Futbol

Berlin derbisinin hikâyesi

Share this with
Copy
Share this article

Union Berlin - Hertha BSC

Image credit: Eurosport

ByEurosport Türkiye
21/05/2020 at 22:37 | Updated 22/05/2020 at 13:08

Bundesliga'da bu akşam 19:30'da Hertha Berlin ile Union Berlin karşılaşacaklar. Tifosi Blog ekibi, "Berlin Derbisi"nin çalkantılı geçmişine dair hazırlanan bir yazıyı çevirdi.

*Yazının orijinal hâlini okumak için tıklayınız.

Bu, temelleri başkent Berlin'in tarihinde yatan bir hikâye.

Futbol

Bundesliga'da haftanın notları: Hızlanın, bitişe geliyoruz!

24/06/2020 AT 14:04

Eski Kıta'nın büyük şehirlerinden çoğu en azından iki büyük kulübe ev sahipliği yapıyor; Roma, Milano ve Madrid örneklerinde olduğu gibi. Britanya'daki neredeyse bütün büyük şehirler de benzer şekilde bölünmüş durumda, Old Firm ve Manchester derbisi oyunun en büyük rekabetlerinden ikisiyken Londra'da ise bir avuç takım başkentteki yerleri için mücadele ediyor.

Derby della Madonnina'nın yoğunluğuna ya da El Clasico'nun saf futboluna sahip olmasa da gri şehrin tarihinde de oldukça etkileyici futbol öyküleri yatıyor. Ve şehrin batısındaki Charlottenburg'da yer alan Hertha BSC ile güneydoğudaki Köpenick bölgesini evi bilen Union Berlin'in rekabeti de bu öykülerde büyük paya sahip.

Uzun zaman boyunca bu iki taraf rakip dahi değillerdi. Bugün bile, lig düzeyinde bugüne kadar yalnızca beş kez karşılaştıkları göz önüne alınırsa, ilişkilerini bu şekilde karakterize etmek yanlış olur. Aslında Soğuk Savaş yıllarında, şehri ikiye ayıran duvara rağmen, neredeyse mucizevi bir dostluk bile kurdular.

O dönem Stasi, Doğu Alman halkının yaptıklarının büyük bölümünü izleyip parti ideolojisine uyup uymadığından emin oluyordu. Sınırlar polis doluydu ama tabii hava dalgaları engellenemiyordu. 70'lerde televizyonun ülkeye gelmesi, Alman Demokratik Cumhuriyeti'ndeki insanların büyük bölümünün Batı Alman televizyonunu ve dolayısıyla Bundesliga'yı izleyebilmesi anlamına geliyordu. Sonuç olarak, Doğu'dan birçok futbolsever duvarın öteki tarafından bir takım edindi. İşte o zaman Union taraftarları öteki tarafta bir takımı daha desteklemeye başladı, Bundesliga'daki tek Berlin temsilcisi Hertha'yı.

Union tipik bir Sovyet takımına benzemiyordu. O unvan, Stasi şefi Erich Mielke'nin 'yardımları' sağ olsun, 1979-88 arası arka arkaya 10 şampiyonluk kazanmış olan rakipleri Dynamo Berlin'e aitti. Union taraftarları daima Dynamo'nun temsil ettiklerine nefretle yaklaştılar.

Union'un Hertha ile olan dostluğu, bir nevi Dynamo’ya duydukları bu nefretten kaynaklanıyordu; onların aksine partinin değil, halkın takımıydılar. Das Stadion An der Alten Försterei (Eski Ormancı Kulübesinin Yanındaki Stadyum) insanlara bağlamdan uzaklaşma olanağı sunuyordu. Seyirci kalabalığı sayesinde Stasi'nin varlığını birkaç saatliğine unutabiliyorlardı. Burada rejim karşıtı şarkılar söyleyip tezahüratlar yapabiliyorlardı. Bunlardan belki en iyisi de serbest vuruşlarda yankılanan 'The Wall must fall' tezahüratıydı. İtibarları öylesine büyümüştü ki insanlar, "Her Unionlu bir hükümet düşmanı değildir fakat her hükümet düşmanı bir Unionludur." derdi.

İşte, tamamen uyuyordu dostlukları bu düşünceye, temelinde siyaset yatıyordu. Sisteme olan memnuniyetsizliklerini Batı Alman takımının mavisine bürünerek ifade ederlerdi. Ve özellikle söyledikleri şarkıların biri Dynamo ve Stasi'ye net bir mesaj veriyordu. "Spree'de iki takım var sadece, Union ve Hertha BSC."

Kulübün bu muhalif kültürü günümüzde de devam ediyor ve bu da onları Avrupa'nın en özel kulüplerinden biri yapıyor. Tutkulu bir taraftar grupları, sistem karşıtı bir tarihleri ve ağaçların ortasında 'ev yapımı' bir stadyumları (stadyum, 3. Lig'den yükseldikleri 2008'de toplamda 140.000 saat harcayan gönüllü taraftarlar tarafından yenilenerek standartlara uygun hale getirildi) var. Onlar, modern futbolun antitezi.

Bu esnada kızıl bir denizde (zira Federal Almanya'nın kalanıyla aralarında 150 kilometrelik bir komünist bölgesi vardı) mavi bir leke olan Hertha da bu dostluk teklifine cevap vermekten memnundu. Komşularıyla beraber Union bayrakları dalgalandırıyorlar ve hatta ara sıra sınırın ötesine geçip bizzat onlar için tezahürat yapıyorlardı.

Dostluk çok uzun yıllar korunacak gibi gözüküyordu. Duvarın yıkılışından kısa süre sonra Doğu'daki futbolseverler Hertha'yı desteklemek için artık bir işlevi kalmamış sınıra akın etmeye başladılar. Aynı zamanda iki taraf 27 Ocak 1990'da tarihsel önem taşıyan bir dostluk maçında da buluştular. Duvar yıkılmıştı ancak iki ülkenin istikbali hâlâ muammaydı. Siyasi olarak Almanya hâlâ iki parça halinde olsa da iki taraftan 50,000'in üzerinde taraftar (biletler sembolik olarak iki para birimine de satılmıştı) Olympiastadion'da beraber özgürce iki rengin karşı karşıya gelişini izlediler, birkaç yıl öncesinde gerçekleşmesi hayal bile edilemeyecek bir görüntü...

Fakat birleşmenin getirdiği coşku kısa soluklu olacaktı. Almanya; istikrarı ve Doğu ile Batı arasındaki eşitliği sağlamakta bir hayli zorlanıyordu. Doğu Almanya ekonomik olarak komşularından çok daha gerideydi. Batı Almanya, kan kaybettiği savaştan sonra Amerika’nın hamleleri ve Marshall Planı sayesinde bir wirtschaftwunder (ekonomik mucize) gerçekleştirmiş, tekrardan Avrupa ekonomisinde söz sahibi konuma gelmeyi başarmıştı.

Doğu’da ise Kremlin, Almanya’nın ağır sanayisine ‘savaş tazminatı’ olarak el koymuş, bu da ekonomilerine büyük darbe vurmuştu. Bu nedenle birleşme ortaya siyasal huzursuzluklar ve kitlesel işsizlik gibi sorunlar çıkarmıştı. Günümüzde bile Doğu, Batı’dan ‘dayanışma’ ödemeleri alıyor ve ülkede ekonomik eşitlik böyle sağlanıyor.

Ekonomik dengesizliğin futbola yansıması uzun zaman almadı. Doğu Almanya liglerini yıllardır domine eden kulüpler Oberliga ile Bundesliga’nın birleşmesiyle beraber serbest düşüşe geçtiler. Dynamo Berlin, Dynamo Dresden ve Lokomotive Leipzig’in başını çektiği kalabalık bir grup; Batı’daki muadilleriyle ekonomik açıdan mücadele edemedi.

Son yıllarda yalnızca Energine Cottbus ve RB Leipzig Bundesliga’da mücadele etme şansı yakalayabildi. Biri Moneyballvari bir strateji izlerken diğeri ise Red Bull’dan gelen milyonlar sayesinde bunu başardı. Milli takımda da benzer bir dengesizlikten rahatlıkla bahsedebiliriz. Zira 2014’te Dünya Kupası’nı kazanan takımdan sadece Toni Kroos, Doğu Almanya’da büyümüştü.

Bütün bu olanların elbette Berlin derbisine de etkisi oldu. 2010’da birbirleriyle ligde ilk kez karşılaşan takımlar arasında yaklaşık 20 yıl kadar önce duvar yıkıldığındaki dayanışmadan eser yoktu. Açıkçası fena bir maç da değildi. Peter Niemeyer’in erken golüne karşılık Union’dan Santi Kolk’un son dakikalardaki golü 1-1’lik beraberliği işaret ediyordu. Lakin maçın en akılda kalıcı kısmı goller değildi. Union taraftarları maçtan önce ‘Futbol kültürü yoluna devam ediyor. Siz hangi treni seçerdiniz?’ yazan bir afiş açmıştı. Afişte hangi S-Bahn trenini seçeceğine karar vermeye çalışan bir adamın iki tarafında iki farklı tren vardı. Hertha fanlarıyla dolu Charlottenburg treni ve Union taraftarlarının kullandığı Köpenick treni. Union bu afişle taraftarlarının bağlılığını methetmekle kalmayıp Hertha’nın ünlü Olympiastadion’una giden ‘turist’ taraftarla da alay etmişti.

O sene oynanan ikinci maç derbi tarihinin dramatik karelerinden birine sahne olacaktı. Union’lular stadyuma doğru hareket etmek adına Alexanderplatz’ta buluşmaya karar vermişlerdi. Bu buluşmayı ölümsüzleştiren ise hepsinin kafasındaki kırmızı-beyaz Union bereleriydi. Televizyon kulesinin altında toplanmış kıpkırmızı bir ordu...

Kâğıt üzerinde ‘Yaşlı Hanımefendi’ adına kolay bir galibiyet öngörülüyordu. Hertha, Bundesliga’ya dönmeye doğru adım adım ilerlerken Union ihtiyacı olan sonuçlara bir türlü ulaşamıyordu. Buna rağmen, stadyumdan mutlu ayrılan taraf şehrin öte tarafından gelen 25,000 Union taraftarıydı. Ev sahibi Roman Hubnik’in golüyle öne geçecek, John Jairo Mosquera durumu eşitleyecek ve Union’un efsanesi Torsten Mattuschka’nın frikiği galibi belirleyecekti. Böylesine bir zaferi getirmek için mükemmel kişiydi Mattuschka. Kurnaz ama pek de kıvrak olmayan oyun kurucu, futbolculuktan önce geçimini boya badana yaparak sağlıyordu. 2005 yılında Union’a imzayı attığından beri takımın 4. ve 3. Liglerden yükselmesine yardımcı olmuş ve kulüp tarihinin en büyük zaferlerinden birinde başrolü oynamıştı.

Sürpriz şekilde Hertha’nın 2012 yılında bir kez daha küme düşmesi ezeli rakipler arasında iki maç daha oynanacağı anlamına geliyordu. İlk maçta Hertha derbi şanssızlığını kırarak Köpenick’te galibiyete ulaştı ve hem kalitesini hem de ne kadar organize bir takım olduğunu gösterdi. Anis Ben-Hatira’nın durdurulmayan atletizmi Sandro Wagner’in açılış golüne sahne hazırladıktan sadece dakikalar sonra Christophe Quiring ev sahipleri adına duruma denge getirmeyi başardı. Lakin Hertha’nın oyun kurucusu Ronny bir frikikten gol bularak galibiyeti Batı’ya getirdi. Hertha, son derbinin intikamını neredeyse birebir aynı şekilde kazanarak almıştı.

Olympiastadion’daki karlı rövanş yine heyecanlı bir maça sahne olacaktı. Union iki sene önceki başarısını Simon Terodde ve Adam Nemec’in golleri ve Mattuschka’nın büyüleyici performansıyla tekrarlamaya yaklaşırken Adrian Ramos’un bitime 15 dakika kala bulduğu gol tüm hesapları değiştirdi. Union’un maçın başındaki halinden eser kalmamıştı ve beraberlik golü kaçınılmaz gözüküyordu. İroniktir ki, bir kez daha karar golü bir serbest vuruştan gelecekti. Ronny 18 gollük sezonuna bir frikik golü daha eklemişti.

Hertha’nın 2013’te Bundesliga’ya dönmesiyle beraber rekabet soğumaya bırakılmıştı. Ancak Union’un geçtiğimiz sene Bundesliga’ya bir coşku patlamasıyla beraber çıkması ve iki takımın da şimdilik ligdeki yerlerinin epey sağlam gözükmesi taraftarlar için iyi haber. İki takım da zirve ligde olduğu sürece Batı ile Doğu’nun, Mavi ile Kırmızı’nın hikâyesi anlatılmaya ve dostlukla başlayan bu rekabette yeni sayfalar yazılmaya devam edecek.

Futbol

Bundesliga’da şu ana dek neler oldu?

01/06/2020 AT 07:51
Futbol

Kai Havertz, transfer spekülasyonlarına dair konuştu

25/05/2020 AT 09:26
Related Topics
FutbolAlmanya
Share this with
Copy
Share this article