Basketbolun yıldan yıla değiştiği malum. Bu değişim içerisinde öne çıkan sözcükler genelde, “üç sayılık şutlar, adam değişim savunmaları, pick-and-roll hücumundaki rol değişimleri, pace-and-space” gibi şeyler oluyorlar.

İşin teorik kısmı bu şekilde değişedursun, sahada sıfır kollularla ter döken dev adamların takımlardaki kimlikleri de dramatik bir şekilde değişiyor. Misal, artık 2,02’lik oyuncular sadece kısa forvet olarak değil beş pozisyonu birden oynayabiliyorlar. Yani basketbol, “devsen potaya yakın dur topu içeri at ama yok, eğer kısaysan çizgi dışında dur şut at” felsefesinden uzaklaşıp pozisyonelleşmeye gidiyor iyiden iyiye.

Basketbol
Kimlik
2 SAAT ÖNCE

Bu yeni bakış açısı içerisinde genç oyuncuların gelişimleri de değişiyor doğal olarak. Fiziksel olarak büyüleyen ama topu yere vuramayan bir oyuncunun kariyer tavanı NBA’den alt EuroLeague seviyelerine kadar düşüyor. Fakat topu yere vurabilen fizikli, şutu düzeltilebilir oyuncuların tavanı pek tabii yükseliyor.

İşte henüz 16’sında olan Berke Büyüktuncel tam da modern dönemin aradığı basketbol oyuncularından biri. Zira göz kamaştırıcı yetenek setini 2,04’lük bir beden içeresinde kompanse edebiliyor. Yolun başında olduğunu unutmayıp kısa vadeli hedeflere dair çalışıp uzun kaldırımar dizerken yüzündeki gülümseme asla kaybolmuyor.

2020-2021 sezonu hazırlıklarınız nasıl geçti? 16 yaşında olan bir basketbol oyuncusu olarak koronavirüs sürecinde neler yaptınız?

Doğrusunu söylemem gerekirse, her günü ve saati basketbolla geçen bir insanın eve kapanıp basketboldan uzak kalacak olması en sevdiği oyuncağı elinden alınan çocuk durumuna benziyor. Özellikle de benim gibi genç oyuncular için. Fakat şanslıyım ki evimizin hemen yanında bir basketbol sahası var. Yani site içerisinde. Sokağa çıkıp bol bol basketbol oynama şansı buldum. Şut ve dripling üzerinde çalıştım. Kondisyon antrenmanlarına ağırlık verdim. Burada asıl zorluğu çeken kişi babamdı. Her gün bana eşlik edip çalıştırmak, eh onun için bu pek de kolay değildi.

16 yaşındasınız fakat NBA’deki oyuncu gözlemci ekiplerinden Avrupa’daki kalburüstü takımlara kadar hemen hemen herkesin ilgisini çekmiş durumdasınız. Basketbolla ilişkiniz nasıl başladı?

Dayım eskiden basketbol oynayan biriydi. Sonrasında ise voleybola geçti. Amcalarımın ikisi de yüzme ve voleybolla ilgilenmişlerdi. Babam eskiden judo yapmıştı, ablam ise voleybol oynamıştı. Demek istediğim, spor organizasyonlarına, daha doğrusu spor branşlarına ilgisi yüksek olan bir ailede yetiştim. Özellikle de dayımdan çok etkilendim. Altı-yedi yaşlarımdayken onu izliyordum ve, “Vay be adama bak, ne kadar iyi” diye düşünüyordum. Bir maçtan sonra yanıma geldi ve bana spor yapıp yapmak istemeyeceğimi sordu. Basketbola böyle yöneldim. Dayımla bu konuşmayı yaptıktan bir hafta sonra okulumda beden öğretmenlerim beni basketbol takımına seçtiler. Zira hem basketbola ilgim vardı hem de fiziksel olarak yaşıma göre çok iyi seviyelerdeydim. İlk adımların ardından okul değiştirdim ve yeni okulumda yüzmeyle de epey bir ilgilendim. Kulaç açıklığım çok uzun olduğu için yüzmede de iyiydim fakat oradaki rutinler, düzenler bana göre değildi. Voleybola hiç yönelmedim çünkü ablamın voleybol oynarken neler yaşadığını biliyordum. Bu güzel sporla, basketbolumla aramı asla bozmayıp onda gelişmeye devam ettim. Ediyorum ve edeceğim de.

https://imgresizer.eurosport.com/unsafe/0x0/filters:format(jpeg):focal(1263x431:1265x429)/origin-imgresizer.eurosport.com/2020/10/17/2916998.jpg

Anne ve babanızın şu anki meslekleri neler?

Babam makine mühendisliğinden mezun oldu fakat şu anda bir firmada genel müdürlük yapıyor. Annem kimya mühendisi mezunu ama o da kendi işini yapmıyor. Yani kimya endüstrisinde çalışmıyor. Kendisine ait bir dükkanı var. Ablam ise bir tasarım işiyle uğraşıyor.

Basketbolda profesyonel anlamda adımlar atmaya ne zaman karar verdiniz?

Doğrusunu söylemem gerekirse, kariyerimin şu ana dek olan bölümünde uzun vadeli hayallere, heyecanlara asla kapılmadım. Evet, her basketbolcu gibi hatta 16-17 yaşında olan her genç gibi benim de NBA’de oynama hayallerim var ama düşüncelerim ve planlarım genelde kısa vadeli oluyorlar. Misal, yattığım zaman yarın antrenmanda neler yapacağımızı düşünürüm. Bir önceki antrenmanda yaptığım yanlışları kafama not alır ertesi gün kalktığımda onları yapmamaya çalışırım. İşlerin her anlamda ciddileşmesi ise TOFAŞ’a gelmemle başladı. Yani 12-13 yaşımdayken.

TOFAŞ’a geçmeden önce merak ettiğim birkaç şey var. Kilonuz, kulaç açıklığınız, el genişliğiniz ve boyunuz ne kadar?

Boyum 204 santimetre. Kulaç açıklığım ise boyuma göre artı 10 genişliğe sahip. Yani 214 santimetre. El uzunluğum 23 santimetre ile 25 santimetre arasında. Şu anda 95 kilogram ağırlığındayım.

https://imgresizer.eurosport.com/unsafe/0x0/filters:format(jpeg):focal(1197x93:1199x91)/origin-imgresizer.eurosport.com/2020/10/17/2916993.jpg

Ve TOFAŞ maceranıza geçelim…

Öncelikle şunu söylemek istiyorum, TOFAŞ gibi bir organizasyonda bulunmak, Orhun Ene’den Semih Soğuksu’ya kadar onlarca zeki, disiplinli, samimi ve başarılı basketbol antrenörleriyle çalışmak çok büyük bir onur, bir gurur. Henüz 16 yaşındayım ama onların bana verdiği önem, bana verdikleri değer çok önemli.

Geçtiğimiz yıl maalesef stres kırığından ötürü altı ay oynayamadım ama bu sakatlığa dek Basketbol Gençler Ligi’nde iyi şeyler yaptığımı düşünüyorum. 2004’lü olarak tüm ligin en küçük oyuncularından biriydim. Bu nedenle hücumdan ziyade savunmada agresif kalmaya, sorumluluk almaya çalıştım. Semih Ağabey’in güveni büyüktü ve onun güvenini boşa çıkarmadığımı düşünüyorum. Daha iyisini yapabilir miydim? Elbette.

Bu yıl koronavirüs nedeniyle Basketbol Gençler Ligi adına çalışmalar yapamadık. Bu sebepten ötürü tüm çalışmalarıma A takımda başladım ve orada devam ediyorum. Yani bu büyük bir şans benim açımdan. Bir örnek vermem gerekirse, yedi yıl NBA’de oynayan DJ White’la ve tonlarca tecrübeye sahip Sean Kilpatrick, Semaj Christon’la antrenmanlara çıkıyorum. Daha doğrusu 12 tane öğretmenin arasında antrenmana çıkıyorum. Sonunda sayı atsam veya doğru işi yaptığımı düşünsem bile bir takım arkadaşım, “Hey Berke! Bak bunu böyle yaparsan maçta rakibini şaşırtma ihtimalin daha fazla artar” diyerek bana müthiş tavsiyeler veriyor. 16 yaşındasınız ve böyle bir ortamda gelişiyorsunuz. İşte bu büyük bir şans!

Şubat ayında Orhun Ene’yle yaptığım bir röportajda size dair, “Berke’nin potansiyeli çok yüksek. Fiziksel olarak bir pota altı oyuncusu gibi ama oyun anlayışı, oyun seti kısa pozisyonlarına da uyuyor. Bu cezbedici.” demişti. Buradan yola çıkarak, Orhun Ene’yle çalışmak nasıl bir duygu sizin için?

Biraz önce dediğim gibi, TOFAŞ organizasyonu içerisindeki her antrenör büyük bir değer. Fakat evet, Orhun Ağabey bambaşka bir insan. Yani Milli Takım’a kaptanlık yapan, bir dönemin Türk basketboluna damga vuran bir isimden bahsediyoruz. Bu kadar tecrübeli ama hâlen daha ben ve benim gibi gençlerin gelişimi için çok çaba sarf ediyor. Eskiden oyun kurucuydu o bildiğin gibi. Yani top hâkimiyeti, tam saha dripling gibi konularda gelişmem için ince detayları anlatıyor.

https://imgresizer.eurosport.com/unsafe/0x0/filters:format(jpeg):focal(983x455:985x453)/origin-imgresizer.eurosport.com/2020/10/17/2916994.jpg

Kendinizi basketbol oyuncusu olarak nasıl tanımlarsınız?

Öncelikle gelişmem gereken konulardan başlamak istiyorum. Şutum var, yani hem orta mesafeden hem de üç sayı çizgisinin gerisinden şut atabiliyorum fakat bu konuda çok daha istikrarlı olmalıyım. Daha keskin bir şekilde şut atmalıyım. Aslında şut mekanizmamda büyük bir artıya sahibim. Çünkü 214’lük kulaç açıklığıyla iyi bir hedef noktası bulmak daha rahat oluyor.

Öte yandan, sağıma hücum etme konusunda daha iyi olmalıyım. Soluma hücum ederken çok rahatım ama sağ kanalları da iyi kullanmak zorundayım. Bir de pick-and-roll oyunlarında net bir skorer olmak istiyorum. İyi olduğum konular ise solumu mükemmel kullanıyorum. Bire bir hücum durumlarında çeşitli şeyler gösterip potaya gidebiliyorum. Benden fizikli oyuncuların üzerinden turnikeler bırakabiliyorum. Hem patlayıcı hem de akışkan atletizm özelliklerine sahibim.

Hücumda alçak post’ta oynamayı ve bire birleri sayıya dönüştürmeyi seviyorum. Alçak post’a geçtiğinizde doğal olarak üzerinize bir yardım savunması geliyor. İşte bu savunmayı görüp boştaki arkadaşınıza asist yapmak mükemmel bir duygu. Öte yandan işin savunma kısmında rakibimi basketbola küstürmeye çalışıyorum. O topu onun elinden almaya, ribaundu en yukarılardan çekip yüzüne bakıp “İşte bak, bak bu top benim, Bu topu ben aldım” demeye ve takımımı hücuma çıkarmayı seviyorum. Biraz fazla enerjiyle oynuyorum yani, ki bu fena bir şey değil.

NCAA’den teklifler aldığınızı biliyorum. Amerika Birleşik Devletleri’ne gitme/kalma konusunda kararınız ne?

Bu işlerle babam daha çok ilgileniyor doğal olarak. Mesajlar bana geldikten sonra hepsini babama yönlendiriyorum. Çünkü odaklanmak istediğim sadece üç şey var: TOFAŞ A Takımı, TOFAŞ Genç Takımı ve Milli Takım.

Eğer genel olarak NCAA’de oynamayı düşünecek olursam, yani istemiyorum. Bunun için iki temel nedenim var. Birincisi, Bursa’dan çıkan, Euroleague yapmayıp direkt TOFAŞ’tan çıkan ve NBA yapan bir oyuncu olmak istiyorum. Buraya olan aidiyetimi göstermek istiyorum. İkinci nedenim ise NCAA’in yapısıyla alakalı. Demek istediğim, NCAA’de 128 takım var. Yani toplamda 2000’e yakın oyuncu orada oynuyor. Bu 2000’e yakın oyuncunun sadece 100’ünün bir şansı olacak ve bu 100 kişiden sadece 60’ı draft edilecek. Eğer bir de uluslararası oyuncuysanız NCAA’de adınızı belli etmek çok daha zor oluyor. Tabii ki orada oynamak güzel olabilir ama şu anda NBA’e direkt TOFAŞ’tan gitmek en büyük hayalim.

NBA’e gittiğiniz takdirde öncelikleriniz neler olacak? Ayrıca sizi hangi takımın draft etmesini istersiniz?

Bunu tüm arkadaşlarıma, çevremdeki herkese söylüyorum ve roket bilimi olan bir konu da değil. NBA’de tutunmak, NBA’e gitmekden çok çok daha zor olan bir şey. Öncelikle kendi takımızın dışındaki 29 takımı anlamak zorundasınız. Kendiniz dışındaki 59 çaylağı geçmek zorundasınız. Eğer kalıcılık, devamlılık istiyorsanız sizden yaşça büyük olan oyuncuları geçmeniz gerekiyor. Yani 450 kişilik oyuncu havuzunda en az 200 kişiyi geçmelisiniz çaylak yıllarınızda. Eğer bunun farkında olmaz ve paranın heyecanına kapılır kötü alışkanlıklar edinirseniz birkaç yıl içinde Avrupa’da bulursunuz kendinizi. Benim amacım bu değil.

Açıkçası beni draft edecek olan takımın kim olduğu çok önemli değil; önemli olan takımın yapısı, işleyişi. Demek istediğim, NBA’e gittiğimde takımın asistan ekibi bana, “Berke yarın antrenman sabah 8’de ama 6’da salona gel şut çalışacağız. Berke antrenman bitti ama salonda kal şut çalışacağız” desin. Çok süre alamasam da gelişmem için bana önem verdiklerini bilmek isterim sadece; bu yeterli. Çünkü disiplinli çalışmak için bir yerde motivasyona ihtiyaç duyacaksınız sonuç olarak.

https://imgresizer.eurosport.com/unsafe/0x0/filters:format(jpeg)/origin-imgresizer.eurosport.com/2020/10/17/2916981.jpg

Böyle çok hemen NBA yapmışım gibi konuştum ama bu konuda gerçekten bir şansım olduğunu düşünüyorum. Çünkü senin de bildiğin gibi NBA’de pozisyonellik kavramı çok önem kazandı. Yani topu yere vurabilen ve şut atabilen fizikli oyuncular artık daha fazla tercih ediliyorlar. Özellikle de Miami Heat, Denver Nuggets gibi takımlar tarafından. Öyle ki bu tarz sistem takımlarında skor tabelası daima dolu oluyor. Yani bir oyuncunun 45 atıp diğerlerinin 10, 11’de kaldığı ve asist yapmadığı düzenler yerine skor ve asist dağılımı daha dengeli oluyor. Bence bu tarz sistemlerde çok iyi şeyler yapabilirim fakat tabii ki bu bir spor ve şans, disiplin gibi şeyler işin tamamı…

2004 doğumlu diğer uluslararası oyunculara dair neler düşünüyorsunuz? Paulius Murauskas, Victor Wembenyama, Emanuel Sharp, Emanuel Adeola, Ousmane Ndiaye…

Bu isimler arasında bire bir tanışıp bağ kurduğum tek isim Murauskas. İnanılmaz bir potansiyeli ve yetenek seti var. Litvanya’ya Milli Takım’la gittiğimde onlarla final maçında karşılaşmıştık. Sakatlığım nedeniyle saha kenarındaydım ve Murauskas’ı izlerken gerçekten de büyülenmiştim. Diğer isimlerden ise Fransız’ı yani Wembenyama’yı biliyorum. Fiziksel anomali ve şut atabiliyor. Bu acayip bir şey.

Eğitim hayatınız nasıl gidiyor?

Şu an lise üçüncü sınıftayım. Doğal olarak derslere katılmakta zorlanıyorum ama genel anlamda hiçbir ödevi, sınavı kaçırmadan vermeye çalışıyorum. Türkçe-Matematik okuyorum.

Son olarak, basketbolla uğraşmasaydınız hangi meslek dalını icra etmek isterdiniz?

Gurme, kesinlikle ama kesinlikle gurme olmak isterdim. Yemek yapmayı seviyorum. Evde olduğum ve boş vakit yarattığım zamanlarda mutfağa geçip son ses müzik açıp yemek yapmaktan keyif alıyorum. Tabii o sıralarda annemden sert bir “Berke!!!” uyarısı alıyorum ama, eh olacak o kadar. Basketbolda istediğim yolu inşa edebilirsem kariyerimin sonlarına doğru ABD’de bir restaurant açabilirim. Böyle hem oyuncu hem şef gibi yani. Tabii ablamla ortak bir projeye de girebiliriz, bu konuda sırları şimdilik saklamalıyım zira dediğim gibi, yarını düşünüp, yarın için çalışıp geleceğe yatırım yapmak öncelikli hedefim. Daima.

Basketbol
Euroleague: Haftanın bilançosu #3
19/10/2020 - 14:08
Basketbol
Senaryo
30/09/2020 - 08:01