Basketbol

Nerede kalmıştık #3: Los Angeles Clippers

Share this with
Copy
Share this article

Paul George et Kawhi Leonard

Image credit: Eurosport

ByEurosport Türkiye
19/06/2020 at 11:09

Kawhi Leonard kariyerinin zirvesinde mi? Doc Rivers, 2007-2008 ve kritik sınavlar. Pick&roll sanatında iki usta: Lou Williams ve Montrezl Harrell. Reggie Jackson, geri dönüş sonrasında ligin en iyi altıncı adamı olabilir mi? Paul George hayal kırıklığı yaratacak mı? Kuzey Kılıç, 31 Temmuz’da yeniden başlayacak olan NBA sezonu öncesinde takımların son durumlarını değerlendiriyor.

*Basketball-Reference, Synergy Stats, NBA Stats ve Basketball Index’teki verilerden yararlanılmıştır.

NBA yönetimi, 11 Mart’ta oynanan dört normal sezon maçının ardından koronavirüs salgını nedeniyle sezonun askıya alındığını açıklamıştı. Haziran başında yapılan açıklamada ise sezonun 22 takımla 31 Temmuz’da Orlando’da devam edeceği belirtilmişti. Basketbolla dolu uykusuz gecelere hasret kaldık fakat şov, bir ay sonra devam edecek! Peki bu süreçte Orlando’da yer alacak 22 takıma göz atmaya ne dersiniz?

Basketbol

Bir yaz şarkısı

13/06/2020 AT 08:54

Los Angeles Clippers - 44 galibiyet ve 20 mağlubiyet ile konferanslarında ikinciler.

Atılan sayı ortalaması: 116,2 – Ligde dördüncüler.

Yenilen sayı ortalaması: 109,7 – Ligde 13.’ler.

Hücum reytingi: 113,6 – Ligde üçüncüler.

Savunma reytingi: 107,2 – Ligde beşinciler.

Olumlu anlamda dikkat çeken istatistik: Rakiplerini yay gerisinde %34,1’de tutmaları.

Olumsuz anlamda dikkat çeken istatistik: 23,8 asist ortalamalarıyla bu alanda ligin en kötü yedinci takımı olmaları.

Los Angeles Clippers, tüm franchise dönemi boyunca, hem başarı hem de kadrosuna süper yıldız ekleme anlamında şehrin diğer takımı Los Angeles Lakers’ın gerisinde kaldı. Fakat bu 2019 Temmuz’unda Paul George ile Kawhi Leonard’ı adeta Lakers’ın elinden kaparak önemli bir işe imza attılar.

Kawhi Leonard, kariyerinin en iyi senesini geçiriyor olabilir mi?

Kawhi Leonard, San Diego State’te geçen iki ilginç yılının ardından NBA’e adım atmıştı. Buradaki ilginçlikten kastım, Kawhi; patlayıcı ve akışkan atletizmi, oyun zekâsı ve savunmadaki çok yönlülüğüyle dikkat çekmesine karşın yay gerisindeki istikrarsız performansı ve çelimsiz görünen fiziğiyle akıllarda soru işareti yaratıyordu. Zaten 2011 NBA Draftı’nda 15. Sıraya kadar gerilemesinin nedeni buydu.

Draft gecesi Indiana Pacers’tan San Antonio Spurs’e takaslandığında Gregg Popovich tedrisatı altında bir hayli yol kat etmesi bekleniyordu.İlk iki sezonunda vasat seviyelerde gezinmesine karşın üçlüklerde kolej kariyerini neredeyse ikiye katlaması ve mükemmel vücut tabanına iyi bir kas kütlesi eklemesiyle ümit veriyordu.

2014-2015 sezonundan itibaren Tony Parker, Manu Ginobili ve Tim Duncan üçlüsünün yavaş yavaş çekilmesiyle birlikte meşaleyi tek başına taşıyordu. 2016-2017’de ise NBA’in “elit süper yıldız” sınıfına girmesini sağlayacak mükemmel bir performansa imza atmıştı Kawhi. %38 isabetle üçlük atması bir yana, hâli hazırda rüştünü ispatladığı savunma performansında artık Everest’e ulaşmış, hücumda top yönlendirme konusunda gelişmiş ve penetre sırasında ilk adımını yay hizasında almasıyla kolay skor üretiminde mükemmel bir seviyeye ulaşmıştı.

Fakat sonraki sezon sakatlıklar, bazı anlaşmazlıklarla geçip kariyerinde kara bir leke yaratıyordu. Yaz arasına dek süren spekülasyonlar en son Toronto Raptors’ta sona erdi.

Kawhi’ın bir yıl süren ve şampiyonlukla sona eren Raptors macerası aslında birçok yönden 2016-2017 Spurs macerasına benziyor. Fakat geçtiğimiz sezon savunmada biraz daha ritim kaybetmiş, hücumda ise tam bir “all around” yıldıza dönüşmüştü. Kritik anlarda daha fazla sorumluluk alarak, misal konferans yarı finalinde Philadelphia 76ers’a karşı oynadıkları maç, takımı sırtlamıştı.

2019 yaz arasında Raptors’tan ayrılıp bir süre bekleyip (bu bekleyiş en çok Lakers’ı yaraladı) Paul George’un da alınması şartıyla Clippers’a gittiğinde işlerin daha farklı bir boyuta taşınacağı belliydi. Neden mi?

Koç Doc Rivers’ın kariyeri boyunca çok yönlü yıldızları yönetmekte ne kadar iyi olduğuna birçok kez tanık olduk. Kawhi gibi birden fazla şeyi elit seviyelerde yapabilen bir oyuncu, en başta Rivers’ın temposu ve ani kararlarıyla run&gun’a; kısalarıyla ve yay gerisi alanlarıyla pace&space’e benzeyen hücum düzenine rahatlıkla uyum sağlayabilirdi ki böyle de oldu.

Kawhi, hücumda hem yönlendiren hem de yönlendirilen oyuncuydu. Lou Williams ve Landry Shamet’in şut, Ivica Zubac ve Montrezl Harrell’ın perde setlerindeki tehditleriyle aradığı alanları rahatlıkları buldu. Bulamadığında ise kendisi o alanları rahatlıkla yaratıyordu. Burada önemli olan iki şey var. Birincisi, savunmada Spurs “prime”ına dönmesi. İkincisi, top yönlendirme konusunda elit bir guard gibi davranması. Raptors’da özellikle play-off döneminde bu konuda önemli bir yol almıştı ancak belli başlı sorunları vardı; mesela yarı sahada iki perde sonrasında devrilen oyuncuyu bulmak gibi. Bu sezon ise pas repertuvarını genişletmesiyle sahada yer alan her oyuncuya artı değer kattı. Bence tüm bu olanları ve geçmiş yıllarını kısaca göz önüne aldığımızda 2019-2020, Kawhi’ın kariyerindeki en iyi sezon.

Pick&roll sanatı: Lou Williams ve Montrezl Harrell

2018-2019 sezonunda play-off potasında olmayacağı düşünülen Clippers; Lou Williams ve Montrezl Harrell önderliğinde bu düşünceyi yıkıyordu. Tepe pick&roll’lerinde Harrell’ın sert, iyi zamanlı ve mobiliteye sahip perdeleri dört farklı varyason yaratıyordu. Birincisi, Lou’nun geniş menzili sayesinde atabileceği üçlük. İkincisi, Lou’nın deliciliği ve durma-kalkma kabiliyetleri sayesinde turnike ile rahatça sayı üretebilmesi. Üçüncüsü, Harrell’ın “roll man” yani devrilen oyuncu olarak sayı üretmesi. Dördüncüsü, perde sonrasında topla buluşan Harrell’ın kısa spin ve akıllı mobiliteyle Landry Shamet, Patrick Beverley gibi isimleri görüp onlara alan ve doğal olarak sayı şansı yaratması.

Tabii kadronun hem nitelik hem de nicelik açılarından kısır olması takımı bir üst seviyeye çıkaramadı. Fakat burada önemli olan şey, Lou ile Harrell’ın bu setleri kenardan gelip oynamaları. Tabii kenardan gelip oynamaları derken süre ortalamaları 30 dakika civarındaydı.

Bu sezon takımın ana hücum silahlarının Kawhi ve George üzerine kurulmasıyla Lou-Montrezl p&r’ları çok güçlü bir üçüncü silah hâlini aldı. Öyle ki bazı maçlarda takımı ipten alan ikili oyunları oynadılar. Ayrıca Kawhi’ın “dinlenme” günlerinde ve George’un sakatlıklarla boğuştuğu dönemde kontrolü ele alıp takımın ritminin kaybolmasına izin vermediler.

Doc Rivers, 2007-2008 ve kritik sınavlar.

Doc Rivers, NBA kamuoyunda rengi belirlenemeyen baş antrenörlerden biri. Kimilerine göre tarihin en iyilerinden kimilerine göreyse abartılan bir antrenör. En iyilerinden biri olarak gösterilmesinin başında 2007-2008’de Boston Celtics’le kazandığı şampiyonluk yer alıyor.

Paul Pierce, Kevin Garnett, Ray Allen ve Rajon Rondo’lu mükemmel Celtics takımı, 66-16’lık dominant normal sezonun ardından play-off’larda bir hayli zorlanmıştı. İlk turda Atlanta Hawks’ı ve ikinci turda Cleveland Cavaliers’ı yedişer maç sonunda geçebilmişlerdi. Konferans Finali’nde Detroit Pistons’ı 4-2’yle yenerlerken aynı sonucu NBA Finali’nde Los Angeles Lakers’a karşı alıyorlardı.

Rivers o sezon özellikle Rondo-Garnett perde oyunlarında ısrar edip verim alması ve Garnett’i kısa devrilen olarak bırakmasıyla dikkat çekmiş, Allen’a şut alanı yaratmak için Kendrick Perkins ve Leon Powe’u perde adamı olarak kullanmasıyla değişen oyuna katkıda bulunmuştu.

Bu sezon, o sezonki gruba benzer hatta daha derin bir yapı var Rivers’ın elinde: Kawhi Leonard, Paul George, Patrick Beverley, Landr Shamet, Lou Williams, Montrezl Harrell ve Ivica Zubac rotasyonu dikkat çekiyor.

Onu, “fazla abartılan” kategorisine sokan şey aslında kalabalık rotasyonları kullanma tarzı. Kawhi bölümünde değindiğim gibi Rivers, iyi bir yıldız idarecisi fakat işin içine birden fazla yetenekli oyuncu girdiğinde işler biraz sarpa sarabiliyor. Misal, 2013-2014’te Blake Griffin-Chris Paul-DeAndre Jordan üçlüsünün önderlik ettiği takımda iyi bir normal sezonun ardından play-off sürecinde Matt Barnes’a JJ Redick ve Jamal Crawford’dan daha fazla süre vermesi gibi.

Zira hem Crawford hem de Redick, normal sezonu Barnes’tan daha iyi tamamlamışlardı. Ayrıca ikinci turda play-off defterini Oklahoma City Thunder karşısında kapadıklarında da Barnes’tan daha iyilerdi. Yani eğer Rivers, 2010’larda buna benzer yaptığı minör ama etkisi majör hataları yaparsa işler yine sarpa sarabilir. Tabii 2007-2008’deki gibi saf yeteneğe güvenirse kariyerindeki ikinci yüzüğü kazanabilir.

Orlando’da neler merak konusu?

Paul George, hayal kırıklığı yaratacak mı?

Paul George bu yaz arasının belki de en flaş hamlesiydi. Zira ortada büyük bir serbest oyuncu havuzu varken PG13, takasla birlikte Thunder’dan Clippers’a geldi. Sezon başladığında kendisinden beklentiler doğal olarak yüksekti fakat omuzundan yaşadığı sakatlıklar işi değiştirdi. Ligin koronavirüs salgını nedeniyle araya girmesiyle birlikte tedavisini tamamlayan George’un Orlando’daki performansı, Clippers’ın bu sezonki tavanını belirleyebilir.

Reggie Jackson, geri dönüş sonrasında ligin en iyi altıncı adamı olabilir mi?

Reggie Jackson, 18 Şubat’ta Pistons tarafından serbest bırakıldıktan sonra Lakers’ın radarına girmiş fakat iki gün sonra Clippers’la anlaştığını açıklamıştı. Bu transfer, “Ya zaten elinde yetenekli kısalar ve top yönlendiriciler var, neden Reggie?” diye yorumlanabilir fakat Reggie, bir oyun kurucudan ziyade şutör gibi oynuyor. Oynadığı dokuz maçta 14/31’le üçlük atarak takımın hücum temposuna değerli bir katkı yaptı. Ayrıca 9,4 sayı, 3,2 asist ve 2,9 ribaund ortalamalarını bench’ten gelip yapmasıyla değerine değer kattı.

Basketbol

“Bir sonraki Jordan”ların izinde

17/05/2020 AT 16:09
Basketbol

NBA All-Star 2020’nin ilk beşleri hakkında bilinmesi gerekenler

25/01/2020 AT 11:13
Related Topics
BasketbolL.A. ClippersPaul GeorgeKawhi Leonard
Share this with
Copy
Share this article