macerasında süper yıldız etiketi yine bir pivota aitti, Andre Drummond’a yani. Van Gundy takımın başına geldiğinde henüz 21 yaşında olan Andre Drummond, tecrübeli antrenörle geçirdiği ilk yılında tüm rakamlarında artış yaşadı. İkinci yılında bu artış yükselirken 14,8 ribaund ortalaması yakaladı. Van Gundy’le son sezonu olan 2017–2018'de All-Star seçilirken 16 ribaund ortalamasıyla tamamlıyordu sezonu Drummond.
Stan Van Gundy, oyuncularına karşı biraz sert biraz baba biraz da “inatçı” davrandı. Uzunlarını parlatmayı, kısalarını topsuz oyunlarında oynattırıp geçiş hücumlarında drag screen (geçiş hücumlarında bir oyuncunun direkt olarak perde yapması) kullanmayı, dominant top hâkimiyeti özelliklerine sahip olan oyuncularına erken hücum özgürlüğü vermeyi seviyordu.
Yorumculukla geçen iki senede Stan Van Gundy’nin repertuvarına ne eklediği veya repertuvarından neyi çıkardığı bilinmez fakat bir tahminde bulunmak kimseye zarar vermez gibi duruyor.
Zion Williamson’ın pozisyonel hücum ve savunma yeteneklerinde yapabileceği şeylerin sınırının olmadığı aşikâr. Tabii bu sınırları ciddi anlamda yükseltmek için daha çok yolu olsa da Stan Van Gundy’nin Howard, Drummond ve Odom gibi uzunlara öğrettiği ribaund, pas ve boyalı alanda akıllı oynama özellikleri Zion Williamson’ın NBA’deki boyalı alan etkinliğini çok daha arttırabilir. Zion’ın fizik, hız ve patlayıcı kombinasyonlarını çok daha akıllı kullanmasını sağlayabilir, ki işte bu inanılmaz bir şey olur.
Zion dışında Ingram, Jaxson Hayes, Josh Hart ve Ball için de çok büyük bir şans Stan Van Gundy. Zira Van Gundy’nin topsuz oyunlarda uzunları kısalarla bir harmoni içinde kullanıp topun olduğu tarafta ana aksiyonu hazırlar gibi görünürken tam zayıf kenarda şutöre alan açmayı ne kadar sevdiğini biliyoruz. Yani misal, Ball, Hayes’le sağ köşede bir perde oyunu oynarken Hart şut ve Ingram koridor katlarıyla tonlarca şans bulabilir. Hayes’e dair akıllarda oluşan “Abi bu çocuk yetenekli ama o kadar ham ki, topu yere vuramıyor” eleştirilerini “İşte şimdi olgun”a çevirmek için de en ideal isim belki de Van Gundy.
Alvin Gentry de bu melakelere sahip bir baş anrenördü. Fakat Gentry’nin kimliği tüm sistemi saha dışı ego yönetimine entegre edebilecek kadar “yüksek perdeli” değildi. Stan Van Gundy ise bu kimliğe kısmen daha yatkın biri. Ayrıca JJ Redick ve Jrue Holiday ikilisinin tecrübesini takıma entegre etmede de iyi bir tercih.
Sezonun bazı bölümlerinde Zion Williamson’la kol kola girip gülüştükleri, Holywood’un “baba-oğul” sekanslarını yarattıkları anlar olacaktır büyük bir ihtimalle. Fakat bazı dönemlerde “Zion ile Ingram’ı 35 dakika oynatmak hücum alanınızı kötü etkilemedi mi?” tarzı sorulara sert çıkışlar verdiğini de görebiliriz elbette. Her ne olursa olsun, onun dördüncü macerasına yüksek potansiyelli, genç takımda tanıklık edecek olmak mükemmel bir heyecan olacak bizler için.
Basketbol
Euroleague: Haftanın bilançosu #9
29/11/2020 - 11:15
Basketbol
Euroleague: Haftanın bilançosu #7
23/11/2020 - 15:45