Efsanelerin Son Dansına Erken Veda

2026 Dünya Kupası’nın favorilerinden Portekiz ve Brezilya, son 16 turunda turnuvaya veda ettiler. Arkalarında bir sonraki turnuvalarda telafi edebilecekleri başarısızlıklar bıraktılar fakat iki büyük efsane, Dünya Kupası'ndaki son maçlarına çıktılar. Bartu Doğan, Neymar ve Cristiano Ronaldo'nun erken vedalarını ele aldı.

Cristiano Ronaldo

Görsel kaynağı: Getty Images

Portekiz ve Brezilya, 2026 Dünya Kupası’nın başlıca favorileri arasında gösterilmese de kadro kaliteleri itibariyle turnuvayı kazanmaya aday nitelikte milli takımlardı. Portekiz'in kadrosu, bireysel yetenekleri açısından altın jenerasyon olarak görülürken Brezilya Milli Takımı'nda bir yetenek erozyonu net bir biçimde görülüyordu. Yine de Brezilya’nın teknik direktörü Carlo Ancelotti, Belçika'nın altın jenerasyonunu başarısızlığa uğratmış ve kötü bir özgeçmişe sahip olan Roberto Martinez'den daha çok güven veriyordu. Farklı biçimlerde, farklı tarzda takımlara elenen bu iki ülkenin ve tabii efsaneleri Cristiano Ronaldo ile Neymar'ın erken vedalar ise, futbol severlerin damağında buruk bir tat bıraktı.
Bir Devrin Sonu
Belki Dünya Kupası'nın değil ama kimilerine göre tarihin en büyük futbolcusu Cristiano Ronaldo, son Dünya Kupası'nı oynadığını ve bir sonraki Dünya Kupası'nda forma giymeyeceğini resmen açıkladı. Zaten 41 yaşındaki süper yıldız için dört yıl sonra da Dünya Kupası maçı oynamasını beklemek pek mümkün değildi. İki yıl sonra düzenlenecek olan EURO 2028 için bir bilgi vermeyen Ronaldo'nun milli takım kariyeri sona ermişe benzemiyor. Peki Ronaldo'nun yarım kalan Dünya Kupası hayali neden gerçekleşemedi? En büyük rakibi Lionel Messi bir Dünya Kupası kaldırmışken ve ikincisi için de hala çabalıyorken Ronaldo'lu Portekiz'in ne gibi eksikleri vardı?
picture

Roberto Martinez & Cristiano Ronaldo | Portekiz-İspanya

Görsel kaynağı: Getty Images

Dünya Kupası kazanmak bireysel yetenekler kadar, belki ondan da ziyade bir takım oyunu gerektiriyor. Turnuva tarihinde birçok şampiyonluk, bir oyuncunun etrafında şekillenmiş takımlar tarafından kazanılmış olabilir fakat takımın o oyuncunun etrafında nasıl şekillendiği de şampiyonluklarda kritik bir rol oynuyor. 2022 Dünya Kupası'nda Messi, hem skor hem oyun olarak takımı sırtlamıştı. Ancak Scaloni'nin hem ona hem etrafındaki takıma biçtiği rollerin muazzam oluşundan bahsetmeden geçilemez. Aynı şekilde 1986 Dünya Kupası'nda Arjantin'in 3-5-2 sistemi, bu duruma güzel bir örnek. 10 numaralı Maradona formasına çamur değmemesi için teknik direktör Carlos Bilardo'nun oynattığı bu düzen, neticesinde Arjantin'e şampiyonluğu getirmişti. Akıllarda Maradona'nın fantastik performansı kalsa da libero José Luis Brown'ın finalde omzu çıkmasına rağmen sahada kalması ve Julio Olarticoechea'nın İngiltere maçında çizgiden top çıkarması, şampiyonlukta en az "Tanrı'nın Eli" kadar önemliydi.
Portekiz'in kaliteli ayaklara sahip olmasına rağmen, gerekli takım oyununu geliştirememesi, Ronaldo'nun hikayesinin mutlu sona ulaşamamasına neden oldu. Futbol kamuoyu Ronaldo'yu 2022'de olduğu gibi bu turnuvada da başarısızlığın baş sorumlusu olarak gösterdi. Oysa Portekiz'in bu başarısızlığının ardında çok daha sistemsel bir sorun yatıyor. Roberto Martinez turnuvada, kabaca 4-2-3-1 olarak lanse edilebilecek alışılagelmiş bir sistemi tercih etti. İspanya maçına kadar çıktığı tüm maçlarda favori taraf olan Portekiz, topa sahip olma oyununu benimsemişti ve bu sistemde Vitinha & Joao Neves & Bruno Fernandes gibi kaliteli bir orta saha üçlüsüne sahip olmalarından ötürü topu çok efektif bir şekilde kullanabilecekleri öngörüldü. Fakat beklenenin aksine bu üçlü üretim konusunda sınıfta kaldı. Manchester United formasıyla bu sezon çıktığı 35 maçta 33 büyük şans üretme istatistiğine sahip olan Bruno Fernandes, bu turnuvada oynadığı beş maçta yalnızca iki büyük şans üretebildi. Üçüncü bölge efektifliğiyle bilinmeseler bile Vitinha ve Joao Neves'in toplamda yalnızca bir net şans yaratabilmeleri, Portekiz'in merkez üretkenliğini minimize etti. Beklenen asist istatistiklerinde de kulüp performanslarının net bir biçimde gerisinde kalan bu üçlünün üzerine bir de kanatlardaki oyuncuların üst düzey hazırlayıcı olmayışları, Ronaldo'nun turnuvada akıllarda kalacak bir etki bırakamamasının zeminini hazırladı.
Bundan on yıl önceki Ronaldo'yu kendi pozisyonunu üretemediği gerekçesiyle eleştirsek haklı olabilirdik fakat 31 yaşındaki Ronaldo'dan geriye 10 yıl sonra ne kadar atletizm, çabukluk ve enerji kaldığını da sorgulamamız gerekiyor. Keza Cristiano Ronaldo kariyerinin en başından beri oyun stilinde birkaç kez değişikliğe gitti. Geriye dönüp baktığımızda ona tam bir kanat da tam bir santrafor da diyemeyiz. Çünkü Ronaldo 19 yaşında da 29 yaşında da 35 yaşında da bize farklı bir futbolcuyu izliyormuşuz hissiyatını verdi. 41 yaşındaki Ronaldo, artık daha sıradan bir oyuncu ve onu Kylian Mbappe ile kıyaslamamamız gerekiyor. Çünkü Ronaldo yapabildikleri itibariyle artık yalnızca bir hedef santrafor olabilir. Rakip savunmalara kıyasla daha statik, fiziksel açıdan çok daha dezavantajlı. Bu yaşında, saha içinde takıma sunabileceği tek şey skor katkısıydı. Ama bu durum, onun bu versiyonunun işe yaramaz olduğunu göstermiyor. Pozisyona girdiğinde hala iyi bir bitirici olduğunu bize bu turnuvada da gösterdi Cristiano. Her şey çok farklı olabilirdi, doğru kurgularla ondan ve takımın geri kalanından çok daha fazla verim alınabilirdi. Fakat teknik direktörü Martinez'in performansı ve takım bütünlüğünün bir türlü oturmaması, bu turnuva özelinde başarısızlığın en temel sebepleri oldu.
Kral Olamayan Prens
Brezilya Milli Takımı'nın kadrosu açıklandığında futbolseverlerin çoğu mutlu olmuştu zira Neymar da o kadrodaydı. Onu son bir kez daha, belki daha az süreyle de olsa Dünya Kupası'nda görecek olmak mutluluk vericiydi. Carlo Ancelotti'nin, sadece Brezilyalı taraftarların gönlünü kazanmak için değil, gerçekten ihtiyacı olduğu için Neymar'ı kadroya dahil ettiğini düşünüyorduk. Fakat Don Carlo, Neymar’a beş maçın yalnızca 37 dakikasında süre verdi. Turnuvaya gelirken sakatlık yaşayan Neymar'ın fizik kondisyon durumunun iyi olmadığı, oyunda kaldığı 37 dakikada da belli oluyordu. Yine de Paqueta ve Raphinha sakatlandığında bile Ancelotti'nin ona güvenmeyişi, biz futbolseverlerde ciddi bir hayal kırıklığı yarattı.
picture

Neymar

Görsel kaynağı: Getty Images

Çok sorunlu, alışılan yetenek havuzundan mahrum Brezilya’da Ancelotti'nin bu takımdan bir turnuva canavarı yaratması bekleniyordu. Grup aşamasında çok zorlanmasalar da son 32'de kazandıkları Japonya maçında bile 90+5'teki Martinelli golüne ihtiyaç duydular.
Ancelotti'nin pozitif futbol yanlısı bir teknik direktör olmadığını biliyoruz. Özellikle bu tip bir malzemeden Ronaldinho'ların, Ronaldo'ların göze hitap eden futbolunun çıkmayacağı kesindi. Yine de Bruno Guimarães ve Casemiro gibi iki tutucu orta sahanın, yetenek seviyesi vasatın altında bek oyuncularının bulunduğu bu Brezilya'da Neymar bir zorunluluktu. 2014'te milli takımını finale taşımak için tek başına bir ordu gibi oynayan Neymar, o turnuvayı ciddi bir sakatlık yaşaması nedeniyle bitirememişti. O dönem takımını taşıyan Neymar, bu turnuvada takım arkadaşları tarafından taşınabilirdi ve onun getireceği yükler takımın geri kalanı tarafından tolere edilebilirdi. Sonuç olarak Brezilya, hüsran içinde erkenden turnuvaya veda etti. Neymar ise en azından 90+10'daki penaltıyı atarak Dünya Kupası kariyerini golle bitirdi.
İki efsane, benzer senaryolar... Armaları uğruna döktükleri onca ter ve gözyaşı, bir Dünya Kupası hikayesini mutlu sonla bitirmeye yetmedi. Ancak her futbolcunun şartları eşit olmadığı gibi, her efsanenin büyümesi için kupaya ihtiyacı yoktur. Dünya Kupası tarihinden bir Cristiano Ronaldo ve bir Neymar geçti. Futbolseverler ne Ronaldo'nun İspanya'ya karşı kaydettiği hat-trick'i unutacak ne de Neymar'ın Hırvatistan maçı performansını...
Uygulamada 3M+ kullanıcı'a katılın
En son haberler, sonuçlar ve canlı spor yayınları ile güncel kalın
İndir
Bu yazıyı paylaş
Reklam
Reklam