Güney Galler’de bir boks salonunda, saçları hafif dökülmüş olsa da kendisine bir tarz yaratacak şekilde geriye taramış bıyıklı bir adam, yüz kilometre öteden anlaşılacak şekilde “Ben Galli değilim!” diye bağırıyordu. Adamın bir İtalyan olduğu bıyıkları kadar ortadaydı. Adam, salonun kapısına yaklaşıyor ve kilide uzanıyordu. Kilidin anahtarını ilk denemede bulmasına rağmen sanki bir türlü açamıyormuş gibi hareketler yapıyordu.
“İçeri zor giriyor gibi görünüyorum ki insanlar beni soymasın.”
Bu ufak tefek İtalyan, Sardunya’da doğmuştu. Geniş aile yapısıyla meşhur güney İtalya’da yaşayan mütevazı bir ailenin beş çocuğundan birisiydi. Her güneyli gibi futbol oynuyordu. Hayali yeşil zeminde meşin yuvarlak peşinde koşmak ve kitleleri peşinden sürüklemekti. Babası ise sahne ışıklarını ona daha uygun gördü. Enzo, babasının dediği gibi bir müzisyen oldu. Şarkı söylüyor, söz yazıyordu. Ama bir sorun vardı. Artık büyümüş ve dünyanın da ne kadar büyük olduğunu fark etmişti. Sardunya onun için çok küçüktü. Odasının duvarına “Milyoner olduğumda geri döneceğim.” yazarak evden kaçtı. Otostopla tüm Avrupa’yı dolaştıktan sonra Cardiff’te durdu ve oraya kazık çaktı. Otobüslerde biletçilik yaparken bir yandan da konser veriyordu. Müzik hem en iyi arkadaşı, hem de gelir kaynağıydı. Bu zamana kadar ikisi birbirine yetmişti. Ta ki Jackie ile tanışana kadar… Tanıştıktan dört hafta sonra evlendiler.
Boks
Tarih belli oldu: 14 Ağustos
3 SAAT ÖNCE
https://i.eurosport.com/2020/12/29/2962787.jpg
Enzo’nun Sonia ve Melissa adında iki kızı oldu. Bir de oğlan çocuğu dünyaya geldi. İsmini Joseph koydular. Enzo sadece müzik yapıp futbol izlemiyordu. Aynı zamanda Muhammed Ali ve Sugar Ray Leonard’dan dolayı bir de boks merakı vardı. Bu tatlı bilim konusunda üst düzeyde bilgisi yoktu ama televizyondan gördükleriyle Joseph için yastıklardan iki lapa, kıvrılmış halıdan da kum torbası yaptı. Bokstan çok anlamasa da Joseph sol vurdukça ufaklığın vuruşlarında farklı bir şeyler olduğunu sezmişti.
Minik Joe da babası gibi futbola meraklıydı ama hiçbir zaman Galler Milli Takımı’nda oynayamayacağının farkındaydı. Bir futbolcuya göre elleri ayaklarından daha hızlıydı. Amcası Uccio’nun dediğine göre elleri o kadar hızlıydı ki yolda gezerken havada uçan sinekleri yere seriyordu. Salona gittiğinde ilk antrenörü Paul Williams onun özel bir sporcu olduğunu anlamıştı. Bu sessiz, sakin İtalyan kökenli çocuk ringde oldukça agresif olabiliyordu. Haftada üç gün salonda, kalan günler evde çalıştı. Profesyonel boksör gibi sıkı antrenman yapıyordu. Boksör olmayı kendi seçti. Bu seçimin ona ve ailesine bazı sonuçlar getireceğinden habersizdi. Dışarıdan gelen sıska bir çocuğun Britanya şampiyonu olması insanları rahatsız ediyordu. Kız kardeşlerine sözlü tacizler yapılıyordu. Kızlar bu durumu gizli tutarak Joe’nun başının belaya girmesini önledi. Joe’ya da sürekli olarak nereden geldiğini hatırlatarak “spaghetti kafa” veya “zeytinyağı kafa” diye sataşıyorlardı. Kökeni nedeniyle alay ettikleri çocuğun yıllar sonra Galler bayrağını temsil edeceğinden o gün için kimsenin haberi yoktu.
Evde ve sokakta duygusal ve hassas bir çocuk olan Joe, kendisini boks ringinde buluyordu. Okulda karşılaştığı zorbalıklar onu daha güçlü bir insan yaptı. Amatör kariyerinde üç sıklette şampiyon olmuştu. Antrenörü Paul Williams, Joe’ya birlikte profesyonele geçme teklifini sundu. Joe, bu durumu biraz çekingen karşılayarak teklifi babasına söyledi. Babası, Paul Williams’ın oğlunun tüm haklarını eline almasına pek sıcak bakmıyordu. Enzo tam da grubuyla birlikte bir albüm anlaşması yapmak üzereyken bir anda her şeyi bıraktı. Antrenör Paul da gitmişti. Boksla uzaktan yakından ilgisi olmayan Enzo salonu işletmeye başladı. Aynı zamanda oğlunun tam zamanlı antrenörü oldu. Joe Calzaghe, antrenörü bir şarkıcı ve besteci olan tek boksördü. Anne Jackie Calzaghe ise izlediği bir boks maçında Johnny Owen’ın yere serildiğini görmüştü. Owen bir daha kalkamadı ve hayatını kaybetti. Anne Calzaghe, oğlunun boksör olmasını istemiyordu. Ona “Kafana yumruk almayacağın bir spor yap!” dedi. Ama Enzo ve Joe’nun planları bambaşkaydı.
Her şarkı bir dörtlükle başlar tıpkı ardı ardına vurulan direktler gibi, sonra nakarat gelir işte burası rakibi yere serdiğiniz kısımdır .
Enzo Calzaghe
Joe, amatör kariyerini tamamladıktan sonra 21 yaşında profesyonel oldu. Lennox Lewis ve Frank Bruno maçının oynandığı gecede ringe çıktı. Joe, süper orta sıklette dövüşüyordu.
O maçı izlerken bir gün ana maçta ben olacağım dedim.
Joe Calzaghe
Dövüşten 12 hafta önce çalışmalara başlıyordu ve bir raunda 300 yumruk sığdırıyordu. Bunu babası istemişti. Diğerleri sana bir yumruk atarken sen beş atacaksın diyordu. Çalışmalarını bu temelde sürdürdüler. Profesyonel kariyerine hızlı bir başlangıç yaptı. 1995’te on dördüncü maçında Britanya süper orta sıklet unvanını kazandı. Yirmi iki maç sonunda yoluna namağlup devam ederken hala iyi bir rakiple karşılaşmadığı için eleştiriliyordu. Calzaghe de bu durumun farkındaydı ve unvan maçına çıktığında bu eleştirileri susturacağını söyledi. İnsanların anlamadığı şuydu; rakipleri çok kötü değildi, Joe çok iyiydi. Bunu anlamak için herkesin biraz zamana ihtiyacı vardı.
Eleştirilerin sona ermesi için beklenen maç geldi. Yenilgisiz olmasına rağmen kimseye yaranamayan Joe, WBO unvanı için Chris Eubank Sr. ile karşılaşacaktı. Eubank çok sert bir boksördü ve o zamana dek ringe çıkacağı en güçlü rakibiydi. Bu maçla birlikte Calzaghe’nin ne kadar iyi olduğu artık ortaya çıkacaktı. Maç başlarken ikisi de gergindi. Joe sol kroşesi ile Eubank’i daha ilk rauntta köşeye doğru devirdiğinde maçın da nasıl geçeceğine dair ilk ipucunu verdi. İnsanların küçümseyerek baktığı ve küçük hızlı tokatlar dedikleri o yumruklar aslında oldukça acı veriyordu. Her şeye rağmen Eubank zorlu bir adamdı ve son raunda kadar şansını kovaladı. Basın toplantısında Eubank ona seni siperlere götüreceğim demişti ve dediğini fazlasıyla yaptı. Joe 12 raunt boyunca daha önce hiç gitmediği yerlerde dolaşıyordu. Sert darbeler aldı. Siperden kafasını her çıkardığında kurşunlar kafasının yanından vızır vızır geçiyordu. Siperinden çıktı; savaş yeteneklerini binlerce kişi önünde sergiledi. Hızlı ve akıllıydı. Cephanesini akıllıca kullandı ve 12 raunt sonunda bu amansız savaştan sağ çıkan Joe Calzaghe oldu. O artık “Dünya Şampiyonu” olmuştu.
Chris Eubank’i yendikten sonra Britanya’nın dışına çıkmayı başardı. Çok sayıda unvan koruması yaptı ama bir süre sonra insanların eleştirileri yine başladı. Aslında pek de haksız değillerdi. Artık daha zayıf rakipleri daha zor yeniyordu. İşin aslı düzgün idman dahi yapamıyordu. Elleri çok kötü durumdaydı. Eklemlerinde sakatlığı vardı ve tedavi olması pek de kolay değildi. Bu dönemde kariyerinde ilk kez “knock down” oldu. Promotör Frank Warren da bu kötü gidişatın farkındaydı. Parmak eklemlerindeki sorun devam ediyordu. Bir yandan da bakmakla sorumlu olduğu bir ailesi ve çocukları vardı. Para kazanması gerekiyordu. Kariyerinde tüm bu sorunlarla boğuşurken hayatındaki tek sorun elinde değildi. 2004’te eşi Mandy ile boşandı. O dönem babası Joe’nun boksa devam edeceğini dahi düşünmüyordu. On beşinci unvan koruma maçında Kabary Salem karşısında ikinci kez yere düştü. Eskisi gibi değildi ama 38 maç sonunda hala unvanını koruyordu ve 8 yıldır dünya şampiyonuydu. Dönemin en iyi süper orta sıkletlerinden birisiydi.
Britanyalı bir şampiyon olarak ABD’de saygı görmüyordu. Atlantik’in diğer yakasının saygısını kazanmak için IBF ve IBO şampiyonu Jeff Lacy ile karşılaştı. Lacy, çok sert ve güçlü bir boksördü. Ona kendi sıkletinin Mike Tyson’ı diyorlardı. Her sert boksöre mini Tyson lakabının verilmesi oldukça alışılmış bir durumdu ve bu gelenek devam ediyordu. Kendini boksun merkezi olarak gören ve pek de haksız sayılmayan ABD medyasının yüzde 95’i bu maçı Lacy’nin nakavtla kazanacağını düşünüyordu.
https://i.eurosport.com/2020/12/29/2962793.jpg
Dövüşten 14 gün önce Calzaghe sakatlandı. Joe da rakibinin çok güçlü olduğunu düşünüyordu ve bu elle ringe çıkmak istemiyordu. Dövüşten çekilmek istedi. Kaybetmekten korkuyordu. Enzo ise farklı düşünüyordu. Oğluna eğer bu maça çıkmazsa hayatı boyunca bir korkak olarak hatırlanacağını söyledi. İkna etmek onun işiydi ve işini çok iyi yapıyordu. Joe Calzaghe’nin on sekizinci unvan koruma maçında ortada WBO, IBF, IBO ve Ring Kemeri vardı. Kemer birleştirme maçı için her şey hazırdı.
Lacy, tek bir sert sol için bu ringe çıkmıştı ama o bir yumruk atana kadar Joe beş tane birden yolluyordu. Calzaghe adeta ringde dans ediyordu. Eğiliyor, kalkıyor ve 12 raunt boyunca izleyenlere cüzi bir ücret karşılığında boks dersi veriyordu. Joe Calzaghe, Jeff Lacy karşısında ABD galasını yaptı. Adeta Oscar’a aday gösterilmiş İtalyan filmi gibiydi. Farklı dilde konuşuyor ama duygusunu tüm salona geçiriyordu. Film ortaya çıkana kadar kimsenin haberi yoktu ama ilk izleyişte herkes bu filme aşık olmuştu. Olağanüstü bir tarzı vardı. Eskivleri, direktleri ve kroşeleriyle gözlerinizi kimse ondan ayıramıyordu. Başrolde Joe, yönetmen koltuğunda Enzo Calzaghe o gece insanlara bir başyapıt sundu.
https://i.eurosport.com/2020/12/29/2962794.jpg
Joe, 42 maçtır yenilmiyordu. Sakio Bika ve Manfredo’yu da rahat geçti. Sırada WBA ve WBC şampiyonu, son 39 maçta yenilgi yüzü görmemiş Mikkel Kessler vardı. Bu maçın sonunda süper orta sıkletin tartışmasız en iyi boksörü ortaya çıkacaktı. Cardiff Milenyum Stadı’nda, Calzaghe’nin evinde 55 bin kişi onu izlemeye geldi. Üzerinde tüm Galler’in sorumluluğu vardı. Kessler, güçlü ve zamanlaması iyi bir boksördü. Maça da bu şekilde başladı. Galler’in Ejderhası ise sakindi. Ortada kaybedilebilecek dört unvanın olması ortamı geriyordu. İlerleyen rauntlarda Calzaghe tarzını değiştirdi. Altınların içinde uyuyan Ejderha Smaug uyandı, ateşler saçıyordu. Kombinasyonlarının ardı arkası kesilmedi. Rakibinin etrafında dolaştı. Maça adapte oldu ve boksunu Kessler’e kabul ettirdi. Kariyerinin en önemli maçını 35 yaşında ve kendi seyircisi önünde kazandı. Joe Calzaghe süper orta sıklette tüm kemerleri kazanmıştı. Bu sonuç Fukuyama’nın “Tarihin Sonu” tezi gibiydi. Kazanılacak ne kalmıştı ki... Joe Calzaghe artık Oscar, Golden Globe, Cannes ne varsa, tüm ödülleri toplamıştı.
Bilmediği şey, Hollywood ile daha yeni tanışıyor oluşuydu. Eğer sinemada ödül kazanırsanız işiniz bitmez. Bu sefer de sizden gişede hasılat yapmanızı beklerler. Yönetmeninize ve yerel yıldızınıza, tanınmış Hollywood yıldızları eklenir. Amerikalılar paranın kokusunu almıştı. Gişede hasılat yapmanın vakti gelmişti. Calzaghe’nin karşısına efsane boksör Bernard Hopkins’i çıkardılar.
Hopkins ile yüz yüze geldiklerinde Amerikalı çok ilginç açıklamalar yaptı. Basın toplantılarında ağır abi gibiydi. Joe’ya kabadayılık yapıp “Hapishaneden çıkmış, lakabı infazcı olan birisiyle dövüşeceksin” diyordu. Joe’yu maç öncesinde sindirme amacındaydı. Ama tribünlerde tartımı izlemeye gelen o kadar çok Galli-Britanyalı vardı ki bir günde Las Vegas’ta çay tüketimi artmıştı. Catherine Zeta Jones’tan Tom Jones’a tüm ünlü Galiller ordaydı. Maç başladığında Galler sokaklarında kimse yoktu. Yarısı Vegas’ta, kalanlar ise TV başındaydı. Hopkins ilk sağıyla Joe’yu yere düşürdü. Calzaghe oyuna giremedi. En ufak bir yakınlaşmada Hopkins sarılıyordu. Maç öncesinde laf atışmasından geri kalmayan, birbirinden nefret eden iki adam şimdi sürekli birbirine sarılıyordu. Bunu sadece boks ringinde görebilirdiniz.
Joe, direktleriyle maça tutundu. Sonrasında da maça ortak oldu. Puanlaması kesinlikle zor bir maçtı. Gong çaldığında herkes “Kim kazandı?” diye birbirine bakıyordu. Adalaide Byrd, “114-113 Hopkins” dedi. Ne tesadüf değil mi? Onu ilk Golovkin-Canelo maçından hatırlıyoruz: “118-110 Canelo” demişti. Neyse ki her hakem onun gibi değildi. 115-112 ve 116-111 ile kazanan Güney Galler’den Joe Calzaghe oluyordu. Vegas’ta Galliler mutluydu.
Joe için artık emeklilik vakti gelmişti. Çocukları da boks yapmasını istemiyordu. Babalarının yere düşmelerini görmek canlarını acıtıyordu. Devam etmesini isteyen tek kişi Enzo’ydu. Oğlunun Rocky Marciano’nun 49-0’luk yenilmezlik serisini geçebileceğini düşünüyordu. Joe’nun mevcut rekoru 45-0’dı. Rekora sadece 4 maç kalmıştı. Diğer taraftan 25 senedir boks yapıyordu. Artık fiziksel ve mental olarak tükenmişti. Babasına artık başarıya aç değilim dedi. İşte bu nokta son noktaydı. Enzo anlamıştı; sadece son bir maç daha istedi. Bir maç daha. Son perde. Son gösteri. Son yumruk.
https://i.eurosport.com/2020/12/29/2962796.jpg
Son rakibi tarihin en iyilerinden birisiydi. İtalyan Ejderhası, Güney Galler’den Joe Calzaghe; New York’ta, Boksun Başkenti Madison Square Garden’da, boksun onur listesine girecek Roy Jones Jr. ile karşılaştı. İlk rauntta yine yerde olan isim Joe Calzaghe’ydi. Tarihin en teknik boksörlerinden Roy Jones ile hangi yaşta olursa olsun dövüşmek hiç de kolay değildi. Ama babasının öğüdü aklındaydı. Rakip bir vururken, o beş vuracaktı. Bu tatlı bilimin en gösterişli boksörlerinden Roy Jones’u kendi taktiği ile yenmeye başladı. Ellerini indirdi. Kolunu değirmen gibi salladı. Kalçasını salladı. Veda ederken eğleniyordu. Maçın kontrolü Joe Calzaghe’ydi. Belki de Roy Jones bu maçta bir an önce nakavt olmak isterdi. Calzaghe de isteseydi onu nakavt edebilirdi. Ama etmedi. Kanvasın üstünde son dakikalarının keyfini çıkardı. Attığı her yumruğun artık çok özel olduğunun farkındaydı. Ringdeki her anını uzun uzun yaşamak istiyordu. Maç bittiğinde babası Enzo’ya sarıldı. İki oğlu ringe çıktı. Kendi isteğiyle emekli oldu. Bunu yapabilmek bokstaki en zor şeydi. Ali, Leonard, Foreman ve niceleri bıraktıktan sonra geri gelmiş, son maçlarında kötü yenilgiler almıştı. Calzaghe kendi isteğiyle zirvede bırakıyordu. En tepedeyken, hala spot ışıkları üzerindeyken, rakibini ringde domine ederken veda etmek müthiş bir irade istiyordu ve o bunu başardı. 46 maç sonunda yenilgisiz olarak spora veda ederken, köşesinde bu yola beraber çıktıkları babası Enzo vardı.
Boksla ilgisi olmayan, hayatını şarkı söyleyip beste yaparak kazanan Sardunyalı bir adam, oğlunu dünya çapında bir boks efsanesine dönüştürdü. Hikayenin başında milyoner olarak döneceğim dediği yere, hikayenin sonunda bir şampiyonun babası olarak döndü.
Yazı: Cihat Gemici
Boks
"Joshua'nın daha fazla silahı var"
10/05/2021 - 22:44
Boks
Félix Verdejo Cinayetle Suçlanıyor
04/05/2021 - 22:52