Simona Halep’in tenis yolculuğu; yetenekli, gelecek vadeden ama beklenen başarıyı bir türlü yakalayamayan genç bir oyuncunun iki Grand Slam şampiyonu bir oyuncuya dönüşmesinin hikâyesi.

Teniste elit oyuncu ile sıradan bir oyuncuyu ayıran farklar nelerdir? Nasıl oluyor da Serena Williams, Steffi Graf, Roger Federer gibi elit oyuncular uzun yıllar aynı istikrarı ve başarıyı sağlayabiliyorken pek çok yetenekli ve sıkı çalışan oyuncu hep belli bir düzeyde kalarak istenen sıçramayı yapamıyor ya da elde ettikleri başarılardan sonra bir daha aynı düzeyi yakalamıyor? Jenerasyonlar değişiyor, oyun gelişiyor ama bu sorular aynı kalmaya devam ediyor.

Tenis
Fransa Açık eski şampiyonu Ostapenko Amerika Açık’tan çekildi
25/08/2020 - 14:18

Simona Halep’in kariyeri bu soruların cevaplarını içeren iyi bir örnek.

Romanya’nın küçük ve tarihi bir şehri olan Constanta’da, 27 Eylül 1991’de doğan Halep, eski bir futbolcu olan babasının teşvikiyle dört yaşında tenise başlar. 14 yaşındayken, “Kendimi tenise adamak istiyorum” der. 16 yaşındayken kendisini daha çok geliştirebilmek ve kaliteli bir tenis akademisine gidebilmek için evinden ayrılır, Bükreş’de bir otel odasına taşınır. Halep, 17 yaşındayken yedi saat süren bir göğüs küçültme ameliyatı olur. Bu sayede hem sırt ağrıları azalacak hem de oyununa pozitif katkı sağlayacaktır.

Halep 17 yaşındayken, 2008 Fransa Açık’ta gençler şampiyonu olur ve dikkatleri üzerine çeker. Bu şampiyonluğun ardından profesyonel olur, ilk 100’e girer. 1.68 boyundaki bu minyon tenisçinin oyunu izleyiciye keyif vermektedir. Tekniği harikadır ancak mental olarak çok çabuk kaybolmaktadır. Oyununun en zayıf noktası servisleridir, büyük vuruşları yoktur daha ziyade baseline’ın gerisinde rakibinin hata yapmasını bekleyen bir “counterpuncher” dır.

Simona’nın yıllar içindeki sıkı çalışmasına, kaslı kollarına, güçlenen bacaklarına, hızına rağmen o kadar istikrarsız bir çizgisi vardır ki bir maçta izleyenleri mest edecek bir oyun çıkarırken diğer maçta varlık gösteremez, oyundan kolayca düşer. Maç esnasında kendine bağıran, kampına bağıran, havayı tekmeleyen, raket kıran Simona, Mayıs 2012 – Mart 2013 arasında arka arkaya iki maç kazanamaz. Hatta Andre Agassi’nin eski koçu ve tenis yorumcusu Brad Gilbert, Simona Halep’in kortta kendiyle kavga eden haline istinaden ona “Halepeño” lakabını takar.

2013 sezonunun devamında müthiş bir ivme yakalar ve altı kupa birden kazanır. WTA’de Steffi Graf’tan sonra, bir takvim sezonunda bunu başaran ikinci oyuncu olur. Bu başarı onu, sıralamada 64.sıradan 11. Sıraya taşır. Güçlü ve hızlı bacakları, oyun zekası, temiz forehandleri, yan çizgiye paralel backhandleri, returnleri, kort geometrisini iyi anlaması, içgüdüleri ve oyun kuruculuğuyla kaliteli tenis oynayan ve izlemesi en zevkli oyunculardan biridir.

Simona Halep pek çok elit oyuncunun aksine etrafını ülkesinin profesyonelleriyle donatmış bir tenisçidir. Menajerinden fizyoterapistine, fitness antrenöründen koçlarına kadar etrafında hep Rumenler vardır. Halep’i çocuk yaşlarından beri tanıyan, dönem dönem birlikte çalışan ve 2019 yılında Wimbledon kazanırken takımındaki koçlardan biri olan Daniel Dobre’ye göre, Halep çok sıra dışı bir şekilde, 14 yaşından itibaren tenis adına bütün kararları tek başına almış bir oyuncu.

https://imgresizer.eurosport.com/unsafe/0x0/filters:format(jpeg):focal(853x462:855x460)/origin-imgresizer.eurosport.com/2020/05/27/2824405.jpg

Bükreş’e taşınmasından, göğüs ameliyatına, koçlarını değiştirmesinden pek çok konuya kadar her konuda kendisi için en doğru kararları tek başına vermiş. Dobre, “Normalde Rumen kültüründe bu kararları aileler verir ama Simona çok mükemmeliyetçi ve güçlü bir karakterdi ve ailesi de ona her zaman çok destek oldu.” diye anlatır durumu.

Halepeño, 2014’de ilk beşe girmeyi başaran ilk Rumen tenisçi olur. Aynı yılın başından itibaren ilk defa Rumen olmayan bir koçla, Wim Fissette ile çalışmaya başlar. Onunla ilk kez Roland Garros finaline çıkar. Finalde rakibi Maria Sharapova’dır. Simona’nın oyun tarzı, rakibini fiziksel olarak yıpratan, onun hatasını bekleyen ve hatayı bulduğunda da puanı kazanan bir temel üzerine kuruludur. Ancak Sharapova gibi büyük ve düz vuruşları olan oyuncularda bu teknik her zaman işe yaramaz. Üç setlik bir maç oynarlar ve Simona kaybeder.

2015’de prestijli bir turnuva olan Indian Wells’i ilk defa kazanır ve sert kortta da önemli bir oyuncu olduğunu gösterir. Rumen gazeteci Adrian Toca’ya göre Simona Halep ülkesinin tartışmasız en büyük spor yıldızıdır. Rumen seyirci, Halep’i çoğu turnuvada yalnız bırakmaz. Ailesine ve ülkesine çok bağlı olan Simona Halep sadece kendi kişisel hedefleri için değil; ailesinin, ülkesinin ve sponsorlarının beklentilerini karşılamak için de çok çalışır, bu da fazladan baskı ve stres demektir. Bu baskıyı yönetmek kolay olmaz.

Romanya’da gazeteler Halep’in kazandığı maçlardan sonra müthiş övgüler yazarken, yenilgilerinde de çok ağır eleştirir. 2015’te Fed Cup için Kanada’ya uçması gerekirken, bir ay içinde ara vermeden oynadığı dördüncü turnuvasını yeni bitirmiştir, ailesinde bir vefat vardır ve evde kalmayı seçer. Bu karar Rumen basınıyla arasındaki iyi ilişkiyi bozar. “Sadece para için oynadığı, ülkesine sırtını döndüğü, şanslı kuralar sayesinde zirveye çıktığı ve sonuna kadar savaşmadığı için kayıplarının utanç verici olduğu” şeklinde hakkında çok ağır yazılar yazılır. Bu yorumların her biri Simona’yı derinden etkiler.

2015 yılında Adidas’ın bir etkinliğinde daha önce Lleyton Hewitt ve Andre Agassi ile de çalışan Darren Cahill ile tanışır ve yıl sonunda Cahill, koç olarak ekibe katılır. Simona Halep’in bir Grand Slam şampiyonuna dönüşmesinin ilk adımı atılmış olur. Cahill, Halep’in basından ve eleştirilerden uzak durmasını ister. İlk olarak oyun tarzı üzerinde çalışmaya başlarlar. Halep kişilik olarak yeniliklere açık bir oyuncu değildir. Cahill, onun bu yapısını anlar ve oyununu değiştirmekten ziyade çeşitlendirmeye yönelir. Baseline’in çok gerisinde beklemeden içerde zikzaklar yapmasını, vuruş yelpazesini geliştirmesini, fileye daha sık gelmesini, drop shotlar denemesini, kortu biraz daha açmasını ister. Günde fazladan bir saat servis çalışmaya başlar. Sadece yan çizgiye paralel toplar atmasını değil, çapraz vuruşlar yapmayı da denemesini ister. Maçlarını birlikte youtube üzerinden izlerler, oyununda nereleri geliştirmesi gerektiğini çalışırlar, her maça bir plan dahilinde çıkarlar. Cahill, olası zayıflıkları tespit etmek, topun büyük olasılıkla düşeceği yeri ve rakibinin buna vereceği reaksiyonları öngörmek amacıyla, başarılı koçların sıklıkla kullandığı veri analitiği ve algoritmalarını maç hazırlığının bir parçası haline getirir.

Tüm bu teknik ve fiziksel çalışmaların etkisi bir yana, Darren Cahill’in deyimiyle, Simona’nın oyunu için yaptığı en büyük iş, Halep’in maç içindeki tavırlarının iyileştirilmesidir. Çoğu zaman kendiyle kavgalı, konsantrasyonu dağılan, maçı bırakmış gibi gözüken Halep’in kendisine karşı ağır eleştirel ve negatif tutumunu değiştirmek ona yaptığı en büyük katkı olmuştur. Darren Cahill, “Simona çok sıklıkla kendisinin en büyük düşmanı oluyor. Birden fazla rakibe karşı savaşıyor- “filenin karşısındaki oyuncuya, tüm takımına ve kendisine” diyerek durumu açıklar.

Peki Simona bu negatif zihinsel alışkanlıktan nasıl vazgeçer, bu dönüşüm ne zaman hız kazanır?

2017 yılı mart ayında Miami Açık çeyrek finallerinde rakibi 11. sıradaki İngiliz Johanna Konta’dır. Dünya dört numarası Simona Halep ilk seti kazanır ve ikinci sette galibiyete iki puan uzakken yanlış bir vuruş seçimiyle kaybettiği puan sonrası oyunu düşmeye başlar. Bir dizi basit hatadan sonra ikinci seti tie-break ‘de kaybeder. Set arasında koçu Darren Cahill’i yanına çağırır ve boşluğa bakarak şöyle der:

“Çok kötüyüm. Saçmalık derecesinde kötüyüm.”

Cahill sorar, “Peki öyleyse bunu nasıl düzelteceksin?”

Simona hiçbir şey söylemez, boşluğa bakar, kalkıp korta döner ve maçı kaybeder.

Bunun üzerine Darren Cahill, Simona’yı bırakır ve bir röportajında bundan “şok terapi” diye bahseder. “Bu karar sadece bir maçın sonunda alınmış bir karar değildi, bütün bir yılın sonucuydu.” Simona, bu karar üzerine gözyaşlarına boğulur ve Cahill’den onunla kalmasını ister.

Cahill, “Eğer dışarıda sana yardım edebilecek biri varsa, seni bundan alıkoymak istemem. Eğer benim senin için en iyi koç olduğumu düşünüyorsan, yardıma ihtiyacın olduğunu da kabul etmelisin.” der ve bu konuşma sonrasında, altı hafta süresince Simona’yı tek başına bırakır.

Simona Halep, daha önce Cahill’in önerisiyle çalışmaya başladığı spor psikoloğu Alexis Castorri ile bu sefer gerçekten değişmek için çalışmaya başlar. Maçlardaki öfke patlamalarını, bağırmalarını, raket kırmalarını, kendisine söylediği olumsuz sözleri YouTube üzerinden izledikçe durumdan utanır ve bunu değiştirmek ister.

Halep ve Castorri, Halep’in kendisini kortta nasıl yönetmesi gerektiğine dair görselleştirme üzerinde çalışırlar. Stresli ve zor anlarda kendisine söyleyeceği cesaretlendirici olumlu sözcükleri seçerler. Buna ek olarak, Simona Halep çocukluğundan beri tanıdığı ve bir mentor olarak gördüğü eski tenisçi ve mental koç olan Silviu Zancu ile üç hafta boyunca neredeyse her gün telefonda konuşur.

Mental koçluğun tanımını ve metodolojisini 1970’lerde ortaya atan Timothy Gallwey, “The Inner Game of Tennis” adlı kitabında bedenin yıllar boyu yapılan antrenmanla topa nasıl iyi vurması gerektiğini bildiğini ama paniklemiş bir zihnin bedenin yavaşlamasına, kasların gerilmesine neden olduğunu ve bu paniğin atletik performansı sabote ettiğini anlatır. Gallwey’e göre atletler için zafere ulaşmanın sırrı “çok fazla çabalamamaktan” geçer. Oyuncu çok düşünmeye başladığında, gerginlik zihni ve bedeni ele geçirir, oysaki oyuncunun kendi vuruşlarına ve seçimlerine eleştirel yaklaşmadan oynaması ve akışta kalması başarıyı getiren unsurlardan biridir.

Simona Halep maçın zor anlarında devreye giren olumsuz iç konuşmaları için şöyle diyor: “Kızgın, kaygılı ya da skorla ilgili olarak az da olsa paniklediğinizde gücünüz olmuyor ya da maç içinde işleri düzeltmeye yetecek kadar temiz ve net bir zihniniz olmuyor. Fakat ben bunları elimden geldiğince değiştirmeye çalışıyorum, çünkü biliyorum ki bunlar sıradan bir oyuncuyla şampiyon arasındaki farkı belirliyor.”

https://imgresizer.eurosport.com/unsafe/0x0/filters:format(jpeg):focal(1043x180:1045x178)/origin-imgresizer.eurosport.com/2020/05/17/2819960.jpg

Altı hafta sonra, Mayıs 2017’de, Simona Halep kariyerinin en iyi maçlarından birini Madrid Açık finalinde oynar. Fransız rakibi Kristina Mladenovic karşısında ilk seti kazanan ve ikinci sette zaferden iki puan önde olan Halep bir dizi basit hatayla seti kaybeder. Halep yine raketi toprağa vurur, kendine bağırır. Bunlar Halep’i tanıyan izleyicinin bildiği görüntülerdir. Yine aynı şey mi olacaktır?

Halep bu sefer farklı davranır, raketi yerden alır, seyirciden özür diler ve son sete daha kontrollü bir şekilde başlar. Final setinde 2-5 gerideyken maçı çevirip kazanmayı başarır. Madrid Açık, dokuz ay sonra kazandığı ilk kupadır, ilk defa bir turnuvada şampiyon unvanını koruyabilmiştir ve kampına baktığında Darren Cahill’in döndüğünü görür. Kupa konuşmasında Cahill’e, “Beni her zaman desteklediğin için teşekkür ederim. Aslında Miami’den sonra geri döndüğün için teşekkür ederim.” diyen Simona için Darren Cahill ve tüm takımı ailedendir. Başarısının en büyük sırlarından biri de takımıyla uzun süreli, güvene ve sevgiye dayalı ilişkisidir. Maç sonrası yapılan basın toplantısında, maç boyunca skordan bağımsız olarak kortta kendisini pozitif tutmaya çalıştığını anlatır.

Simona Halep’te değişim başlamıştır, çok utangaç ve içe dönük olmasına rağmen yıllar içinde ve özellikle Cahill ile daha esnek, daha paylaşımcı olan, yeni şeyler deneyen, yeni yemekler tadan, sosyal medyayı daha aktif kullanan birine dönüşür. Çikolatalı tart ve pizza seven, alışverişe bayılan, yeğeniyle vakit geçirmeyi çok seven, İstanbullu Gelin dizisini izleyen Halep’i seyirci kendisiyle çok özdeşleştirir. WTA’de üç yıl üst üste tenis severlerin en sevdiği oyuncu seçilir. Rumen gazeteci Adrian Toca şöyle der: “Halep kazandığında kendi sınırlarımızı aşmış gibi hissediyoruz, o kaybettiğinde ise aslında hatalarımızı fark ediyoruz ve kendimize olan öfkemizi ve hayal kırıklığımızı ona yöneltiyoruz.”

2017 yılında Fransa Açık’ta finalde Jelena Ostapenko’ya karşı favori olarak çıktığı maçı üç sette kaybeder. Özellikle Rumen taraftarları bu yenilgiyi çok zor karşılarlar. Sonraki üç ay Halep için mental olarak zor geçer. File önü oyununu geliştirmek için çiftlerde oynar, Cahill sonraki turnuvalarda set aralarında yanına gelmez, problem çözme becerisinin gelişmesini ister. 2017 Ekim ayında Pekin’de Ostapenko ile bir kez daha karşılaşır ve bu sefer kazanır. 26 yaşında ilk defa dünya bir numarası olur.

2018 yılında Avustralya Açık’ta bu sefer Caroline Wozniacki karşısında finaldedir ve çıktığı üçüncü Grand Slam finalini de kaybeder. O kadar zorlu ve çekişmeli bir maç olur ki, maç sonrasında Halep ciddi dehidrasyon sonucu hastaneye kaldırılır. Rumen basını Halep’in şansını boşa harcadığını, bir daha böyle bir fırsat bulamayabileceğini, daha cesur oynaması gerektiğini yazar. Ancak Halep bu sefer yenilgiyi farklı değerlendirir, elinden gelenin en iyisini yaptığını bildiğinden içi rahattır, üzgündür ama pişman değildir.

Simona Halep, pek çok vatandaşının kendisinin yaşadığı mental sıkıntıları yaşadığını, bunun kültürlerinden kaynaklı olduğunu belirtiyor. “Bizler çok yetenekliyiz ama kendimize güvenimiz az. Kendimize inanmıyoruz. Ben şanslıydım. Darren Avustralyalı ve bizden çok farklı biri. O beni pozitif olmam konusunda çok zorladı. Çok değiştim.”

Halep’teki bu olumlu değişim, 2018 Roland Garros finalinde sonuca yansır. Amerika Açık şampiyonu Sloane Stephens ile üç setlik çekişmeli bir maç oynar ve sonunda kazanır. Bu zaferle çocukluğundan beri hayalini kurduğu Grand Slam şampiyonluğuna ulaşmıştır. Bu şampiyonluğu ailesi ve takımıyla bir akşam yemeğinde kutlar, sonraki her gün mutlu uyanır. Yılın geri kalanında, özellikle sezonun diğer Grand Slamlerinde istediği sonuçları alamadığında bile kendini iyi hisseder. Çünkü tüm hayatı boyunca istediği ve kovaladığı şeyi sonunda yakalamıştır. 2018’i de bir numara olarak kapatır.

Simona değişmiştir ve bu tüm hayatına yansır. Artık üzerindeki Grand Slam kazanma baskısı ortadan kalkmıştır, başarmıştır, hayal edip arzuladığı her şeye kavuşmuştur, çocukluğunda olduğu gibi, keyifle tenis oynayacaktır. Hayattan daha çok zevk almak, arkadaşlar edinmek, dışarı çıkmak, tenis dışında başka şeyler yapmak için kendisine izin verir.

2019 yılında Darren Cahill ailesine daha fazla zaman ayırmak istediği için bir yıl ara verirler. Simona, daha önceden tanıyıp çalıştığı Daniel Dobre’yi mart ayında takımına katar. Dobre, 11-12 yaşlarından beri tanıdığı Simona’yı söyle anlatır: “Eğer Simona’nın bir hedefi varsa, buna ulaşmak için dağları bile yerinden oynatabilir. Yıllarca beraber çalıştık bir kere bile antrenmana geç gelmedi. Kortta taktiksel açıdan da oldukça iyi kararlar alabilen büyük bir yetenek. Negatif tarafı aslında mükemmeliyetçiliğinden kaynaklanıyor. Cahill onun bu tarafını dönüştürmesinde çok yardımcı oldu. Bir koç olarak oyuncunuz için doğru dili bulmalısınız ve bu her oyuncunun olgunluk seviyesine göre değişen bir şeydir.”

“Simona, Grand Slam kazandıktan sonra rahatlamıştı, başarılı olmak istiyordu ama artık üzerinde baskı hissetmiyordu. Bu rahatlık oyununa da yansımıştı, iyi tenis oynuyordu.”

İşte bu anlayışla geldikleri 2019 Wimbledon’da baskıdan kurtulmuş ve oyundan zevk alan Simona “kortu hissettiğini” söyler. İki hafta boyunca güzel maçlar çıkarır ve 10 yıldır menajeri olan eski Roland Garros şampiyonu Rumen Virginia Ruzici, üçüncü turdaki Victoria Azarenka galibiyetinden sonra Simona’nın bu kupayı alacağını söyler ve öyle de olur.

Finalde fizik ve oyun açısından üstün olduğu Serena Williams’ı iki sette yenerek şampiyon olur. Wimbledon şampiyonluğu neredeyse bütün oyuncular için en büyük hayaldir ve Simona bu hayaline de ulaşmıştır. Gheorghe Hagi ve Nadia Comăneci gibi Romanya’nın idol sporcuları Grand Slam finallerinde onu yalnız bırakmazlar. Bu zafer sonrasında onu ülkesinde 30 bin kişi karşılar. Ülkesinin en önemli ödüllerinden biri olan “Romanya Yıldızı Nişanına” layık görülür.

Simona’nın kendi değerlendirmesi ise şöyle: “Teniste bir numara olmak için elimden gelen her şeyi, her fedakarlığı yaptım. Elbette ben, 10 hatta 20 Grand Slam kazanan oyuncular gibi değilim. Ama Constanta gibi küçük bir yerden gelip zirveye çıkmak bir Rumen oyuncu için ve kişisel olarak benim için çok büyük bir başarı!”

https://imgresizer.eurosport.com/unsafe/0x0/filters:format(jpeg):focal(1309x394:1311x392)/origin-imgresizer.eurosport.com/2020/06/09/2830184.jpg

2020 sezonunda koç Darren Cahill takıma geri döner. Simona, sezonun ilk Grand Slam’i Avustralya Açık’ta yarı finalde iki sette Garbiñe Muguruza’ya kaybeder. Şubat ayında Dubai Açık’ı kazanarak toplamda 20 kupaya ulaşır.

Eylül ayında 29 yaşını bitirecek olan Simona Halep’in motive olmak için ise yeni hedefleri var: “Ülkemle Fed Cup’ta daha başarılı olmak hatta bu kupayı kazanmak ve olimpiyatlarda Romanya’yı en iyi şekilde temsil etmek istiyorum. Bir Grand Slam daha kazanmak ve yılı dünya bir numarası olarak bitirmek de hedefim. Ancak artık kendime baskı yapmıyorum. Teniste birkaç yılım daha var ve kendimi hem daha iyi bir insan olarak hem de daha iyi bir oyuncu olarak geliştirmek istiyorum.”

“10 yıl içinde tenisin dışında üç çocukla güzel bir ailem ve hayatım olsun istiyorum, tabii tenise her şeyimi verdiğimi bilerek...”

Tenis
“Simona ile çalışmak inanılmaz bir duygu”
15/06/2020 - 13:30
Tenis
“Grand Slam’ler öncelikli olmalı”
17/04/2020 - 13:00