Bisiklete Dair Farklı Perspektifler | Tur Günlükleri #5
TarafındanMelih Aydoğmuş
Yayınlandı 30/04/2026 - 09:05 GMT+3
Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu'nun perde arkasına samimi bir bakış. Fethiye'de bisikletçileri ilk kez gören çocukların saf merakı ve TUR'un birleştirici gücü. Bisikletin sadece istatistiklerden ibaret olmadığını, her farklı bakış açısıyla nasıl yeni anlamlar kazandığını Emre Köseoğlu yazdı...
61. Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu
Görsel kaynağı: Getty Images
Türkiye Turu, bisikletle yatıp kalkan ve bisikletle hiç alakası olmayan birçok insanı bir araya getiriyor. Ve her öznel perspektif, bisiklete yeni bir katman ekliyor.
Bisiklet hakkında sohbet etmek, Eurosport’ta çalışmaya başlayana dek günlük hayatımda yaptığım bir şey değildi. Bisiklet heyecanını uzun süre kendi içimde yaşamak zorunda kaldım. Mesela 2017 gibi Froome’un doping yaptığına, Sagan’ın hakkının yendiğine emindim ama derdimi anlatacak kimsem yoktu.
Fakat Türkiye Turu’ndaki dördüncü, Eurosport’taki üçüncü yılımdayım ve son yıllarda bisiklet hakkında birçok kez sohbet ettim. Bu yazıda da bugün içinde bulunduğum iki sohbet grubunu anlatmak istiyorum. Biri A1, diğeri C2 seviyesinden.
Ege’yle (Sanlav) Türkiye Turu’na ilk defa 2023’te, basın için gönüllü mihmandarlık yapmaya gelmiştik. Kalkış kaçta, servis nereye park edilecek, herkes servise geldi mi gibi işlerle uğraşıyorduk. İlk gün, İngilizce bildiğimizden dolayı yabancı basının olduğu servislere tayin edildik. Mihmandarlık işimiz 2024’te bitti, ama o günden beri yabancı basın hangi servisteyse biz de oradayız.
Fotoğrafçısından muhabirine, spikerinden editörüne, yabancı basın mensuplarıyla bisiklet konuşmak her zaman ufkumuzu genişleten bir deneyim oldu. Çünkü biz yılda 100 gün bisiklet de seyretsek bu 100 günün tamamını televizyondan seyrediyoruz. Bisikletçilerle konuşmak için bazı yıllar sekiz günümüz var bazı yıllar hiç günümüz yok. Türkiye’de neredeyse kimse bisiklete sponsor olmadığı için ekonomik düzeni bilmiyoruz, WorldTour takımlarının iç dinamiğini görmedik, bisikletçilerin de kişiliklerini değil, ancak 10 kilo ağırlığındaki canlı yayın kameraları karşısındaki personalarını biliyoruz.
Bu sene, servisimize iki yeni üye eklendi. Tuttobici’den Federico ve Wielerflits’ten Nick. Federico’yu Tour of Hainan şapkası takan ve çok iyi İngilizce konuşan bir İtalyan olarak canlandırabilirsiniz. Nick’i ise muhtemelen bir röportajda zaten duymuşsunuzdur, sesi hemen tanıdık gelecektir.
Onlarla ilk günden beri oynadığımız bir tür predictor (tahmin) oyunumuz var. Aynı zamanda Giro dell’Appenino startlisti veya Caja Rural’in takım hiyerarşisini de konuşabiliyoruz. Mesela bugün Picnic PostNL takımının yaşadığı sorunları, takımın yeterince ‘abi’ye sahip olmamasını, Picnic’in geliştirme takımı ve WT takımı arasında fark olmadığını konuştuk. Kısacası, günlük hayatta pek yapamadığımız, yaptığımızda da hakkımızda "bu manyak herhalde başka derdi yok" diye düşünülmesinden korktuğumuz derinlik ve önemsizlikteki sohbetleri yaptık.
Anlatmak istediğim diğer sohbet ise spektrumun diğer ucundan, Fethiye’deki finişe gelen ilkokuldan 30 kişilik bir sınıfla yaptığımız sohbetti. Onlar yolun bir tarafında, Ege’yle ben diğer tarafında, aramızda bariyerler, bağırarak konuşmaya başladık. Kelimesi kelimesine hatırlamıyorum tabii ki, ama konuşma şu minvaldeydi:
- Abi hangi ülke kazandı?
- Polonya.
- Peki Türkiye kaçıncı oldu?
- 27. (Birden fazla Türk bisikletçi olduğunu anlatabileceğimiz koşullar yoktu)
- Ohaaaa… Neden 27. olduk?
- (Soru çok güzel olduğu için cevap veremedik)
- Peki yarışta kaç kişi var?
- 140 civarı.
- Sonuncu hangi ülke?
- Bilmiyoruz.
- Abi Harry Potter’a benziyorsun.
- Hehe teşekkür ederim.
İlk olarak, Harry Potter’a pek benzemiyorum. Yuvarlak çerveli bir gözlüğüm, kahküllü diyebileceğimiz bir saçım var ama gerçekten o kadar. Yine de, çocukların gördükleri herhangi bir insanı sevdikleri bir karakterle özdeşleştirmesi hoşuma gitti. Ben de bazen birini bir bisikletçiye benzetirim, bisikletçinin resmini açıp yanımdakine gösterdiğimde saçmalama der.
İkinci olarak, çocukların bisikletçiler geçerkenki heyecanı, herkesin onları en yakından görmek istemesi, bağırmaya ve tezahürat yapmaya çalışmaları çok güzeldi. Benim için bisikletin de herkeste heyecan yaratabileceğine, sadece toplumun istatistiki olarak çoğunluğu yapıyor diye bir şeyin doğru olmadığına, A’nın B’den daha doğru veya daha değerli olduğuna dair inancımızın kendi tercihimiz değil bir sosyal öğrenme olduğuna dair yeniden düşündüren bir andı.
Hem Federico ve Nick hem de çocuklar beni bugün normalde konuşmadığım konularda konuşturdu, düşünmediğim konularda düşündürdü. Sırada Patara-Kemer etabı var. 180.7 kilometreyle TUR’un en uzun etabı, neredeyse bütün parkur Akdeniz kıyısından ilerleyecek. Yıllar sonra TUR’da bir kaçış galibiyeti izleyebiliriz, takip etme fırsatı olan bence kaçırmasın.
Yazı: Emre Köseoğlu
Benzer Konular
Reklam
Reklam