Basketbol

NBA Batı Konferansı: Merak edilenler

Share this with
Copy
Share this article

NBA s-a înființat în urmă cu 74 de ani, la New York

Image credit: Getty Images

ByEurosport Türkiye
27/07/2020 at 13:19

NBA'de normal sezonun yeniden başlamasına sadece üç gün kaldı! Kuzey Kılıç, Batı Konferansı'ndaki kritik noktaları irdeledi.

NBA'de normal sezonun yeniden başlamasına çok kısa bir süre kaldı. Yaklaşık bir hafta önce başlayan hazırlık maçlarıyla birlikte NBA basketboluna olan özlemimizi bir nebze giderme fırsatı yakalamış olsak da normal sezon heyecanı başka bir şey. Doğu Konferansı'na dair hazırladığım içerik sonrasında sırada Batı Konferansı var.

Play-off'un son bileti kimin olacak?

Basketbol

Toronto Raptors’ın muazzamlığı ve şampiyonluk adaylarının sıradanlığı

03/08/2020 AT 13:00

Batı Konferansı'nda play-off'a kalmayı garantileyen yedi takım var. Los Angeles Lakers, Los Angeles Clippers, Denver Nuggets, Utah Jazz, Oklahoma City Thunder, Houston Rockets ve Dallas Mavericks'ten oluşan yedilinin ardında ise adeta kıyametler kopuyor.

Memphis Grizzlies 32 galibiyet ve 33 mağlubiyetle sekizinci, Portland Trail-Blazers 29 galibiyet ve 37 mağlubiyetle dokuzuncu, New Orleans Pelicans 28 galibiyet ve 36 mağlubiyetle onuncu, Sacramento Kings 28 galibiyet ve 36 mağlubiyetle on birinci, San Antonio Spurs 27 galibiyet ve 36 mağlubiyetle on ikinci ve Phoenix Suns 26 galibiyet ve 39 mağlubiyetle on üçüncü sırada yer alıyorlar.

Bu altı takımı kısa kısa değerlendirip play-off şanslarını ölçmeden önce ana potada yer alan ilk dörtlünün normal sezonda birbirlerine karşı oynadıkları maçlarda neler yaptıklarına göz atalım.

Memphis Grizzlies, Portland Trail-Blazers'a karşı oynadığı bir maçtan galibiyetle ayrıldı. Sacramento Kings'e karşı oynadığı dört maçın birini kazanıp üçünü kaybetti. New Orleans Pelicans'a karşı çıktıkları iki maçı da kaybetti.

Portland Trail-Blazers, New Orleans Pelicans'a karşı oynadığı dört maçı da kaybetti. Sacramento Kings karşısındaki dört maçın ikisini kazanıp ikisini kaybetti. New Orleans Pelicans cephesi ise normal sezonda bu üç takıma tek bir maç bile vermedi. Sacramento Kings'le bir kez karşılaşıp onları mağlup ederlerken Blazers ve Grizzlies'ten toplamda altı maç çaldılar.

Altı takım arasında şansı en az olan takımların Spurs ile Suns olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Kadro kalitelerindeki farklar bir yana, Grizzlies'le aralarındaki galibiyet farkı işi çok zorlaştırıyor onlar adına.

DeMar DeRozan ve LaMarcus Aldridge gibi biri kısa biri uzun iki klasik dönem oyuncusunun yanını iyi parçalarla donatamayan Spurs, böylece Gregg Popovich tedrisatı altında play-off'u kaçırabilir.

Suns'ın play-off'ta yer alamaması bence onlar adına büyük bir kayıp olmayacaktır. Zira yine doğru dürüst bir sisteme oturmadan başladıkları sezonda Ricky Rubio, Devin Booker, Kelly Oubre Jr., Dario Saric ve Deandre Ayton beşiyle bir şeyler gösterebildiler. Kenardan getirdikleri Ty Jerome, Aron Baynes, Elie Okobo, Mikal Bridges ve Frank Kamnisky için de durum aynı şekilde. Fakat bu takımın nüvesinin oturması biraz zaman alacak. Ayrıca derinliğin kalite seviyesini arttıracak isimlere ihtiyaç duyuyorlar.

Diğer dörtlü arasında ise olası bir play-in turnuvası görmemiz muhtemel. Zira sekiz maç sonunda çok büyük bir sürpriz oluşmazsa bu dört takım dört galibiyet bareminde sıralanacaklar.

Kadro kalitesi ve hazır görünüm açısından bence şu an en iyi takım New Orleans Pelicans. Her ne kadar Jaren Jackson Jr., Brandon Clarke, Jonas Valanciunas ve Ja Morant'ten oluşan ve sezon boyu istikrarlı bir şekilde devam eden yapı, Memphis Grizzlies'i sezonun iyi takımlarından biri yapsa da Pelicans, Zion Williamson'ın dönüşü sonrasında her anlamad mükemmel bir ivme yakaladı.

Lonzo Ball ve Brandon Ingram'ın artan performansları, Zion'ın sakatlık dönüşü sonrasında iki-üç ay oynayıp dört-beş aylık pandemi sürecinde fiziksel olarak diri kalması bence Pelicans'ı bir adım öne taşıyabilir. Tabii Grizzlies'in galibiyet farkını göz ardı etmemek gerekiyor.

Sacramento Kings ve Portland Trail-Blazers cepheleri ise iki ayrı dünya gibi. Kings; Buddy Hield, De'Aaron Fox, Marvin Bagley III ve Bogdan Bogdanovic'li nüvesiyle gayet iyi işler yapmasına karşın son basamağı çıkma adına yeterli tecrübeye sahip değil. Fakat geleceğe dair en olumlu sinyalleri veren nüvelerden birine sahip oldukları kesin.

Blazers ise iş son basamağa kaldığında harikalar yaratan fakat normal işleyişte beklenmedik tökezlemeler yaşayan bir çizgiyle devam etti bu sene. Damian Lillard ve CJ McCollum ikilisi takımı sırtlarlarken Jusuf Nurkic'in sakatlanması, Carmelo Anthony ve Hassan Whiteside'ın yarattığı problemler Terry Stotts'ın takımını olumsuz etkiledi. Her ne kadar Nurkic'in yeniden başlama sürecinde sahada yer alacak olması bir artı gibi görünse de Blazers, düzenden çıkmaya çok müsait bir görüntüde.

Bence son bilet, New Orleans Pelicans'ın olacak.

Ortalarda nasıl bir sıralama olacak?

Play-off'un son bileti için kıyasıya bir rekabet yaşanacak fakat aynı rekabet, play-off sıralamasında da yaşanacak.

Los Angeles Lakers 49 galibiyet ve 14 mağlubiyetle Clippers'ın beş galibiyet önünde liderlik koltuğunda otururken dört, beş, altı ve yedinci sıralarda büyük bir rekabet yaşanıyor. Utah Jazz 41 galibiyet ve 23 mağlubiyetle dördüncü, Oklahoma City Thunder 40 galibiyet ve 24 mağlubiyetle beşinci, Houston Rockets 40 galibiyet ve 24 mağlubiyetle altıncı ve Dallas Mavericks 40 galibiyet ve 27 mağlubiyetle yedinci sırada yer alıyor.

En sondan başlayalım.

Bence yedinci basamak Mavericks'te kalacak. Zira Mavs, Luka Doncic'in bireysel oyunu tıkandığı zaman neredeyse hiçbir şey yapamıyor. Evet, Luka'nın oyununu düzen dışına itmek çok zor gibi görünebilir fakat sekiz maçlık bir maraton ve sonrasındaki play-off sürecinde yalnızca bir oyuncuya karşı nasıl önlemler alınabildiğini tarih boyunca gördük. Doncic tıkandığında yükü paylaşmak için Kristaps Porzingis, Seth Curry ve Jalen Brunson öne çıkacaklar.

Porzingis, Mavs forması giymeye başladığından beri istikrarlı bir şekilde sahada etki yaratamıyor. Brunson ve Curry ikilisi ise bu rol için uygun değiller. Demek istediğim, bu iki oyuncuyu muhtemelen ligdeki diğer 29 takım da kadrosunda görmek ister fakat onlar için düşündükleri rol "tamamlayıcı" dışında bir şey olmayacaktır. Tüm bu nedenlerden ötürü Mavericks'in yedinci sırayı alacağını düşünüyorum.

Altıncı basamak Thunder'ın olabilir. Oklahoma City Thunder, yaz arasında Paul George'u kaybettikten sonra bir ara tüm kadrosunu takasla dağıtıp draft sıralaması toplamayı (zaten şu an bu konuda ligin en avantajlı takımı onlar) düşünmüştü. Fakat Chris Paul'ün liderliği, Dennis Schröder'in altıncı adam rolüne soyunması, Shai Gilgeous-Alexander'ın takımın yıldızı olması, Danilo Gallinari ile Steven Adams'ın sahanın her iki yönünde de sertlik katmaları ve Luguentz Dort, Nerlens Noel, Terreance Ferguson, Abdel Nader, Hamidou Diallo, Mike Muscala kenar ekibinin totalde verdikleri skor, asist ve ribaund katkısı takımın ivmesini beklenmesik bir seviyeye çıkarmıştı.

Shai ve Paul ikilisi her anlamda mükemmel bir uyum yakalamış olsalar da Shai'nin henüz kritik seviyeler için olgun olmaması bence OKC'nin hücum silahlarını kısıtlayabilir. Bu nedenle onların altıncı sırayı alacağını düşünüyorum. Bu arada, Andre Roberson'ı izlemek gerçekten de büyük bir keyif.

Thunder'ın hemen üstünde ise Utah Jazz'in yer alacağını düşünüyorum. Quin Snyder tedrisatı altında olan Jazz, son yıllarda olduğu gibi takım oyunuyla iyi bir şeyler yaparken Donovan Mitchell'ın yarattığı farkla etkili oldu. Fakat Rudy Gobert'in koronavirüse yakalanma nedenini (sorumsuzca mikrofonlara dokunmuştu) ve önce kendisinin ardından Mitchell'ın koronavirüs testlerinin pozitif çıktığını düşündüğümüzde, Jazz'in takım içi huzuru pek de bıraktığımız gibi olmayabilir.

"Small ball" beşi kullanımında çığır açan Houston Rockets'ın dördüncü sırada yer alacağını düşünüyorum. Tyson Chandler dışında gerçekten de pivotu bulunmayan Rockets; Russell Westbrook, James Harden, Eric Gordon, PJ Tucker, Robert Covington'ın başı çektiği ve Austin Rivers, Ben McLemore ile Jeff Green'in desteklediği yapıda daima potayı zorlayan hücumlar kullanacaktır. Demek istediğim, yalnızca Harden değil, takımın tamamı üçlükler üzerinen gidip boş dripling kanalı veya topsuz kat kovalayacaktır. İşin savunma kısmında fiziksel olarak yaşama ihtimalleri olan zaafı ise Tucker, Westbrook ve Covington'ın pozisyonel savunma teknikleriyle bir ölçüde yamalayabilirler.

Denver, Denver ve Denver

Denver Nuggets, kendi açımdan bu sezon izlemekten en keyif aldığım takımdı. Nikola Jokic'in tepeye, perimetreye veya baseline hizasına geçip geniş saha görüşüyle topsuz katları, catch&shoot için hazırlanan kısaları veya diğer uzunun hareketlenmesini mükemmel paslarla görebilmesi elbette bunun altındaki en büyük neden.

Tabii Jokic'in "büyüleyici" oyunu dışında Monte Morris ile Torrey Craig'in inanılmaz mikro parçalar olmaları, Michael Porter Jr.'ın adete gözümüzün önünde süper yıldıza dönüşmesi, Jamal Murray ve Gary Harris'in istikrarsız ama tempolu oyunları, Jerami Grant'in potanın her iki tarafında da etkili olabilmesi de etkiliydi.

Mike Malone'un takımı 43 galibiyetle üçüncü sırada yer alarak devam edecek sezona. Bir galibiyet ardında oldukları Clippers'ı geçmeleri muhtemel. Ayrıca bence sezonun sürpriz şampiyon adaylarından biri onlar.

Los Angeles kimin şehri?

Los Angeles şu anda LeBron James ve takımıın şehri gibi görünüyor. Zira Mor-Sarılı ekip mükemmel bir normal sezonu geride bırakmaya hazırlanıyor. Bunun en büyük nedeni ise LeBron James ile Anthony Davis'in yakaladığı uyum.

LeBron James’in 2019-2020 sezonuna dek olan kariyerine göz attığımızda bulunduğu takımı bireysel çabalarıyla bir yerlere taşıdığını görüyoruz. Burada aklınıza, “Miami Heat’teyken Dwyane Wade ve Chris Bosh ile oynadı. Cleveland Cavaliers’tayken Kyrie Irving ve Kevin Love ile oynadı.” karşıt görüşü gelebilir. Fakat LeBron, Heat’teki dört yıllık kariyeri boyunca normal sezonda kullanılan şutların ortalama %34,1’ini kaplıyordu.

Asist, top çalma, sayı ve ribaund katkılarıyla toplamda atılan sayının ortalama %71,7’sinde imzası vardı. Kyrie ve Love’lı Cavs dönemindeyse dört sezonda, play-off ve normal sezon dâhil, toplam kullanılan şutların %35,5’ini kaplıyordu. Ayrıca Heat’teki dört sezonunda ortalama 38,1 dakika sahada kalmıştı. Cavs’teki dört sezonunda ise 36,9 dakika sahada kalıyordu. Bu sezon Lakers’ta kullanılan şutların yalnızca %31.8’lik kısmı ona ait. Ayrıca maç başına 34,9 dakika sahada kalarak bu anlamda kariyerinin en düşük rakamlarını elde etti. Tabii 10,6 asist ortalamasıyla bu anlamdaki en yakın sezonuna (9,1 ile 2017-2018) 1,5 fark atarak zirvesini yakaladı. Yani efor anlamında biraz daha stabil bir sezon geçirirken oyun olgunluğu, çok daha arttı.

Oyun olgunluğundaki artışı elbette yalnızca asist rakamlarıyla açıklamak doğru olmaz. Misal, Milwaukee Bucks ile sahalarında oynadıkları maçta kritik anlarda takımı yönlendirmesi, savunma ribaundlarını aldıktan sonra hızlı hücumu başlatan pasları rahatça atabilmesi, açık alanda ikiye-bir hücumları yönlendirebilmesi bu olgunluğun en net örnekleri.

Anthony Davis, sekiz senelik NBA kariyerinde ilk kez bir süper yıldızla aynı takımda forma giyiyor. New Orleans’taki yedi yılı boyunca play-off potasının son basamakları için mücadele eden AD, ayrıca kolejdeki Kentucky macerasından beri ilk kez hedefi şampiyonluk olan bir takımda forma giyiyor.

Sayı, ribaund, asist gibi ana istatistiklerde daha iyi yılları olsa da Davis, performans anlamında kariyerinin en iyi sezonunu geçiriyor. Zira %61,4’lük gerçek ve %52,8’lik verimli şut kullanımlarıyla kariyer zirvesine ulaşmış durumda. Ayrıca 55 maçta 194 üçlük deneyerek 75 maç-162 üçlük sezonunu geride bırakıp bu alanda da zirveye çıktı.

Özellikle de üçlüklerdeki bu gelişimi değerli. 194 üçlüğün 65’inde isabet bulan AD, LeBron ile oynadığı pick&roll’lerde hâli hazırda durdurulamaz bir tehdit. Fakat takımların tuzaklı uzak savunma düzenleri karşısında pick&pop oynayabiliyor. Şut menzilini yayın iki adım gerisine (%35 isabet ortalaması) kadar çekebilmesiyle tuzaklı savunmaları ekarte edip hem kendine hem de LeBron’a alan açabiliyor. Yani Davis ile LeBron, sahaya yansıyan performans anlamında birbirilerini farklı alanlarda zirveye taşımayı başardılar.

Tabii bu ikilinin yakaladığı uyumun yanı sıra JaVale McGee, Dwight Howard, Rajon Rondo, Kyle Kuzma, Alex Caruso gibi parçaların tamamlayıcı görevi almaları ve Frank Vogel'ın savunmadaki mükemmel sistemi de Lakers'ı zirveye taşıdı.

Şimdi bir de şehrin diğer yakasına, Los Angeles Clippers'a bakalım. Clippers sezona Kawhi Leonard, Paul George, Landry Shamet, Patrick Beverley, Montrezl Harrell, Lou Williams gibi hem nitelik hem de nicelik anlamında mükemmel bir kadro düzeniyle başlamıştı fakat George'un omzundan sakatlanması işleri biraz değiştirdi. Kawhi, tüm sorumluluğu üstlenmeye başladı.

Kawhi’ın bir yıl süren ve şampiyonlukla sona eren Raptors macerası aslında birçok yönden 2016-2017 Spurs macerasına benziyor. Fakat geçtiğimiz sezon savunmada biraz daha ritim kaybetmiş, hücumda ise tam bir “all around” yıldıza dönüşmüştü. Kritik anlarda daha fazla sorumluluk alarak, misal konferans yarı finalinde Philadelphia 76ers’a karşı oynadıkları maç, takımı sırtlamıştı.

2019 yaz arasında Raptors’tan ayrılıp bir süre bekleyip (bu bekleyiş en çok Lakers’ı yaraladı) Paul George’un da alınması şartıyla Clippers’a gittiğinde işlerin daha farklı bir boyuta taşınacağı belliydi. Neden mi?

Koç Doc Rivers’ın kariyeri boyunca çok yönlü yıldızları yönetmekte ne kadar iyi olduğuna birçok kez tanık olduk. Kawhi gibi birden fazla şeyi elit seviyelerde yapabilen bir oyuncu, en başta Rivers’ın temposu ve ani kararlarıyla run&gun’a; kısalarıyla ve yay gerisi alanlarıyla pace&space’e benzeyen hücum düzenine rahatlıkla uyum sağlayabilirdi ki böyle de oldu.

Kawhi, hücumda hem yönlendiren hem de yönlendirilen oyuncuydu. Lou Williams ve Landry Shamet’in şut, Ivica Zubac ve Montrezl Harrell’ın perde setlerindeki tehditleriyle aradığı alanları rahatlıkları buldu. Bulamadığında ise kendisi o alanları rahatlıkla yaratıyordu. Burada önemli olan iki şey var. Birincisi, savunmada Spurs “prime”ına dönmesi. İkincisi, top yönlendirme konusunda elit bir guard gibi davranması. Raptors’da özellikle play-off döneminde bu konuda önemli bir yol almıştı ancak belli başlı sorunları vardı; mesela yarı sahada iki perde sonrasında devrilen oyuncuyu bulmak gibi. Bu sezon ise pas repertuvarını genişletmesiyle sahada yer alan her oyuncuya artı değer kattı.

Tabii Lou & Harrell ikilisinin pick&roll sanatı, Beverley'nin bitmek bilmeyen enerjisi ve Zubac, Shamet, Green gibi parçaların yükselişi Clippers'ın ivmesini korumasını sağladı. Ancak şu anda şehrin Mor-Sarılı ekipte olduğunu söylemek mümkün. Tabii sağlıklı bir Paul George işleri tamamen değiştirebilir.

*Bonus

Dion Waiters ve Joakim Noah'a parantez açmadan bu yazıyı kapatmak istemiyordum. Kısaca bahsedecek olursam, Waiters, Lakers'la imzaladı. Noah ise Clippers'la Mart ayında imzaladığı 10 günlük kontratın bir yıla çevrilmiş hâline imza attı. Bana göre bu iki imza da çok değerli. Neden mi?

Dion Waiters'ın Miami Heat'te sakatlanmadan önce nasıl oynadığını hatırlıyor musunuz? İzolasyonlar üzerinden mükemmel işler yapan fakat aynı zamanda topsuz adam rolünde perdeleri kullanıp sayı bulabilen bir isimdi Waiters. Burada özneyi çıkardığınızda geriye kalan cümleler, "LeBron James'in yanına nasıl bir oyuncu gerekiyor?" sorusunu cevaplıyor zaten.

Joakim Noah, 2010'ların ilk yarısındaki Joakim Noah değil. Fakat hâlen daha o mükemmel ikinci sıçramasını korumayı başardığını gördük. Ayrıca Harrell ile Zubac'ın şimdilik yer almadığı Clippers pota altında "pis işleri" yani ribaund, itme-kakma, perde asisti yapma gibi işlerde görev alma rolleri için ideal bir isim.

Nedir bu turnuvanın takvimi tam olarak? Daha da önemlisi, "play-in" diye bir şey var. Bu ne demek?

Maçlar 30 Temmuz'da başlayacak. 14 Ağustos'a kadar her takım sekiz kez parkede yer alacak. Maçlar sonrasında konferanslarında sekizinci ile dokuzuncu sıralarda yer alan takımların birbirleriyle arasında dört veya daha az galibiyet farkı oluşursa, sekizinci sıra için çift elemeli bir "play-in" turnuvası düzenlenecek. Eşleşmeyi kazanan takımlar play-off'a yükselecekler.

15-16 Ağustos'ta oynanacak olan turnuvanın ardından 17 Ağustos'ta play-off heyecanı başlayacak. 30 Ağustos'ta oyuncuların aileleri ve misafirleri Orlando'ya gelebilecekler.

31 Ağustos ile 13 Eylül tarihleri arasında konferans yarı finalleri oynanacak. 15 ile 28 Eylül tarihleri arasında ise konferans finalleri oynanacak.

30 Eylül ile 13 Ekim tarihleri arasında oynanacak olan NBA Finalleri sonrasında yüzükler sahibini bulacaklar.

Başa dönelim. Hangi takımlar yer alacak bu konferansta? Neden?

Batı Konferansı'ndan Los Angeles Lakers, Los Angeles Clippers, Denver Nuggets, Utah Jazz, Oklahoma City Thunder, Houston Rockets, Dallas Mavericks, Memphis Grizzlies, Portland Trail Blazers, New Orleans Pelicans, Sacramento Kings, San Antonio Spurs ve Phoenix Suns; Doğu Konferansı'ndan Milwaukee Bucks, Toronto Raptors, Boston Celtics, Miami Heat, Indiana Pacers, Philadelphia 76ers, Brooklyn Nets, Orlando Magic ve Washington Wizards, Disney'de yer alacaklar.

Bu takımlar seçilirken "6,5 galibiyet fark" kıstas kabul edildi.

Peki kimler dışarıda kaldı?

Chicago Bulls, Charlotte Hornets, New York Knicks, Detroit Pistons, Atlanta Hawks, Cleveland Cavaliers, Minnesota Timberwolves ve Golden State Warriors tatile erkenden girdiler.

En önemli şeyi unuttum. İlk iki günde maçlar kimler arsında oynanacak?

30 Temmuz'da Utah Jazz ve New Orleans Pelicans mücadelesiyle dört aydır hasret kaldığımız uykusuz gecelere başlayacağız. Maç bittikten sonra Los Angeles'ın iki devi Clippers ve Lakers parkede yer alacaklar. Ertesi gün ise Orlando Magic ile Brooklyn Nets, Phoenix Suns ile Washington Wizards, Memphis Grizzlies ile Portland Trail Blazers, Boston Celtics ile Milwaukee Bucks, Sacramento Kings ile San Antonio Spurs, Dallas Mavericks ile Houston Rockets kozlarını paylaşacaklar.

Oyuncuların Orlando'ya gidip gitmeme kararlarında neler yaşandı?

Koronavirüs salgını ve Amerika Birleşik Devletleri'nde sosyal adalet için devam eden savaş, oyuncuların Orlando'ya gidip gitmeme kararlarını etkiledi. Oyunculara üç aşamalı testler yapıldı. Ayrıca bir oyuncu Orlando'ya gelmek istemediyse maaşından herhangi bir kesinti yapılmadı.

Kim hangi otelde kalıyor?

Gran Destino: Bucks, Lakers, Raptors, Clippers, Celtics, Nuggets, Jazz, Heat

Grand Floridian: Thunder, 76ers, Rockets, Pacers, Mavericks, Nets, Grizzlies, Magic

Yacht Club: Blazers, Kings, Pelicans, Spurs, Suns, Wizards

Şu test kurallarından bahset biraz.

NBA "bubble"ı içerisinde Disney World'de yer alan her oyuncunun ilk test aşamaları 23-30 Haziran tarihleri arasında evde yaptıkları testlerle başladı. Orlando'ya girdikten sonra oyuncu, 48 saat içerisinde iki kez korona negatif sonucu alırsa otelde daimi yerini alabildi.

Eğer bir oyuncu oradaki ortamdan ayrılırsa geri dönmesi için en az 10 gün beklemesi gerekecek. Maske, sosyal mesafe, kişisel malzeme kullanımı gibi birçok tedbir alındı ayrıca.

Basketbol

NBA’de eğlence yeniden başlıyor | Disney rehberi ve Doğu Konferansı analizi

22/07/2020 AT 07:39
Related Topics
BasketbolDallas MavericksChicago BullsBoston CelticsMore
Share this with
Copy
Share this article