Eurosport
Diego Maradona: Kehanetin gerçekleşmesi
Tarafından
Yayınlandı 27/11/2020 - 10:59 GMT+3
Buenos Aires'in kenar mahallelerinden birinde büyüyüp üstün yeteneklerle kutsanmış ‘Cabecita Negra’ lakaplı Diego Armando Maradona, Arjantin'in futbol ilkelerini tanımlayan her şey demekti.
Eurosport
Görsel kaynağı: Eurosport
Bu yazı The Guardian'da yayımlanmış ve Kerim Kılıç tarafından çevirilmiştir.
1920’li yıllarda, nüfusu oldukça hızlı bir şekilde büyümekte olan Arjantin bir kimlik arayışındaydı. Daha sonrasında, futbolun birbirinden apayrı kimliklere sahip bir toplumu birbirine bağlayabilecek birkaç şeyden biri olduğu belirgin hâle geldi. Geçmişiniz ne olursa olsun, üstünde mavi-beyaz şeritler olan formanın kazanmasını istiyordunuz. Ve bu istek, oyunun ulusal tarafının politik ve kültürel bir öneme sahip olduğu anlamına geliyordu.
El Gráfico’nun sayfalarında bir tartışma gün yüzüne çıkmıştı. Devam eden süreçte, Arjantin futbolunun, Birinci Dünya Savaşı'nın başlarında büyük ölçüde ayrıldığı sömürgeci zihniyetteki İngilizlerin oyununa karşı olduğu konusunda fikir birliğine varıldı. İngiliz okullarının geniş bahçeli oyun alanlarında futbol, kas gücü, enerji ve koşuya dayanıyordu. İngilizlerin aksine Arjantililer ise bu oyunu küçük otlaklarda, gecekondu mahallerindeki boş arsalarda ve oyun biraz olsun sertleştiğinde müdahale etmenin zor olduğu küçük, sert zeminlerde kalabalık kitlelerle öğrendiler. Sıkı bir oyunları vardı. Teknik kapasiteleri yüksekti, kurnazdılar ve sokaktaymış gibiydiler.
El Gráfico'nun editörü Borocotó, 1928'de Arjantin’in oyununun ruhuna bir heykel dikilecek olsaydı diyerek şöyle bir tasvirde bulunmuştu: “Yele gibi saçlara sahip kirli yüzlü bir sokak çocuğunun saçlarını düzeltecek tarağa isyan etmesi gibi. Zeki, başıboş geziyor ve dalavereci. Aynı zamanda oldukça kolay bir şekilde sizi kandırabilecek gözlere ve başıboş bir serserinin kahkahasını atacakmış gibi duran ışıltılı bir bakışa sahip. Bahsi geçen serseri kahkahası, yüzüne tam oturmuyor. Ağzı, dün yediği yemeklerle yavaş yavaş yıpranacak ve daha sonrasında aşınacak küçük dişlerle dolu.”
“Pantolonunda kabaca dikilmiş birkaç yama var. Üzerine giydiği Arjantin’in geleneksel çizgili formasının boynu hafif açık ve görünmez fareler formanın bazı kısımlarında birkaç delik açmış. Dizleri, mikroplarından arınmış kabuklarla kaplı. Ya çıplak ayaklı ya da çok fazla şut vurduğu için ucunda delikler oluşan ayakkabıları var. Onun duruşu karakteristik olmalı. Çaputtan yapılma bir topla dripling yapıyormuş gibi görünmeli”.
O günlerden yaklaşık yarım asır sonra Diego Maradona uluslararası arenadaki ilk maçına çıktı. 16 yaşında dahi sadece harika bir futbolcu değildi. Diego, kehanetin gerçeklemesi anlamına geliyordu.
60 yaşında hayatını kaybeden Maradona, ‘potrero’ların* çocuğuydu. Kendisini “Cabecita Negra” olarak tanımlıyordu. Küçük siyah nokta anlamına gelen bu terimi Eva Perón, seçim bölgesi olarak gördüğü İtalyan ve yerli kimliğe sahip insanlar için kullanmıştı. Maradona’nın anne-babası dindar ve aynı zamanda Perón taraftarıydılar. Evlerinin duvarında hem Evita’nın hem de Juan Perón’un fotoğrafları vardı.
Babası, ülkenin en kuzeydoğusundaki Corrientes ilinin Paraná deltasında bir sandalcıydı. Daha sonrasında, akrabalarıyla yaşayan eşinin yanına Buenos Aires’e taşındı ve kendisine bir iş buldu. Eşinin akrabaları taşındığında babası yarım yamalak tuğlalarla ve metal levhalarla Villa Fiorito'daki kendi evlerini inşa etmek zorunda kaldı. Gecekondu mahallesi o kadar kötü durumdaydı ki her gün otobüslerle polisler geliyordu. Öyle yerlerde hayatınızı sürdürmeniz çok tehlikelidir. Bir gece, Maradona yürümeye yeni yeni başlayan bir çocukken lağım çukuruna düştü. Onu kurtarmaya çalışan amcası Cirilo, “Diegito” dayı bağırdı. “Başını b*kun üzerinde tut.”. Maradona'nın hayatının daha zorlu anlarında bir mantra gibi tekrarlayacağı bir sözdü bu.
Elektriksiz ve susuz bir mahallede büyümek zorunda kalan Maradona, para kazanmayı becermişti. Taksi kapılarını açıyor, hurda satıyor, sigara paketlerindeki folyoyu sarıyordu. Okula giderken bir portakalla, buruşturduğu bir gazeteyle veya bir paçavra yığınıyla top sektirirdi ve bir demiryolu üzerinden geçerken bile topun yere değmesine izin vermezdi. Aşağı yukarı dört-beş yaşlarındayken çekilmiş bir fotoğrafında topa vurduğu için hırpalanmış ve bükülmüş bir tel çitin önünde duruyor. Bu tam daBorocotó’nun bahsettiği futbol tedrisatıydı.
Maradona o kadar yetenekliydi ki Argentinos Juniors’un genç takımı Cebollitas’a deneme antrenmanı için gittiğinde onlara sekiz yaşındı olduğunu söylemişti. Ancak oradaki yetkililer Maradona’nın sekiz yaşından daha büyük olduğunu düşünüyorlardı. Tek sorun yetersiz beslenmeydi. Diego’nun kimliğine baktıktan sonra onun büyümesini kolaylaştırmak için ona hap vermesi ve iğne vurması için bir doktora götürdüler. Neredeyse bir anda bir fenomen hâline geldi. Topla yaptığı numaralarla devre aralarında tribündeki taraftarları eğlendiriyordu. 11 yaşına geldiğinde ulusal basının konusu olmaya başlamıştı. Beklentiler başlangıçtan beri vardı. Kullandığı ilaçlar ve güçlendirme çalışmaları onu bilinir hâle getirmişti.
Bu yüzden Maradona’nın isteklerine boyun eğme konusunda bir eğilim vardı. Kısa süre sonra kuralların kendisi için geçerli olmadığı anlaşıldı. Okul müdürü, Diego’nun kaldığı derslerden onu geçirdi. Sonsuza kadar suçlayacak başkalarını bulabilirdi. Kısacası, kötü bir kaybedendi. Olgun biri değildi. Sorumsuzdu. Taraftarların, medyanın ve kulübünün talepleri doğrultusunda daima yanlış yönlendirildi. 1981’de Boca Juniors’a transfer olduktan sonra kulubün içinde bulunduğu ekonomik sorunlar, oldukça fazla para getiren ve âdeta sonsuz bir döngüye giren dostluk maçlarında oynaması anlamına geliyordu. İçinde bulunduğu zorlukların üstesinden gelebilmesi için çok daha fazla iğne vurdurması gerekiyordu ve baskı bir yerden sonra dayanılamaz hâle geldi.
Kokain bağımlılığı, hiç uyum sağlayamadığı Barcelona’da başladı. Odak noktası olduğu Napoli’de daha mutluydu. İki lig şampiyonluğu ve bir UEFA Kupası’yla Napoli taraftarlarının sevgisini kazandı. Ama içinde bulunduğu büyülü ortam bile çalkantılıydı. Sahadaki performansı ile uyuşturucu aldığı konusundaki söylentiler, verdiği partiler ve Napoli mafyası Camorra’yla olan ilişkisi karşı karşıya geliyordu.
Kurallar, saha içi ve saha dışında etrafından dolaşılması gereken birtakım şeylerdi. 1986’da İngiltere’ye karşı hentbol oynamıştı ve bu, yüksek profilli maçlarda yaptığı birtakım şeylerin ilkiydi. Daha sonrasında, 1989 UEFA Kupası Finali’nde elle oynadıktan sonra bir penaltı kazanacak ve 1990 Dünya Kupası’nda Sovyetler Birliği’ne karşı oynanan maçta kaleye doğru giden topu eliyle kesecekti. Doping testi için gelen görevlileri, plastik bir penis ve başka birinin idrarıyla dolu sahte bir mesaneyle atlatmayı başardı. İtalya’dan ayrıldıktan sonra vergi konusunda yaşadığı sorunlar yıllarca tartışıldı.
Nihayetinde, Mart 1991’de kokain testi pozitif çıktı. 15 aylığına futboldan men edildi, kilo aldı ve kendini hayatın akışına bıraktı. Sevilla’da ve Newell’s Old Boys’ta forma giydi ancak tatmin edici değildi. Gazeteciler evinin önünde kamp kurduğunda arkadaşları havalı tüfeklerle onlara ateş etti. Yine de Maradona, 1994 Dünya Kupası'nda oynayacağını söylediğinde memnuniyetle karşılanacaktı.
Alelade standartların üzerinde uygulanabileceği bir futbolcu değildi. O sadece bir dahi değil, aynı zamanda ülkesi için sembolik öneme sahip biriydi. Tüm kariyeri boyunca belki de sadece dört sezonluğuna harikaydı. Onda Lionel Messi’nin acımasızlığına dair bir şey bulamazdınız. Onun göz alıcılığı, gün gibi ortada bir içinde hissettiği bir mücadeleden kaynaklanıyordu.
1986’da ortaya koyduğu performans, hâlâ bir Dünya Kupası’nda birinin çıkıp gösterebileceği en iyi performans olarak kabul ediliyor. Sadece gol atmakla kalmadı. Sadece harika goller atmakla da kalmadı. Birçoklarını peşine takarak goller attı. Çocukluğunda karakterini oluşturan slalom gollerden attı. Potreros’tan gelmişti, hâlâ daha Potreros’un oyununu oynuyordu ve bu kafa yapısıyla Dünya Kupası’nı kazanmıştı. Daha da iyisi, bunları İngiltere’ye karşı yapmıştı.
Maradona, yarı mesih olarak kabul edildi. 1990’lı yılların başında, belli başlı birtakım konulardaki demeçleri olağanüstü bir saygıyla karşılandı. Ulusun her kesimiyle konuşabiliyordu ve Perón’la arasında bir benzerlik kurdu. Herhangi bir ölümlünün çok ötesinde güçlere sahipti. Tam da bu yüzden, hakkında konuşulacak en ufak bir teknik direktörlük tecrübesi olmamasına rağmen 2010 Dünya Kupası'nda milli takımın başına getirildi. Bu yüzden Buenos Aires'te bir Maradona Kilisesi var. Bu yüzden mevzubahis sahte penis, Buenos Aires'teki bir müzede dini bir kalıntı gibi sergilendi ve daha sonrasında ülke çapında tura çıkarıldığında çalındı.
Kilo verdi. Tekrar fit bir vücuda kavuştu. Ve geri döndü. 1994 Dünya Kupası’nda ilk maçta Yunanistan’a karşı golünü attı. Turnuvadaki ikinci maçını Nijerya’ya karşı oynadıktan sonra rastgele doping testi yapılıyordu ve çağrılan kişi Diego’ydu. Testi geçemedi. Evine döndüğünde kedere benzer bir ruh hâli vardı. Buenos Aires, Perón'un yasını tuttuğundan beri böyle bir şey görmemişti. Aradaki ilişkiyi doğrulamak istercesine,Perón’un ölümünün 20. yıldönümü olan 1 Temmuz'da bir sonraki doping örneğinin de pozitif olduğu haberi geldi.
Birkaç sezon daha oynamaya devam etti ancak amaçsızdı. Etrafını saran komplolara karşı öfke duyuyordu ve daha sonrasında bir uyuşturucu testinden daha geçemediği öğrenildi. 1994, gerçek bir sondu. Bu, sadece büyük bir futbolcunun değil, aynı zamanda Arjantin ambleminin de sonuydu.
*: Potrero: İspanya ve Hispanik kültüre sahip ülkelerde, kötü ve zorlu koşullardaki bazı araziler için kullanılır.
Benzer Konular
Reklam
Reklam