Boks

“Rumble in the Jungle”dan yalnızca birkaç saat sonra: Muhammed Ali ve amansız hisleri

Share this with
Copy
Share this article

Muhammed Ali

Image credit: Eurosport

ByEurosport Türkiye
19/04/2020 at 16:00

Kimilerine göre spor tarihinin en iyi müsabakası kimilerine göre ise etkileyici bir şov... Muhammed Ali, Rumble in the Jungle’da George Foreman’ı yendikten yalnızca birkaç saat sonra, dövüşteki neredeyse her vuruşun hikâyesini ve kariyerinin gidişatını anlatıyor.

*Bu içerik Bengi Yıldırım tarafından uyarlanarak çevirilmiştir. Orijinal hâlini okumak için tıklayınız.

1974 yılında, Muhammed Ali'nin “Rumble in the Jungle”'da George Foreman'ı yenmesinden yalnızca birkaç saat sonra, 1993 yılına kadar 30 yıl boyunca Observer için yazmış olan Hugh McIlvanney, Ali'nin villasına doğru yola çıktı ve dünya şampiyonuyla iki saatlik inanılmaz bir görüşme gerçekleştirdi.

Boks

Boksun efsaneleri #13 | Jack Dempsey

BIR GÜN ÖNCE

Muhammed Ali'nin sıradan bir dirilişhikâyesiyle yetinmeyeceğini bilmemiz gerekiyordu. Onunkinin fazladan bir gösterişi olmalıydı. Taşı hazır atmışken, onu bir de George Foreman'ın kafasına isabet ettirdi.

Yumrukların sersemlettiği ve Ali'ye özel bir tatmin yaşatan tek kişi rakiplerini fiziksel olarak kendisinden aşağıda görme inancından artık vazgeçirilmiş Foreman olmadı.

Başarısının kopardığı fırtınanın birkaç saatliğine dindiği o çarşamba öğleden sonrasında bunu birden fazla kez dile getirdi Ali. Evinin kapısının önünden çimenlerle bezeli bir okyanus gibi akıp giden Zaire Nehri'ni [şimdiki adıyla Kongo Nehri] buharlaştırmakla tehdit eden kızgın güneşe karşı kapanmış perdeleriyle villasındaki bir koltuğun kalın yastıklarına yaslanmış yatarken, düşünceleri iyi bir masörmüşçesine onu rahatlatan bir adamın sessiz memnuniyeti hâkimdi konuşmasına.

"Ben çok fazla insana haddini bildirdim, sadece George'a değil." dedi. "Tükendiğimi söyleyen o gazeteciler, laflarım dışında hiçbir şeyimin kalmadığını düşünen insanlar, baştan beri bana karşı olanlar ve gelmiş geçmiş en büyük dayağı yememi bekleyenler. Koca George Foreman'ın, yaşayan en havalı adamın, onlar için bunu yapabileceğini sanıyorlardı ama şimdi gördüler."

Ali bir sonraki cümlesine başlarken halası Coretta Clay'in ve kendisinden "iki biftek ve sekiz kadar yumurtadan omlet" istenen diğer aşçı Lanna Shabazz'ın orada olduğunu fark etti. Kendini bir yokladı, kelimeleri söylemekten ziyade onlara şekil verdi: "Hepsinin kafasını allak bullak ettim."

Bunu gerçekten yaptı, aynı inançlıların arasındaki kandırılmışlar, onu uzun zamandır spordan çıkan en iyi oyuncu olarak kabul eden, ama yine de korkarak kendini Foreman'ın ona yenilmek için fazla genç ve fazla güçlü olduğunu düşünürken -mantıklı olarak, boks tahmincilerinin Iago'su kafamızı yalan yanlış şeylerle dolduruyordu- bulan bizler için yeni ufuklar açtığı gibi. Neredeyse mucize olan bir şey gerçekleştiğinde onun şahitlerine analizden çok büyülenmek düşer ama Ali, kendi payına yaptıklarını incelemekten ve onları anlatmaktan dolayı mutluydu.

Dinleyicileri ben, bir gazeteci daha ve evin çalışanları olmak üzere, iki saatten uzun bir süre dövüşle ve onun sonuçlarıyla ilgili hissettikleriyle ilgili neredeyse hiçbir şeyi atlamadan, genel olarak sakin geçen bir monolog hâlinde konuştu. Şafak sökmeden önce yaptığı antrenmanlarından sonra olabilecek en kısa istirahatle yetinmişti ve muhabiri Budd Schulber'in sözleriyle tüm sabah enerjikti.

Akşamüstüne doğru Kinşasa'ya 65 kilometre uzaklıktaki N'Sele'deki hazırlık kampında bir basın toplantısından diğerine ("İşte şimdi gerçekten böbürlenebilirim") neşeyle koşarken de öyleydi. Fakat, öğle yemeği saatinde yaşam alanındaki ruh haline bakılırsa, araya giren iki kişi sürekli kendini yenileyen sahne performansını meşrulaştıracak her zamanki teatral tepkiyi verdirmek için yeterli olmadı.

Yani sahne arada bir komik olmasına rağmen, aslında bir ciddiyet vahası, söz fırtınasının merkeziydi.

Siyah bir kısa kollu gömlek ve onunla takım pantolon giymiş, üstünde siyah birer şerit olan beyaz boks çoraplarını göstermek için kampta sürekli giydiği ağır koşu botlarını bırakmıştı. Ellerine ve bileklerine hiçbir şey takmamıştı, saat bile. Sağ gözünün altındaki ufak morluk ve gözünün renkli kısmının etrafındaki birkaç kan lekesi dışında (bunların Foreman'ın başparmağından kaynaklandığını söylüyor) bir yarası yoktu. Ama sol tarafında on yıl kadar önce kırılan ve o zamandan beri canını sıkan bir kaburga kemiğinin tekrar ağrımaya başladığını söyledi.

Sesi, onu çok kullanmaktan değil de, dövüşten önce geçirdiği bir soğuk algınlığından dolayı biraz çatlaktı. Arada bir ciddi bir öksürük tutuyordu, öksürünce de ağrıyan kaburgasını tutarak iki büklüm oluyordu.

"Muhammed Ali, George Foreman'ı durduruyor" diye mırıldandı gözleri kapalı bir şekilde. "Abi, bu acayip bir yenilgi. Bunun etkisini haftalar sonra anlayacağım. Hâlâ tekrar şampiyon olmuşum gibi hissetmiyorum. Bütün o dergileri görmek için sabırsızlanıyorum. Şimdi benim en iyi, tüm zamanların en iyisi olduğumu söylemek zorunda kalacaklar. Hepsini kandırdım. George'a karşı uğraşıp dans etmeye çalışacağımı sandılar, bacaklarım tutmayacaktı ve vurulacaktım. George da öyle olacağını sandı. Ama benim asıl taktiğim oydu, dans etmemek."

"Taktik onu dünyanın en havalı adamı olduğuna ve herkesin ondan kaçması gerektiğine inandırmaktı. Aslında, ona karşı dans etsem kendimi öldürtebilirdim. O, etrafında dönüp durmam için çok iri. İlk rauntta yaptığımda nefes nefese kaldım. Öyle olunca da kendi kendime şunu dedim: 'Hazır hâlâ baştayken halatlara gideyim, onunla orada çok fazla zarar görmeden başa çıkabilirim. Bırakayım kendini yorsun. Bırakayım o kı*ını yırtsın ve yumruk sallamaya devam etsin diye dua edeyim. İlk kim kime vurabiliyor meselesi olsun, o da benim.' . Bu gerçekten bilimsel bir dövüştü, düşünceler dövüştü. Benim için öyleydi. Yaptığım her şeyin bir amacı vardı."

"O bana yumruk sallarken ben de onunla konuşuyordum: 'Daha sert vur George. Yapabildiğinin en iyisi bu mu? Gövdeye çok iyi yumruk attığını söylemişlerdi ama hiç acımıyor bile. Enayi, daha güçlü vursana, daha güçlü. Sen şampiyonsun ama hiçbir şey yapamıyorsun. Şimdi ben sana patlatacağım.'"

"Sonra pat! Ben ona bir direkt yumruk attım. 'Şimdi sana bir daha vuracağım beceriksiz.' Böyle deyip vururdum. Pat! 'Yapabileceğin hiçbir şey yok.' Öyle yumruk yemekten hoşlanmamıştı. Her vurduğumda kafasını nasıl omuzlarına çeviriyor görüyor musunuz? Peki, ne zaman kaçırdım?"

"Bir direkt yumruk atıp, sağ çaprazından vurdum, sonra yine bir direkt yumrukla bitirdim. Kimse bir kombinasyonu direkt yumrukla bitirmenizi beklemez. O yumruklar George'un cesaretini kırdı. Joe Frazier belki bunları kaldırabilirdi ama George'u hasta ettiler. Dayaktan korktuğu için kendini savunmaya konsantre olduğunu anlatırken insanlar onun dalga geçtiğini düşündüler. Ama o bundan gerçekten hoşlanmıyor ve ben bunu kanıtladım."

"Beşinci rauntta, halatlara yaslanıp onun istediği kadar vurmasına izin verdiğim, ama onun beni rahatsız edecek hiçbir şey yapamadığı an var ya, o anda George'un kurşununu bitirdiğini anlamıştım. Bittiğini biliyordum."

Ali bakışlarını birden yukarı çevirdi ve beşinci rauntla ilgili konuşmasını dinlerken irkilen ve nefeslerini tutan halası Coretta'yla Lanna Shabazz'a gülümsedi. "Bana öyle yumruk atmasına izin verdiğimde korkmuş muydunuz? O bir şey değildi ki. Canımı acıtabileceği, hayati hiçbir yerime vurmadı. Kafamı menzilinden çıkarıp halatlara yaslanmıştım, kollarım da vücuduma gelebilecek gerçek bir zarardan koruyordu beni. Canımı yaksaydı hareket ederdim. Ne yaptığımı biliyordum. Bir sokak dövüşçüsünün benimle oynaması için oraya gitmezdim, biliyorsunuz."

Dünya şampiyonunun babasının sert vücut hatlarına sahip Coretta Clay, mutfağın kapısında yüksek sesli, mutlu bir kahkahaya boğuldu. "Ali gibisi olmayacak bir daha." dedi kendini toparlayınca. "O hem Alfa hem Omega."

Söz konusu olan profesyonel boks ise, Ali gerçekten öyle. Olağanüstü bir olayın bizi içine çektiği o anların etkisi solmaya ve hatıralarımızda toz tutmaya başladığında, işin içindeki üçkâğıtlar ile etnik gurur ve para hırsının nasıl ateşli bir birliktelik içinde olduğuyla alakalı ilgimiz azaldığında; Bundini Brown'un öpücük kondurması, Başkan Mobutu'nun "kelebek gibi uç" kalemi veya -işin içine yemek servisi sokmadan bile fiyatı 250$ olan- üçüncü sıradaki koltuğunda bebeğini emziren genç siyahi kadının yarattığı sevimli ama bir o kadar da beklenmedik manzara aklımıza geldiğinde yüzümüzde ancak hafif bir tebessüm oluştuğunda, yani şimdi uzakta olan o gün geldiğinde, geriye eksiksiz kalmış olan tek şey Muhammed Ali'nin performansının verdiği heyecan olacak.

Ve en azından bu tanıklığın en canlı hatırası, her ne kadar muhteşem olsalar da, onun taktiklerinin verdiği ilham veya tekniğinin harikalığı olmayacak. Onun adeta kusursuz bir elmas gibi sağlam olan sinirleri olacak.

Çoğu insan Twentieth of May Stadyumu'nda olanları Foreman'ın eksikliklerinin, onun daha üçüncü rauntta enerjisini ve azmini tüketmeye başlayan, başarılı olmasını engelleyen yavanlığının ve hayal gücü eksikliğinin bir yansıması olarak görecek. Fakat bu zayıflıkların boyutunu ancak Muhammed Ali son sekiz maçı iki raunttan uzun sürmemiş ve tarihte Ali'yi yenebilmiş olan iki boksörün ikisini de yenmiş olan adamın vuruş gücünün etkisi altında kalmayı reddetmesi sayesinde biliyoruz.

1967 yılında ABD hükümeti tarafından bokstan uzaklaştırıldığından beri bildiği en iyi formunda olmasına rağmen, 32 yaşındaki Muhammed bacaklarının ve nefesinin sınırları konusunda şüpheye düşmüş olabilir, ancak Foreman'ı davet etmesi hayret verici bir hesaplanmış cesaret hareketi olarak görülmeli. Birkaç dakika öncesinde kafasının içinde bombalar uçuşurken, konsantrasyonunda en ufak bir eksiklik olmadan maksimum verimle çalışması, sonunda ödül olan dövüşlerin bile ender doğurduğu bir korkusuzluğa işaret ediyor. Ve tüm bunların hepsi bornozunu almak için yoldan geri döndükten ve dövüşün başlamasına yarım saatten az bir süre kala stadyuma geldikten sonra gerçekleşti. Bu adam mayın tarlasında çiçek toplasa hiçbir çiçeği kaçırmazdı.

Bunları kendi yeteneklerine güvenmesine bağlıyor basitçe: "Deneyimli bir pilot uçağını bir fırtınanın içinden panik yapmadan uçurur. Yeni şeyler olması sorun olmaz. Ben 20 yıldır boks yapıyorum ve bayağı da iyi bir dövüşçüyüm. Foreman gibi bir adamla ateş hattına girebilirim, hiç de korkmam. Benim anlamadığım hiçbir şey olamaz. Okula gitmiştim."

"Ben, o profesyonel olmadan dokuz yıl önce profesyonel oldum. Nakavt olması onun için yeni bir şeydi ve onu kötü etkiledi. Benim yıkıldığım oldu. Aşağılandım. Unvanım elimden alındı. Çenem kırıldı. Son yedi yıldır ellerimle ilgili o kadar çok sorun yaşadım ki doktorlar artık bırakmamı söylüyorlardı. Bu sefer ellerim güçlüydü. Kum torbasına vurabildim ve yıllardır ilk kez Novocaine iğnesi olmadan dövüştüm. Ama ben bütün bunları yaşadım. İşin zor tarafını bilirim."

"Bir profesyonele karşı bir amatör vardı, bir erkeğe karşı bir çocuk. Bir şey diyeyim mi, eğer ayağa kalksaydı o çocuğu rezil ederdim. George süslü kıyafetleriyle, köpeğiyle falan hava atıyordu, insanları suiistimal ediyordu, basını uğraştırıyordu ve konuştuğu zaman da garip konuşuyordu. Eskiden iyi bir adamdı ama artık değişiyor. Benim unvanı 10 yıl önce o diğer kabadayı Liston'dan aldıktan sonra şimdi tekrar almamın, ağır sıklet şampiyonluğunu tekrar kazanan ikinci adam ve ringde hiç kaybetmeden onu alan ilk adam olmamın ne kadar önemli olduğunu biliyorsun. Ama yine de buraya gelip benimle konuşabiliyorsun, uğraşmana gerek yok. Yarın ben yine varoşlarda siyahi bebekleri kucağıma alıyor ve köşedeki dükkânda bir şeyler içiyor olacağım. Ben çok konuşurum ama George gibi şımarmam."

O anda Foreman hiç de kibir abidesi gibi durmuyordu. İki gözünün etrafında ve alnının ortasındaki kızarmış şişlikler ve gözünün üstündeki eski yaranın iltihaplandığına dair belirtilerle Kinşasa'daki otelinde dinlenirken yenik, yorgun ve kararsız gözüküyordu. "Beni şaşkına çevirdiğini kabul etmem lazım." dedi. "Halatlardan sarkışı bile hayret vericiydi. Taktikleriyle beni geçti, dövüşünü benden daha planladı."

Foreman dövüşten önceki dört gün boyunca kendini iyi hissetmediğini söylerken bahane uyduruyor gibi gözükmüyordu. Kendini çok fazla sıvı tüketirken bulduğunu söylüyor, bu da vücudunca o geceki fiziksel durumunun hızla kötüye gidişini açıklayabilecek olan kimyasal bir dengesizliğe işaret ediyor. Gerçi Muhammed olsa kum torbası savuran ama hiçbir yere vuramayan birinin her halükarda yorulacağını söylerdi.

Bifteğini ve yumurtasını yemiş, birkaç bardak portakal suyunu içmiş olan şampiyon, villada ağzı hafif açık, çocukça bir dikkate televizyon kasedinden bir dövüşün parçalarını izliyordu. Başkalarının yaptığı yorumlara laf söylemediği zamanlarda, kendi söylediklerine doğru düzgün saygı gösterilmesini istiyordu.

"Shhh... Beni dinleyin bir... Şunu izleyin... Haklıydım, değil mi?... Yediden sonra onu durdururum demiştim, o sekize geldi... Yağmuru bile durdurdum. Dövüş boyunca hava kupkuruydu, bittikten bir saat sonra da neredeyse ortalığı sel götürtecek bir fırtına çıktı.". Bunların hepsi şaşırtıcı bir şekilde doğruydu.

Foreman'ın menajeri Dick Sadler ekranda görününce düşmanca bir konsantrasyonla oraya doğru eğildi.

Sadler kendi adamının heybetli ve tehlikeli bir boksör olduğunu söyledi. Ali sakince "Hayır, değil." dedi. Sadler, Foreman'ın başka bir rakibini, Gregorio Peralta'yı dört gün yatağa düşürdüğünden bahsetti. "Ben iki saat sonra yataktan kalktım." dedi Ali. "Ben onu yatağa soktum.". Hemen sonraysa Sadler bir kum torbası tutarken önceki şampiyonun torbayı neredeyse delecek gibi yumruklayışı göründü ekranda. "Sorun şu ki," dedi Ali, sanki onu duyacaklarmış gibi, "Beni kimse tutmuyordu."

Artık onu kim tutabilir ki? Çarşamba günü sekizinci rauntta müthiş zamanlamayla attığı o yumruklar hem organizatörleri hem de Foreman'ı yerine oturttu. İngiliz girişimci John Daly şimdiden ona Beyrut'ta Joe Frazier'la üçüncü kez dövüşmesi için 10 milyon dolar teklif etti ve kapalı devre televizyon sistemlerinin yayılması daha büyük miktarları da mümkün kılıyor. Olası rakip Frazier, ama tabii ki Ali, Foreman'ın hezimete uğrattığı bir adamla her zaman sorun yaşayacak olmasının yarattığı çelişkinin farkında.

Ali'nin emekli olmayacağı kesin, biraz boksun dramasını sevdiğinden biraz da para reddedilemeyecek kadar iyi olduğundan. Şimdiden iki, üç milyon kadar biriktirdiğini söylüyor (kasetten Bonnie and Clyde izleyecek bir adama göre bankalara hâlâ ilginç bir güveni var, fakat yatırımlara hiç yok), ama kendini güvende hissetmesi için daha fazlasına ihtiyacı var.

Bir anlamda yazık oldu, çünkü Çarşamba günü hoş bir final olabilirdi. Coretta Clay'in dediği gibi, Ali boksun hem Alfa'sı hem de Omega'sı. Şimdi Ali'yi gördük, peki boks bize ne sunabilir? Belki de hazır böyleyken hem o hem de boks emekli olmalılardır.

Boks

Boksun efsaneleri #12 | Joe "Smoking" Fraizer

22/05/2020 AT 14:28
Boks

Boksun efsaneleri #11 | Ölümcül İçgüdü: Deontay Wilder

18/05/2020 AT 14:45
Related Topics
Boks
Share this with
Copy
Share this article

Latest News

Boks

Boksun efsaneleri #13 | Jack Dempsey

BIR GÜN ÖNCE

Latest Videos

Boks

Boksör ringden böyle kaçtı

00:00:34

Most popular

WEC

The Race All-Star - 16/05

16/05/2020 AT 13:47
View more