Öncelikle nasılsınız? Hayatınız nasıl devam ediyor?
Teşekkürler, iyiyim. Umarım sizler de iyisinizdir. Hayatım yeni normale alışmaya çalışarak, pandemi esnasında yapamadığım antrenmanların acısını havuzda çıkararak devam ediyor.
Koronavirüs sürecinin ilk üç ayında neler hissediyordunuz? Neler düşünüyordunuz? Formunuzu korumak için ne gibi şeyler yapıyordunuz?
Tokyo 2020
Resume Swimming day 9 - Tokyo 2020 - Olimpiyatların Önemli Anları
01/08/2021 - 06:53
Bir hastalığın bizleri bu kadar çok etkileyebileceğini tahmin edememiştim. İlk 15 günlük sürede pandemi kısa sürer, antrenmanlarımıza başlarız diye düşünürken bu süreç iki ayı biraz geçti. Normalde sezon aramız en fazla üç hafta oluyor. Haliyle bu süreçte evin içinde de olsa sezon tatilimizi yapmış olduk ve tabii sıkı bir antrenman programı ile evde antrenmanlarımı yaptım. Fazla insanın olmadığı saatlerde dışarı çıkarak koşular yaptım, böylece kondisyonumu zinde tutmaya çalıştım. Başlangıçta stresin de etkisiyle farkında olmadan fazla yemek yedim fakat sonrasında sıvı tüketimi, dengeli beslenme gibi konulara ekstra dikkat ederek durumu kontrol altına aldım.
Yüzme sporuyla nasıl tanıştınız ve sonrasında bunu bir meslek hâline getirmeye nasıl karar verdiniz?
Babam sporcu ve spor aşığı bir insan. Benim de sporcu olmamı istemiş. Ben daha 3,5 yaşındayken altyapı eğitimi olarak ilk önce jimnastik ardından da beş yaşındayken yüzme eğitimi almamı sağladı. Annem de babam da voleybolcu olmamı istiyorlardı, yüzme bir basamaktı bu yolda fakat ben yüzmeyi çok sevince devam etmek istedim. O dönemki antrenörüm Türker Oktay, babama “Kızınız ileride iyi bir sporcu olabilir ve olimpiyatlara gidebilir.” deyince babam voleybol sevdasından vazgeçmiş ve maceram yüzücü olma kararım ile dokuz yaşında kesin olarak başlamış. Yani aslında ben her şekilde sevdiğim bir sporu meslek olarak yapacaktım, kendi kararım ve Türker Hocamın yönlendirmesiyle yüzmeyi seçmiş oldum.
1996 Çanakkale doğumlusunuz. Çocukluğunuz nasıl geçiyordu? Ailenizin mesleği neydi?
Annem ev hanımı, babam emekli havacı astsubay. Ben doğduğumda babam Gökçeada’da görev yapıyordu. Gökçeada’nın koşulları çok iyi olmadığından ve anne tarafım Çanakkaleli olduğundan dolayı Çanakkale’de doğdum. İki yaşıma kadar bolca bahçe mahsulü, balık ve taze süt ile Gökçeada’da büyüdüm. Ardından babamın tayin olmasıyla İzmir’e taşındık. Ben beş yaşındayken kardeşim doğdu. O da şu an İnegöl Belediye Spor Kulübü’nde voleybol oynuyor. İzmir’de oturduğumuz binada babam sayesinde spora gitmeyen çocuk yoktu galiba. Bu yüzden akranlarımla spor kurslarında yeni öğrendiğimiz şeyleri yarıştırmak en çok sevdiğimiz şeylerdi.
Ailenizde fiziksel açıdan spora yatkın birileri var mı?
Evet, var ama ben spordaki başarımın sadece fiziksel yatkınlık değil, sporu sevmemiz ve hayat biçimimiz olmasıyla ilgisi olduğunu düşünüyorum. Babam, eski voleybolcu ve tenisçi. Birkaç yıl önceye kadar masterlar’da oynamaya devam ediyordu fakat ayağındaki bir problem nedeni ile devam edemedi. Kardeşim de 2018 yılında Avrupa üçüncüsü olan U17 voleybol Milli Takımımız’ın kaptanlığını yaptı.
Üniversite sürecine dek olan eğitim hayatınızdan bahseder misiniz? Yüzme antrenmanlarınız ile eğitim hayatınız arasında nasıl bir denge kuruyordunuz?
İlkokulu İzmir’de, ortaokul, lise ve üniversite eğitimimi Ankara’da okudum. Daha ilkokuldayken ailem bana seçim yapmak zorunda kalırsam, eğitimi seçmem gerekeceğini söyledi, çünkü kim ne derse desin bundan 15 yıl önce bu bir Türkiye gerçeğiydi ama şu an öyle değil. Seçim yapmamak için dersi derste dinleyip, günlük hayatımdan, farklı hobilerimden kısıp kendimi okula ve yüzmeye adadım diyebilirim. Ailem bu çabamı gördükten sonra gerçekten çok yardımcı oldu bana. Babamın iş yerine 50 kilometre olmasına rağmen okul ve havuza yakın maddi durumumuzu zorlayan merkezi bir evde oturduk. Böylece trafikte fazla vakit geçirmeden, evde sağlıklı beslenerek, dinlenmeye ve ders çalışmaya bolca zamanım kaldı. Bazı öğretmenlerimin desteği gerçekten benim için çok önemliydi. Hayatıma yön verdiler. Ankara’nın en köklü okulu olan Atatürk Lisesi’nden mezun oldum ve tam burslu olarak Başkent Üniversitesi Psikoloji Bölümünü kazandım. Spor ve eğitimde başarının tek başına elde edilmesi çok zor. Sporcu, aile, öğretmen/okul ve antrenörün iyi bir ekip olarak çalışması gerekiyor.
Başkent Üniversitesi’nde psikoloji okudunuz. Neden bu bölümü seçtiniz?
Ben aslında sayısal çıkışlıyım liseden. Daha fazla seçeneğim olabilsin diye sözel sınavına da girdim üniversite sınavında. Aklımda okumak istediğim net bir bölüm yoktu fakat sporla ilgisi olan bir şey olsun istiyordum. Çünkü bu hayatta en iyi bildiğim şey spor. Okuma yazmayı bilmiyorken spor salonlarında babamın yanında oyun oynuyordum. Beslenme diyetetik, fizik tedavi ve rehabilitasyon, psikoloji bölümleri arasında kalmıştım. Tamamında da sporcu alanına yönelmeyi hedeflemiştim. Başkent Üniversitesi tanıtım günlerinde birçok öğretim üyesi ile sohbet etme fırsatı elde ettim ve dedim ki evet ben psikoloji okumalıyım ve psikolog olmalıyım.
https://i.eurosport.com/2020/08/15/2864755.jpg
Peki hem sporcu hem psikoloji bilimine hâkim biri olarak, sporcu psikolojini nasıl açıklarsınız?
Eeeen sevdiğim soru. Biz sporcular bu konuda gerçekten çok eksiğiz. Halk diliyle psikoloğa sadece deliler gitmiyor. Olduğumuzdan daha iyi biri olmak için, daha iyi performans gösterebilmek için de psikoloğa gidebiliriz ve gitmeliyiz. Yani normali bu aslında. İyi bir performansın %50’si antrenman ise %50’si de psikolojidir dersem yanlış olmaz. Stres yönetimi, sakatlık sonrası toparlanma süreci, zihinde canlandırma, mental hazırlık, hedef belirleme... Bunların tamamı spor psikolojisi alanı ve konusu. Performansı arttırmak için yapılabilecek çok şey var.
En sevdiğiniz kuram ve düşünür kim psikoloji alanına dair?
Psikolojide gerçekten çok fazla kuram ve düşünür var. Benlik, bilinç, algı, biliş ve varoluş sevdiğim konular. Freud, döneminde deneylerle kanıtlayamamış olsa da söylediği şeylerin çoğunun doğru olduğunu deneylerle kanıtladık ve biliyoruz. Freud’un karamsarlığı ve her şeyin cinselliğe, şiddete bağlı oluşuna çok katılmasam da gerçekten çok üst düzey bir bilim insanı. Topografik kişilik kuramı ve psikoanalitik gelişim kuramı sevdiğim iki kuramı. Ama Freud’a ek olarak, hümanisttik yaklaşımı ile kalbimi fetheden Carl Rogers’ı da es geçemem. Freud insana dair ne kadar karamsar ise Rogers da o kadar iyimser. Fenomenolojik Kuramı ise en sevdiğim kuramlarından biri.
Kelebek stilde mücadele ediyorsunuz. Bu stilin püf noktaları neler?
Kelebek, esneklik gerektiren bir stil. Esnek olmayan birinin kelebek stilini iyi bir şekilde yüzebilmesi pek mümkün değil, o yüzden ilk püf nokta muhakkak ki esneklik olmalı. Esnek bir vücutta kol ve bacakları birbirine bağlayacak güçlü kas bölgesine ihtiyaç vardır kelebek yüzerken.
Diğer stillerde nasılsınız sizce?
Serbest stilde hiç fena değilim. Sırtüstü idare ediyor ama kurbağalama stilini hiç sormayın. Kasığımda bir sakatlık yaşamadan önce 400 metre karışık yarışı yüzüyordum. Bu yarışta sırasıyla 100 metre kelebek, 100 sırtüstü, 100 metre kurbağalama ve 100 metre serbest stil yüzüyoruz. Arkadaşlarım ve hocalarım kurbağalama stilim ile çok dalga geçerlerdi, “Sen kurbağa yüzerken tribünde duramadık.” derlerdi, sağ olsunlar.
Genel olarak sizce neleri iyi yapıyorsunuz ve neleri daha iyi yapmanız gerekir?
Yaptığım sporu seviyorum, bu benim yaşam biçimim. Bana enerji veren, beni mutlu eden şey yüzme. Bu bilinç ve farkındalıkla yapıyorum sporumu ve bunun önemli olumlu bir özelliğim olduğuna inanıyorum. Geçtiğimiz sezondan itibaren özgüven, iç motivasyon, kendime inanma konularında da yoğun bir şekilde çalışıyorum. Mental özelliklerimi geliştiriyorum ki havuzda ve havuz dışındaki antrenmanlarımın faydasını tam performans ile yarışlarda gösterebileyim.
2016 Rio’da 2:10.02'lik dereceyle 200 metre kelebek Türkiye rekorunu kırmıştınız. O günü yani yarış öncesini, atlama tahtasında hissettiklerinizi ve sonrasını anlatabilir misiniz?
Aileme karşı, antrenörlerime karşı, bizlere yatırım yapan federasyonumuza, bakanlığımıza, ülkemize karşı bir sorumluluğum vardı. Sonuçta orada ülkemi, bayrağımı, milletimizi temsil ediyorum. Oldukça stres vericiydi ama tüm bu sorumluluklara karşı sevdiğim şeyi yapıyordum. Hayallerimi gerçekleştirmek için suya atlayacaktım. Çok gurur verici idi. Suya atladım. Yarış bitti. Duvara değdim. Skor tabelasında ilk gördüğüm derece kendi en iyi derecem değildi ve biraz hayal kırıklığına uğradım. Serimde birinci olmuştum, kamera beni çekiyordu. Sen elinden geleni yaptın kızım diyerek kendimi kucakladım o an ve kameraya gülümsedim. Sonradan öğrendim ki teknik bir aksaklık nedeni ile ben baktıktan hemen sonra derece değişmiş. En iyi derecemi yüzmüş, Türkiye rekorunu kırmışım. Olimpiyatlarda kendi en iyi derecesini yüzen, rekor kıran ilk Türk sporcu olduğum için çok mutluydum. Yarış öncesinde de sonrasında da çok güzel mesajlar aldım. Çok gurur verici idi.
Peki bambaşka bir kültürde hatta başka bir yarım kürede bulunmak nasıl bir duyguydu? Olimpiyat atmosferini tarif edebilir misiniz?
Kültür farkı, iklim, yeme alışkanlıkları, saat farkı tabi ki çok etkiliyor. Ama önemli olan tüm bu farklılıklara adapte olmak ve en iyi performansı sergileyebilmek. Rio’ya yüzme yarışlara başlamadan tam bir hafta önce gittik ve bu bir hafta her şeye adapte olabilmek için iyi bir süre. Doğruyu söylemek gerekirse, ekonomik nedenlerden ötürü Brezilya çok müthiş bir organizasyon yapamadı. Fakat olimpiyat ruhu, beş kıtadan, yüzlerce ülkeden, binlerce sporcunun hayalinin gerçekleştiği bir organizasyonun çok da kötü olma ihtimali zaten yok bence. Olimpiyat köyünde olsun havuzda olsun muhteşem bir ruh vardı. Ben hep derim, bazı havuzların ruhu vardır ve sporcuyla birleştirdiğinde yüzdürür. Rio da öyleydi.
Fiziksel olarak formda kalmak için nasıl bir düzeniniz var? Kalori sayımı, mikro değerler, günlük aktivite…
Kalori sayımı yapmıyorum aslında. Fakat yediklerimin ne kadar sağlıklı olduğu, ihtiyaç fazlası olup olmadığıyla ilgili kendime sürekli sorular sorarak kontrol ediyorum. Antrenman dönemlerine, gün içerisinde yemek yediğim saate, öğüne göre protein karbonhidrat yağ dengesini sağlamaya çalışıyorum. Benim için yeterli sıvı alımı ve uyku, formda kalmak için en az beslenme kadar önemli diyebilirim.
Yüzmeyi en sevdiğiniz havuz ve deniz (şehir) nereleri?
Fransa’nın Marsilya şehrindeki olimpik yüzme havuzu gerçekten çok güzeldi. Aynı zamanda olimpiyat b barajını ilk defa geçtiğim havuz. Bu yüzden bende özel bir yeri var.
Michael Phelps… Sizce o, neden tarihin en iyisi? Ona dair neler söylemek istersiniz?
Phelps ile kamp yapma fırsatı yakaladım 2014 yılında Colorado Springs Olympic Antrenman Merkezi’nde. Tam anlamıyla saf bir yetenek ve yüzmeye fiziksel yatkınlık. Biliyorsunuzdur zaten, Phelps’in performans sonrası toparlanma süresi diğer sporculara göre daha kısa yani daha hızlı toparlanıyor. Bu da antrenmanlarda yarışlarda onun için çok büyük bir avantaj. Fiziksel özelliklerden bence bahsetmeye gerek yok. Elleri neredeyse dizlerine değiyor, ayakları 48 numara, görülmeyecek gibi değil.
https://i.eurosport.com/2020/04/24/2810582.jpg
Diğer sporlarla aranız nasıl? Hangi sporları takip ediyorsunuz ve hangi takımı/takımları tutuyorsunuz?
Kardeşim ve babam voleybolcu olduğundan voleybol ile oldukça ilgiliyim. Kadınlar ve erkekler ligini de takip ediyorum. Voleybolda kardeşimin takımı Halkbank ve tabii ARKAS’ı destekliyorum. Futbola çok ilgim olmasa da uzun yıllar Galatasaray’da yüzmemin etkisi ile Galatasaray’ı tutuyorum.
Hobileriniz neler?
Antrenmanlar ve antrenmanların gereksinimlerini yapmaktan çok fazla boş vaktim kalmıyor aslında. Ama hafta sonu 1,5 gün antrenmanımız olmuyor, o zaman diliminde tiyatroya gitmek, doğayla iç içe bir yerde kamp yapmak, geceleri yıldızları izlemeyi hobilerime sayabilirim. Bir de tabi mesleğimin gerektirdiği bir şey olarak da alanımla ilgili kitap okuyorum bolca.
Yüzmeden, diğer sporlardan veya genel hayattan idol/idolleriniz kimler?
Aslında tek bir idolüm yok. Belki onlarca var. Tek bir sporcu ya da kişiyi idol almak yerine kişilerin sevdiğim özelliklerini örnek almayı daha çok seviyorum. Ama ilk idollerimin tabi ki annem ve babam olduğunu söyleyebilirim. Onların özverili, hayata sevgi dolu oluşları beni de teşvik ediyor. Muhammed Ali’nin duruşu, takım arkadaşım Ekatarina Avramova’nın enerjisi ve azmi, Türkiye tarihindeki ilk Olimpiyat A barajımızın sahibi Burcu Dolunay’ın disiplini diye gidiyor aslında listem.
En sevdiğiniz yemek ne?
Açık ara Tarhana Çorbası, sabah öğle akşam memleketimin domatesiyle anneannemin kuruttuğu tarhanayı içebilirim sıkılmadan.
En sevdiğiniz kitap ne?
Ahmet Ümit’ten Patasana ve Zeynep Selvili Çarmıklı’dan Pembe fili düşünme
En sevdiğiniz şarkı ne?
Jeniffer Lopez’den Ain’t your mama
En sevdiğiniz film ne?
The Polar Express, Kutup Ekspresi. İçimde umut dolu, gökyüzünü seven bir çocuk var.
En sevdiğiniz dizi ne?
Anne with an E
Onlarca farklı şehre gittiniz ve o şehirlerin kültürlerini öğrendiniz. Ayrıca psikoloji üzerine eğitim aldınız. Kültür ve psikoloji kavramları sporun içinde nasıl yer alıyor sizce?
Sporcunun yaşadığı çevre, ülkenin ekonomik koşulları, sporcuya ve spora verilen önem-destek. bunların tamamı kültürle ilgili ve performansı etkileyebilecek şeyler. Sporcunun boş zaman etkinlikleri, günlük hayat kaygıları, kendini sosyal anlamda besleyip besleyemediği ve tabii destek ekibindeki psikoloğun sporcuya ne kadar destek olabildiği psikoloji ile ilgili kavramlar. Bunların tamamı kültürden kültüre değişebiliyor. Bazen tüm bu saydıklarım kolaylık sağlayabilirken bazen daha da zorlaştırabiliyor. Tabii nasıl etkileyebileceği sporcuyla ve onun kişilik özellikleriyle de ilgili. Ayrıca insan ne kadar çok spor dışında kendine vakit ayırır ve sosyal aktivitede bulunursa o kadar nöral bağlantı olur. Atlanmaması gereken önemli bir detay bu da.
Tokyo 2020
Tokyo 2020 | Caeleb Dressel 50 metre serbest stilde olimpiyat rekoru kırıyor
01/08/2021 - 06:01
Tokyo 2020
Tokyo 2020 - Swimmimg - Men's 4x100m medley finish - Tokyo 2020 - Olimpiyatların Önemli Anları
01/08/2021 - 04:07