ESPN yapımı belgesel The Last Dance, basketbol ile ilgili veya ilgisiz herkesin odağındaydı geçtiğimiz yaz. Pandemi karantinasının hemen başlarında yayımlanan yapım hem kurgusuyla hem de Jordan ve Bulls’a ait ilk kez ortaya çıkan görüntülerle oldukça fazla ses getirdi. Belgeselin ana ekseninde Chicago Bulls’un ikinci şampiyonluk üçlemesinin sonuncusu olan 1997-1998 sezonunun hikayesi yer alırken, bir yandan da Michael Jordan’ın sıradışı yanları eşliğindeki kariyer yılları anlatıldı. Elde, inanılmaz bir takımın başarı hikayesi, karakteri ve perde arkasındaki hayatı hep merak edilen bir süperstar sporcu ve üstüne de ana eksendeki hikayenin geçtiği yıla ait bir sezonluk görüntüler olunca ortaya çıkan iş spor yapımları için bir mihenk taşı oldu adeta.

Peki ya bizim The Last Dance? Böyle göz alıcı yapımları izleyince, akla ilk gelen sorulardan birisi de ben olsam hangi yerel hikayeyi anlatmak isterdim oluyor haliyle. Ya da izleyici gözüyle bir sezon daha izleyemediğimiz için içimizde kalan takımları hatırlıyoruz. Zamanı geri almak elbette imkansız ancak gün yüzüne çıkmamış arşivlerden bize miras kalmış bazı görüntülere, seslere veya notlara ulaşabiliyor olsak diye içimizden geçiriyoruz.

Basketbol
Devrimden Sonra
DÜN - 11:23

Birden fazla kulvarda kazanılan kupalar, sezonu domine eden bir oyun, karizmatik bir yıldız ve onun etrafına donatılmış etkili rol oyuncuları…26 Mayıs 2000 günü, üst üste 2. kez “çifte kupalı” şampiyon olan ve sonraki sezonda Avrupa’nın tepesine göz koymuş bir takımdı Tofaş. Oysa bundan sadece bir kaç hafta sonra, takım ve tüm Bursa şehri öfkeyle karışık bir aldatılmışlık hissini tüm benliğinde yaşayacaktı. İhanete uğramışlardı, yarı yolda bırakılmışlardı ve en önemlisi gururları kırılmıştı.

Türkiye basketbol tarihinin en etkileyici takımlarından Tofaş’ın, 2000 yılındaki “son dans” sezonuna kadar olan zirve yürüyüşü, bundan on sene önce Antalya’da biten hüzünlü bir son ile başlayacaktı.

İlk dans, ilk final

1999-2000 sezonu Tofaş Basketbol Kulüp tarihinde önemli bir basamaktı ancak takım ve organizasyon, halen vadettikleri o zirveye henüz ulaşmamışlardı. 2000 yılına kadar olan bu yolculuğun başlangıcını aslında 1990 senesi olarak kabul edebiliriz. Tofaş’ın hem bu on yıllık rekabetçi döneminde, hem de 2000 sonrası yeniden yapılanma sürecinde önemli rol oynayan Efe Aydan ve Tolga Öngören’in saha içinde liderlik ettiği takım, 1990-1991 sezonunda Türkiye Basketbol Ligi’nde final oynamış ve final serisinde Fenerbahçe’ye 4-3 kaybetmişlerdi. Bu seri aslında tüm hikayenin başlangıcıydı.

Takım o sezon ligin iyileri arasındaydı ama final adayları arasında ilk sıralarda değillerdi. Hüsnü Çakırgil, Levent Topsakal ve Larry Richard ile sezonun en iyi kadrosuna sahip Fenerbahçe, lig devam ederken 14 maçlık bir galibiyet serisi yakalamış ve şampiyonluk için de en güçlü konuma gelmişti. O dönem kariyerinin henüz başında olan ve sarı lacivertli ekibi çalıştıran Çetin Yılmaz ile sezon ortasında yapılan röportajda, genç koç şampiyonluk yolunda en tehlikeli rakipleri arasında başta Paşabahçe olmak üzere Efes Pilsen, Galatasaray ve Çukurova’yı sayıyordu. Tofaş ise bu listenin sonundaydı. Sezon sonunda ise, ligin diğer sürpriz takımı Kolejliler’i yarı finalde geçerek final serisinde Fenerbahçe’nin rakibi oluyorlardı.

https://i.eurosport.com/2020/12/22/2960070.png

Finalde, Bursa’da oynanan ilk maçta Fenerbahçe galip gelmişti ve maçın bitişiyle birlikte o zamanın basketbol şube sorumlusu Mesut Dizdar soyunma odasında “Bu iş bitti!” diyerek erkenden şampiyonluk sevinci yaşıyordu. Ancak Tofaş belki de önlerindeki on yılda nasıl bir takım haline evirileceklerinin ilk mesajını o seride verecekti. İstanbul’daki 2. maçta 1 sayı ile rakibini geçen Tofaş seriye eşitlik getirirken, o dönemki kurallar gereği kalan maçlar için takımlar tarafsız sahalarda karşılaşmak üzere Toroslar’ın doğusundan batısına uzanan yorucu bir Akdeniz seyahatine çıkacaklardı. Adana’da oynanan 3. maçı Fenerbahçe farklı kazanırken, seri Isparta’ya taşınacak ama Tofaş yine teslim olmayacaktı. Isparta’da aynı otelde kamp yapan iki takım bu stresli maça adeta birlikte hazırlanmışlardı. Fenerbahçe galibiyetten emindi ve şampiyonluk kutlamaları için soğuttuğu şampanyaları soyunma odasına kadar getirmişlerdi. Ancak buz gibi şampanyalar, maç sonrası serinin son maçı için Antalya’nın cehennem sıcağına taşınacaklardı. Çünkü Tolga Öngören’in liderliğindeki Tofaş bir kez daha rakibine dur demiş ve uzatmada 2 sayı farkla galip gelmişti.

Final maçı öncesi ibre Tofaş’a dönmüştü. Birkaç hafta önce şampiyonluk için şans verilmeyen takım, seriyi son maça taşırken, 25 yıldır kupanın yolunu dört gözle bekleyen rakibini ise kaosa itmişti. Başkan Metin Aşık maçlara gelmezken yenilgi sonrası takımı aramamıştı bile. Çetin Yılmaz, Isparta’daki yenilgiyi büyük darbe olarak tanımlarken final maçına bu şartlar altında ürkek çıkacaklarını söylüyordu. Menajer Doğan Hakyemez ise şampiyon olamamaları halinde dönmemek üzere görevi bırakacağını açıklamıştı. Takıma liderlik etmesi gereken yöneticilerin bu açıklamaları, Fenerbahçe’nin final maçı öncesi ruh halini de oldukça net bir şekilde yansıtıyordu.

Finalde ise Antalya’da maç öncesi yaşanan tüm bu karmaşaya rağmen Fenerbahçe net bir oyunla galip gelerek şampiyon oldu. Fark bir ara 27 sayıya kadar çıkmış, Tofaş ilk final tecrübesinde adeta dağılmıştı. Final maçından yaklaşık 2 hafta sonra iki takım bu sefer de Cumhurbaşkanlığı Kupası için karşılaşmışlar ancak Tofaş’ın tecrübesi ve nefesi bir kez daha şampiyonluğa yetmemişti.

https://i.eurosport.com/2020/12/22/2960066.png

Yine de bu sezon, takım ve organizasyon için son derece önemli bir tecrübe oldu. Sezon başı hiç şans verilmeyen takım tam 6 final maçı oynamış ve on yıllık başarılarla dolu olacak o dönemin başlangıcını yapmıştı. Cumhurbaşkanlığı Kupası finali öncesinde, Tofaş şirketinin gazetelere verdiği teşekkür ilanı bir yandan o dönemde basketbola bakış açısının ne kadar entelektüel bir seviyede olduğunu gösterirken, bir yandan da kupasız kapatılan sezona rağmen takımın başardıklarının ne kadar takdir edildiğini gösteriyordu. 1891 yılında Dr. James Naismith’in icat ettiği basketbolun 100. yılında Tofaş, tarihe unutulmayacak bir selam gönderiyordu.

https://i.eurosport.com/2020/12/22/2960068.png

Zirve yürüyüşünde ilk kupa

Fenerbahçe’nin 1991 şampiyonluğu, Türkiye Basketbol Ligi tarihi için de 20 yıllık bir hanedanlık döneminin başlangıcıydı. Efes Pilsen ve Ülker (2007’den sonra Fenerbahçe Ülker), Beşiktaş Milangaz’ın şampiyon olduğu 2012 yılına kadar lige ambargo koydular. Bu dönemdeki 20 lig kupası, 10 kez Efes Pilsen’e ve 8 kez de Ülker’e giderken (4 tanesi Fenerbahçe Ülker), bu hanedanlığı tehdit eden tek bir takım vardı. 1999 ve 2000 yıllarında üst üste 2 kez şampiyon olan Tofaş takımı, Jordan sonrası Chicago Bulls’un serisine son veren Houston Rockets’tı adeta. Kimbilir 2000 yılındaki o şok edici karar alınmasaydı biz belki bugün başka bir hanedanlıktan konuşuyor olacaktık.

1991 finali, Tofaş organizasyonu için yatırımların artarak devam etmesi ve takımı bir üst seviyeye çıkarmak için kolların sıvanması anlamına geliyordu. Ancak bu dönemde lige iddialı bir şekilde dahil olan Ülker kulübü ve Naumoski, Ufuk, Volkan’lı o muhteşem jenerasyonu yakalayan Efes Pilsen o kadar kuvvetliydi ki, Tofaş kurduğu iyi kadrolara ve ligi hep ilk beş sıra içerisinde bitirmesine rağmen bir türlü play-off’larda yarı finalden öteye geçemiyordu. 1991 finalini takip eden ilk 3 sene, yarı final yüzü bile göremeyen takımda başta Efe Aydan olmak üzere, Tolga ve Nihat gibi isimlerin yaşları ilerlemişti ve kadroda bir yenilenmeye ihtiyaç olduğu açıktı. Cüneyt Erden, Şemsettin Baş ve Polat Kocaoğlu gibi 20’li yaşlarının başındaki genç isimler kadroda yer almaya başlarken, hali hazırda kadroda yer alan Murat Konuk ve Serdar Çağlan da daha çok süre almaya başladı. Kadrodaki en büyük revizyonun yapılmaya başlandığı 1996 yılından evvel de mevcut takımın, organizasyona en büyük armağanı 1993 yılında kazanılan Türkiye Kupası olacaktı. Trabzon’da oynanan ve ilk kez Final Four şeklinde düzenlenen finallerde Tofaş, Nasaş takımını 90-64 yenerek kupayı kazandı. Bu kupa aynı zamanda Tofaş Basketbol Kulübü’nin A Takım seviyesinde tarihinde kazandığı ilk kupa olacaktı.

https://i.eurosport.com/2020/12/22/2960072.png

Kara Perşembe’nin gölgesinde kalan final

1990 sonrası dönem, basketbolda kurum takımlarının yatırımlarının arttığı ve bunu takip eden süreçte yerel ligde ve uluslararası alanda başarıların geldiği bir dönemdi. Efes Pilsen, Ülker ve Tofaş’ın başı çektiği bu rüzgara yıllar içinde Oyak Renault, Meysu, PTT, Netaş ve Tuborg gibi takımlar katıldı. Burada Ülker’in lige dahil olması ve büyük yatırımların dönüşünü kısa zamanda alması, diğer kurumların da ilgisini basketbola yöneltmesinin altında yatan temel etkendi. Bunun yanında yine Kadınlar Basketbol Ligi’ne de Brisa ve Botaş gibi kurumlar kendi isimleri ile girmeye başladı. Sponsorluk ve kurum takımları furyası, o yıllarda Avrupa’nın geneline de yayılmıştı. Benetton Treviso, Kinder Bologna, Teamsystem Bologna ve Tau Ceramica gibi takımlar arkalarında güçlü kurumlar, yüksek hacimli bütçeler ile birlikte basketbola önemli paralar harcıyorlardı.

1995-1996 sezonunun finalinde Efes Pilsen Koraç Kupası’nı kazanmıştı. 1996-1997 sezonunda Mart ayının sonlarına gelindiğinde ise, Türk basketbolu tarihinin en parıltılı günlerini yaşıyor ve hiç olmadığı kadar gündeme geliyordu. O sezon Efes Pilsen Koraç zaferinin üstüne gözünü Final Four’a dikmiş ve yaklaşık 10 milyon dolarharcamıştı. Tofaş da 8 milyon dolar civarı oldukça yüksek bir bütçeyle iddialı bir takım kurmuştı. Para başarıyı, başarı da ilgiyi beraberinde getirdi. Türk spor medyasının altın çocuğu olan futbol, Avrupa’da alınan hezimetlerle birlikte gözden düşerken, basketbol haberleri ise manşetleri süslemeye başlamıştı.

Zirve artık potanındı. Efes Pilsen Asvel serisinde Final Four’un kapısına dayanmışken, Tofaş’ın ise Yunanistan’ın Aris takımı karşısında Koraç Kupası’nı kazanmasına sadece 40 dakika kalmıştı. Ancak 3 Nisan 1997 tarihinde, gündüz geceye dönmüş ve Türk basketbolu sonraları “Kara Perşembe” olarak tarihe geçecek o kabusu yaşamıştı.

https://i.eurosport.com/2020/12/22/2960067.png

Perşembe akşamının ilk maçı İstanbul’da Efes Pilsen ile Asvel arasındaydı. Seri 1-1’di ve Efes, oyunuyla ve kadrosuyla Asvel’in çok önündeydi. Deplasmandaki ikinci maçta iş bitmeye çok yakındı ancak son 6-7 dakikada Efes kötü bir oyunla Final Four’u İstanbul’a bırakmıştı. Ancak Abdi İpekçi’de akşamın ilk şoku yaşandı ve Efes inanılmaz bir şekilde kaybetti.

Artık dikkatler Bursa’daydı. Selanik’teki ilk maçı Tofaş 11 sayı farkla kazanmıştı. Sonradan oyuncuların ve teknik kadrodaki bazı isimlerin de çeşitli röportajlarda söyleyeceği gibi, ilk maçta alınan farklı galibiyet rehaveti de beraberinde getirmişti. Kaderin cilvesi, futbol ve basketbol o dönem medyada sıkça karşılaştırılırken, 2 Nisan Çarşamba günü yani Koraç finalinden bir gün önce yine Bursa’da Türkiye-Hollanda A-Milli Takım futbol karşılaşması vardı. A-Milliler ile Tofaş takımı, Çelik Palas otelinde birlikte kampa girmişlerdi. Sonradan teknik kadronun oteli değiştirmedikleri için büyük pişmanlık yaşayacağı bu durum, Tofaş’taki pek çok oyuncunun maça yeteri kadar odaklanamamasına yol açmıştı. Üstüne üstlük, futbol takımının Hollanda’yı 1-0 yenmesi ile birlikte gelen coşku havası ve medya ilgisi, otelde o akşam sadece bir sonraki gün oynayacakları maçı düşünmesi gereken 12 basketbolcunun dikkatini tamamen dağıtmıştı. Millilerin galibiyeti ile, Tofaş’ın Koraç Kupası garantilenmişti sanki.

Socrates Dergi’de yayınlanan ve o akşamın kaybedenleri ile yapılan toplu röportajda genel menajer Efe Aydan ve antrenör Atilla Çakmak o gece ile ilgili şunları söylemişti.

Cinlik ediyoruz, diyoruz ki, iki maçı aynı güne koymayalım. Salon dolmaz. Şampiyonluk maçı bu, Aris üzerinde baskı kurmak şart diyerek maçın gününü değiştiriyoruz. Aslında çarşamba günü oynasak, seyirci gelsin gelmesin biz maça daha çok odaklanacağız çünkü en azından İstanbul basınıyla, bizi gaza getirecek olan o, Aferin, aslansın, kaplansın kitlesiyle aynı otelde kalmayacağız.

EFE AYDAN, SOCRATES DERGİ MAYIS 2015 SAYISI

Bence de hatalarımızdan biri oteli değiştirmemekti. Yani öyle bir ortam vardı ki, bir bakıyorsunuz bizim Levent Topsakal, Hakan Şükür’le yan yana. Gelin beraber fotoğrafınızı çekelim diyorlar. Beş-on dakika sonra milli takımdan başkasını yakalayıp, Amerikalılarla seni çekelim diye garip işler yapıyorlar. Hatta o milli maçın başında bizim takımı rica minnet Bursa Atatürk Stadı’na çıkardılar, Tofaş kazandı diye… Çok kötüydü. Bizim de biraz tecrübesizliğimize geldi.

ATİLLA ÇAKMAK, SOCRATES DERGİ MAYIS 2015 SAYISI

https://i.eurosport.com/2020/12/22/2960064.jpg

Dönemin Tofaş kadrosu büyük paralara kurulmuş ve tecrübeli isimleri de barındıran bir kadroydu. Alanovic ve Samir Avdic gibi kupa oynamayı bilen tecrübeli isimlerin yanında, Rashard Griffith ve Steven Rogers gibi ilk kez Avrupa’da oynamasına rağmen atlet ve kuvvetli oyuncular vardı. Ancak maçın başlaması ile birlikte Tofaş sahada dökülmeye başlamıştı. İlk maç, sonradan Ülker’de de forma giyecek o dönemin Avrupa’daki en iyi uzunlarından olan Charles Shackleford’u sahadan silen Griffith, bu kez salona gelmemişti adeta. Samir Avdic maçın hemen başında sakatlanmış ve hastaneye kaldırılmıştı. Steven Rogers dışında direnen yoktu ve dakikalar geçtikçe fark açılıyordu. Efe Aydan’ın aynı röportajda söylediklerine göre Griffith, ilk maç sonrası zatürre başlangıcı sebebiyle yaklaşık 2 hafta hastanede kalmış ve aldığı ağır antibiyotik tedavisi oyuncunun bünyesini bitkin düşürmüştü.

İlk maçtan önce iki hafta boyunca hastanede kalmıştım. Sonra taburcu oldum, Selanik deplasmanında iyi oynadım. Bursa’da bir maç daha vardı ama kaybetsek bile 12 sayıyla bitmeyeceğinden emindik. Ben rövanşta biraz kötü hissettim, kendimde değildim pek. Maç başlayana da kadar bunun farkına varamamıştım.

RASHARD GRIFFITH, SOCRATES DERGİ MAYIS 2015 SAYISI

Tofaş, tüm bu olumsuz koşulları tersine çevirememiş ve maçı 18 sayı farkla kaybederek kupaya elveda demişti. Şehir ve takım, tarihlerinde zirveye ilk kez bu kadar yaklaşmışken kazanamamanın verdiği şoku yaşıyordu. Maçın bitimine 2 dakika kala seyirciler ellerindeki bayrakların sopalarını sahaya yağdırmaya başlamışlardı bile. Takım gibi, taraftarlar da tecrübesizdi ve basketbolda 2 dakikada çok şeyin değişebileceğinin farkında değillerdi. Maç sonu tüm şehri kaplayan bu kasvetli havayı en güzel şekilde Kahraman Bapçum’un satırları anlatacaktı.

Hayallerimiz elle tutulacak kadar kesindi, yakındı…Evimizde vurdular bizi…Hayallerimiz yıkıldı, çünkü bu hayalleri ayakta tutacak beceriyi gösteremedik. Sağlık olsun. Önümüzde uzun bir gelecek var…

MİLLİYET SPOR

Tofaş, gün ışımadan evvelki alacakaranlığı o akşam yaşamıştı, hem de kapkara, zifiri bir karanlık. Yine de bu takımın daha fazlasını vadettiği gerçeğinin herkes farkındaydı. Ancak farkında olmadıkları şey, Kahraman Bapçum’un yazdığı o uzun geleceğin sonunun çok yakın olduğuydu.

Bir sonraki yazıda, “son dans” sezonu olan 1999-2000 yılına gideceğiz…

Yazı: Emrah Gölbaşı

Basketbol
60 oyuncuya davet gitti
25/01/2021 - 07:04
Basketbol
NBA'de takaslar nasıl gerçekleşiyor?
24/01/2021 - 20:46