Bu yazı These Football Times'ta yayımlanmış ve Tifosi Blog ekibinden olan Emre Köseoğlu tarafından dilimize uyarlanmıştır.

Şubat 2013. İtalya’da bir adam balkona çıkmış; altında toplanmakta olan kalabalığı, kendisine tapan o insanları izliyor. O insanların çoğu orada olabilmek için büyük fedakârlıklarda bulundu, kahramanlarını yalnızca birkaç saniyeliğine görmek adına çok uzun yollardan geldiler. Balkondaki adam da onlara bakıyor, gülümsüyor, el sallıyor ve yumruğunu sıkıyor.

Futbol
"Onunla her zaman samimi bir ilişkim oldu"
09/12/2020 - 11:18

Son yaptığı hareketten bu adamın Vatikan’da halkı selamlayan Papa olmadığını anlamış olabilirsiniz. Hayır; bu adam Papa’dan 200 kilometre güneyde. Bu adam Diego Maradona.

Yedi görkemli yıl yaşattığı takımın şehrini ziyarete gelen Maradona; Tiren Denizi kıyısında, Castel dell’Ovo’ya bakan Royal Continental otelinde kalıyordu. Tarihindeki iki scudetto’yu da Arjantinlinin eşi benzeri görülmemiş yeteneklerini sergilediği 1987 ve 1990 sezonlarında kazanan Napoli taraftarı, aşk ve minnettarlıklarını bir kez daha göstermek adına ılık bir kış gününde San Ferdinando caddesinde toplanmıştı.

Bu, sadece saçmalık seviyesinde yetenekli bir futbolcunun takımını imkânsız gözüken başarılara taşımasının hikâyesi değil. Elbette Maradona Napoli’nin hem en skoreri hem de en iyi oyuncusuydu. Kulüp de, 90 yıllık tarihindeki en parıltılı günleri onun zamanında yaşadı. Fakat Napoli şehrinin Maradona’ya duyduğu saygıyı futbolla açıklamak yeterli değil. Çünkü Arjantinli, aslında Napolili olmanın ne demek olduğunun mükemmel bir sembolü.

Siyasi anlamda İtalya, 159 yıl önce Giuseppe Garibaldi tarafından birleştirilmiş olsa da birçok kişiye göre kültürel olarak hala tek parça değil. Büyük oranda iki bölgenin arasındaki ekonomik uçurumun sebep olduğu, kuzey ile güney arasındaki derin ayrım bir buçuk asırdır ülkenin başlıca sorunlarından biri.

Fakir güney halkının kuzeyden neden bu kadar kopuk olduğu hala tartışılıyor. Yarımadanın üstündekilere göre sebep güneylilerin iş ahlakının olmamasıyken altındakiler, yıllardır devam eden siyasal ihmali işaret ediyor. İki tarafın sahip olduğu tek bir ortak fikir var, o da ayrımın gerçekten var olduğu. Kuzeyin sembolü; İtalya’yı ekonomik olarak taşıyan Milano, Torino ve Cenova gibi şehirlerin endüstriyel ve ticari merkezleriyken güney yolsuzluk, suç ve işsizlik demek. Ya da kuzeyin ivmesini engelleyen sürtünme.

Futbol dünyasında da bu eşitsizlik göze batıyor. Maradona şehre ayak bastığında henüz Serie A’nın güneyli bir şampiyonu bulunmazken İkinci Dünya Savaşı sonrası dağıtılan 39 scudetto’nun 33’ü Milano, Torino ve Cenovalı kulüplerin müzesindeydi. Mezzogiorno’nun, güneyin, açık ara en büyük takımı olan Napoli’nin bile sadece bir çift Coppa Italia’sı vardı.

Partonopei için Maradona transferini tamamlayabilmiş olmak bile bir çeşit şoktu. 23 yaşındaki yıldızın Barcelona’da sakat geçirdiği sezonlar ve başkan Josep Lluis Nunez’le amansız tartışmalara girdiği zamanlar olmuştu ama daha önce yaptıkları ve göz kamaştırıcı yeteneği herkes tarafından biliniyordu. 7 milyon avroluk rekor bonservis bedeli sadece İtalya futbolunun değil, İtalya toplumunun da ezberlerini bozmuştu. Yoksullaştırılan, geride kalmış güneyliler; dünya çapındaki bir oyunun en değerli isimlerinden birini şehre getirmişlerdi.

Maradona ve Napoli kentinin karakterleri arasında neredeyse kusursuz bir uyum bulunuyordu. 1960 yılında, İtalyan göçmenlerin ve onların soyundan gelen birçok insanın yaşadığı Buenos Aires'in fakir bir ailesinin çocuğu olarak dünyaya gelen Maradona’nın yaşadığı Villa Fiorito banliyösü, bir gecekondu mahallesiydi. Dört kardeşi ve anne babasıyla küçük bir eve tıkılmış, zorlu bir çocukluk geçiren Maradona’nın bir şey başarma ihtimali zayıf gözüküyordu. Fakat Napolililerin ona gösterdiği saygının anahtarı da aslında burada saklıydı: mütevazı bir başlangıca rağmen başardıklarında.

https://i.eurosport.com/2020/11/25/2943277.jpg

Genellikle benzer özelliklerle ilişkilendirilen Napoli halkı için Arjantinlinin asi ve söz dinlemez tavırları, uyumun yakalanmasında büyük role sahip oldu. Maradona’nın kokain bağımlılığı İtalya’ya gelmesinden birkaç ay önce başlamışken, 80’lerin sonuna doğru bağımlılığı ve düzenli ‘partileri’ performansını iyiden iyiye etkilemişti. Napoli’nin şampiyonluklarında kulübede bulunan iki teknik adam Ottavio Bianchi ve Alberto Bigon; Maradona’yı sık sık antrenmanları, hatta bazen de maçları kaçırdığı için cezalandırırdı.

90’larda, Arjantinlinin Napoli mafyası Camorra’yla ilişkisine dair bir soruşturma bile başlatıldı. Zaten Maradona’nın 2013’teki selamının balkonla sınırlı kalmasının nedeni de benzerdi. Ülkeye girişinin gerçek nedeni, daha önce vergi konusunda yaşanan anlaşmazlıkları çözmekti.

Yine de Napoli halkı için bu olayların hiçbiri Maradona’yı daha az sevmelerine neden olmadı. Hatta mükemmel olmaması Maradona kültünü daha da yüce kıldı. Daha sakin, itaatkâr ve temiz bir futbolcu olsaydı muhtemelen aynı ilgiyi görmeyecekti.

Tabii şunu belirtmekte de yarar var: Hikâye bu şekliyle daha romantik gözükse de, Napoli’nin başarılarını sadece Maradona’ya bağlayıp tek kişilik takım imajı çizmek kolaya kaçmaktan başka bir şey olmaz ve yanlış olur. 1987’de scudetto’ya uzanan takımın savunması Giuseppe Bruscolotti, Moreno Ferrario, Alessandro Renica ve genç Ciro Ferrara gibi sağlam parçalardan meydana gelirken orta sahada da Fernando De Napoli ve Salvatore Bagni gibi güvenilir ayaklar bulunuyordu. Napoli’nin sadece 21 gol yediği o sezonda takım adına en golcü isim on golle Maradona olsa da Bruno Giordano ve Andrea Carnevale de beş ve sekiz golle önemli katkılar yapmıştı.

Benzer şekilde üç yıl sonra gelen şampiyonlukta da Napoli, Gianfranco Zola ve Careca gibi iki hücum silahının yanı sıra Ferrara, Renica, De Napoli ve Carnevale gibi hala takımda olan kilit oyunculara sahipti. Lakin takımın yıldızı ve Napoli halkının zafer sembolü kuşkusuz ki Maradona’ydı.

Yüzü şehirde apartman duvarlarında resmedilmiş, 80’ler sonunda yapılan yerel seçimlerde ‘Viva Maradona’ yazan 20.000 oy çıkmış, sadece saçının bir tutamı için bir mabet hazırlanmış, 10 numaralı Napoli forması vakit kaybetmeden emekli edilmiş hatta 1990 Dünya Kupası’nda bazı Napolililer İtalya’yla yaptıkları maçta Arjantin’i bile desteklemişler ve Milan, Inter, Juventus gibi kuzey kulüpleri tarafından hiç affedilmemişlerdi.

Maradona’nın Napoli halkının gönlünde taht kurmasının sebebi büyüleyici ayakları ve nefes kesen yeteneğinden fazlasıydı. Sevginin asıl kaynağı; kişiliği, aykırılığı ve şehrin davasına destek olmasıydı. Napoli’nin o beş yıllık dönemdeki başarıları -87 ve 90’da lig şampiyonluğu, 87’de İtalya Kupası, 89’da UEFA Kupası ve 90’da İtalya Süper Kupası- Güney İtalya’yı tekrar Çizme’ye eklemişti. Artık güney sadece yolsuzluk, kanunsuzluk ve işsizlikle anılmazken güneyliler de doğuştan gelen kaybetmişlik hislerini ve aşağılık komplekslerini geçici de olsa bir kenara bırakmışlardı.

Mezzogiorno gençleri artık Juventus yerine Napoli’yi destekliyor, başarı ile kuzey kavramlarını özdeşleştirmiyordu. Partonopei,kuzeydeki kibirli komşularına karşı bir direnişi temsil ediyor ve kocaman bir bölgeye umut aşılıyordu. Artık ,‘birleşmeden’ bu yana birçok güneylinin yaptığı gibi, hayallerin gerçeğe dönüşmesi için tek çare kuzeye gitmek veya Amerika’ya göç etmek değildi.

Toplumsal intikam yıllarıydı o yıllar. Eşitsizliğin, nefretin, ihmalin, boş vermişliğin, ‘köylülüğün’ ve terroni olmanın rövanşı alınmıştı. Napoli; Milan, Torino ve Cenova gibi şehirlerden bir eksiğinin olmadığını göstermiş, Kuzey İtalya’nın hegemonyasını yıkmıştı. Hem de yapabilecekleri en tatmin edici şekilde.

Halen (yazının yazıldığı 2015 itibariyle) devam eden vergi davasında ise İtalyan merciler, Arjantinlinin devlete 33 milyon pound borcunun bulunduğunu iddia ediyor. Maradona ise bu miktarı kesinlikle kabul etmediğinden torununa San Paolo’da Napoli maçı izletme hayali biraz daha bekleyecek gibi.

Maradona, ismini temize çıkarmakta ısrarcı olduğundan arabuluculuk yapması için Avrupa Birliği’ne bile başvurdu. Avukatları; Agenzia della Entrate’nin, müvekkillerinin mallarına sadece İtalya’da el koyabileceğinin farkında olduğundan Maradona’yı yakın zamanda Napoli’de görmemiz kolay değil. Önceki ziyaretlerinde Rolex saatlerine ve elmas küpelerine el konulan Maradona’nın, taraftarlarla bir sonraki buluşması için biraz daha beklememiz gerekecek.

Lakin sorun çözüldüğünde Partonopei’nin gelmiş geçmiş en iyi oyuncusunun ilk uçağa atlayıp Güney İtalya’yı ziyaret etmesi sürpriz olmaz. “Napoli her zaman benim ikinci evim oldu ve öyle de olacak.” diyordu Maradona emekliye ayrılırken. “Onlar benim halkım ve onları her zaman seveceğim.”

Çeviren: Emre Köseoğlu

Futbol
Spurs, Kuzey Londra'nın hakimi
07/12/2020 - 14:16
Futbol
Taraftarlar geri döndü, peki ya etkileri?
06/12/2020 - 13:04