Bu içerik The Guardian'da yayımlanmış ve Kerim Kılıç tarafından çevirilmiştir.

Luka Modric, iPad ekranına, eski ve onu bugünkü Modric yapan anlara dönerek “O ev hâlâ orada, yoldan baktığınızda görebiliyorsunuz.” diyor. Sevgi dolu anıların üzerinde duruyor ancak acı verici olanlar da var elbette. Sevgi dolu olanlar da acı verici olanlar da tek bir yere ait aslında. Kendisinin ve hayranlarının zaman zaman ziyaret ettiği ama Modric’in henüz çocuklarını götürmediği bir yere. Ivano 10, Ema yedi, Sofia ise yaklaşık üç yaşında. “Hâlâ küçük yaştalar ve onlarla bu konuları konuşmayı henüz istemiyorum.” diyor ve ekliyor: “Belki birkaç yıl içinde konuşmuş olurum.”

Basketbol
NBA Batı Konferansı: Merak edilenler
27/07/2020 - 13:19

Bunlar üzerine konuşabilmenin kolay olduğu hikâyeler değiller. “Köye gidip eskiden yaşadığımı yeri gördüler ama onlarla neler yaşadığımız hakkında hiç konuşmadım. İleride onlarla konuşacağım bazı şeyler olacak ama henüz değil.”

Luka bahsettiği şeyi hayata geçirdiğinde çocukları, Real Madrid orta sahasında görev alan Modric’in yaşadığı Zaton Obrovacki köyünde Kvartiric'in hemen yukarısındaki bir yol ayrımında tek başına duran küçük ve her yanı kırık dökük bir taş bina ve kuzenlerinin evinin olduğu Modrici adlı küçük bir köy görecekler. “Köyüme gittiğinde orada evi görebilirsin. Birçok insan oraya gidiyor ve evin önünde fotoğraf çekiliyor. Ama her yer yanmış ve çok kötü durumda.”

Çatının büyük bir kısmı, pencereler ve kapılar uçmuş gitmiş. Şu an boş ve artık yaşlanmış bir yer orası. Dahası, kafatası ve kemiklerden oluşan bir işaret var ve altında şöyle yazıyor: ‘ne prilazite’. “Yaklaşmayın” anlamına geliyor bu. 30 yıl önce terk edilmesine rağmen burası hâlâ mayınlı bölge. Bu ev, Modric’in büyükannesi Jela ve Modric’e ismini veren büyükbabası Luka’ya aitmiş. Büyükbaba Luka burada koyunlara, keçilere ve tavuklara bakıyormuş.

Henüz resmi olarak var olmayan bir ülkenin kaptanlığını yapacak ve en başarılı futbolcusu olacak Luka, büyükbabası bir sabah Modric'in Çetnikler olarak tanımladığı Sırp güçleri tarafından öldürülene kadar oradaydı. Velebit Dağları’nda. Makineli tüfeklerle köy kurşun yağmuruna tutulmuştu. Evinden yaklaşık 90 metre uzakta ve yalnız başına olan büyükbaba Luka öldüğünde 66 yaşındaydı. Torunu ise altı. Şu an Luka Modric 35 yaşında.

https://imgresizer.eurosport.com/unsafe/0x0/filters:format(jpeg)/origin-imgresizer.eurosport.com/2020/01/08/2749252.jpg

“Büyükbabam tabuttayken babam onu öpmemi istemişti. Çok iyi hatırlıyorum.” diyor Modric. “Onun başına gelenler bugün benim hafızamın bir parçası ve ailemin hikâyesi. Onun anısına sahibim ama aynı zamanda onunla çok zaman geçirmiştim. Onun evinde kaldım, onunla oyunlar oynadım, beraber ava gittik ve daha birçok şey. Annem ve babam işe gittiklerinde hep büyükbabamla vakit geçirirdim ve onunla beraber olduğum her an çok harikaydı.”

“O yaşlarda, etrafınızda olan biteni anlayamıyorsunuz. Çevrenizde olup biten hiçbir şeyin farkında değilsiniz çünkü babanız böyle şeyleri düşünmemeniz için sizi korumaya çalışıyor. Onlar da bir şeylerin yaklaştığını fark etmişlerdi. Anne ve babanızın endişelendiğini gördüğünüzde bir şeyler olduğunu görürsünüz ama çocukken bunu anlamazsınız. Bir anlığına arkadaşlarınla olmayı, onlarla oyun oynamayı düşünüyorsun ama sonra...”

Kısa bir süre duraksadıktan sonra “Trajik bir an,” diyor. “Savaş asla kimseye iyi şeyler getirmiyor.”

1991 Aralık’ıydı. Hırvatistan Bağımsızlık Savaşı başladıktan altı ay sonrası. Sırpların öncülük ettiği Yugoslav birlikleri, Modric ailesinin yaşadığı yamaçlardaki ıssız iç bölgeyi işgal etmişti.

Modric'in büyükbabası bu durumun ne kadar tehlikeli olduğunu başta tam olarak anlayamamış olsa da daha sonrasında ailesi anlamış ve evlerini terk etmişti. Önce Makarska'daki bir mülteci kampına, daha sonra Nisan 1992'de Dalmaçya kıyısındaki Zadar'a. Orada, çatışmadan kaçanlar için hazırlıksız bir şekilde inşa edilmiş olan Kolovare Oteli’ne yerleştirildiler.

Modric’in babası savaşa katılmıştı. Hatırladığına göre, babasında intikam ve kızgınlık gibi duygular yoktu. Kendi deneyimlerinden mutlak bir düşkünlükle bahsediyor: Günler, savaştan gerçek bir kaçış olmamasına rağmen, savaştan kaçmaya çalışan diğer mülteciler olan Marko Ostric ve Ante Crnjak gibi arkadaşlarıyla otelin otoparkında futbol oynayarak geçiyormuş.

Ağır bombardımanlar, el bombalarının ve füzelerin sesi, patlamalardan sonra çalınan o ürkütücü düdük ve daha sonrasında oynadıkları topla barınağa koşmak zorunda kaldıkları birçok an hafızasında yer etmiş durumda. Yine de, bu olanların Modric’i nasıl tanımladığına ve büyükbabasının ölümünün nasıl "hayatının bir parçası" olduğuna dair çarpıcı bir şey var.

Savaş sonlanmadan üç yıl öncesiydi. Onu şekillendiren ama daha öncesinde kamuoyunda tartışmaktan büyük ölçüde kaçındığı bir şey. Şimdi ise otobiyografisinde "Büyükbabamın kelimenin tam manasıyla kapısının önünde öldüğünü her düşündüğümde kalbim kırılıyor." İfadelerine yer veriyor. Dahası, 10 yaşındayken öğretmeninin çocuklardan kendileri üzerinde iz bırakan herhangi bir olay hakkında bir hikâye yazmalarını istediğini hatırlıyor. Onun hikâyesi, düşen el bombaları ve büyükbabasının ölümüydü.

Hikâyesinde “Hâlâ küçük olsam da hayatımda çok fazla korku yaşadım.” ifadesini kullanmış Modric. “Bombardıman korkusu yavaş yavaş arkamda bırakmaya çalıştığım bir şey. Çetnikler büyükbabamı öldürdüler. Onu çok seviyordum. Herkes ağlamıştı... Bunu yapanlara, bizi evimizden kaçmak zorunda bırakanlara insan denilebilir mi diye sorardım hep.”

"Bu hikâyeyi hatırladığımda gözlerimden yaşlar geldi." diyor. “Uzun zaman önceydi ve Dünya Kupası’ndan sonra, o zamanlar anlatılan birçok hikâyeyle birlikte bu da ortaya çıkmıştı. Bunu neredeyse unutmuştum. O zaman bu hikâyenin ortaya çıktığına inanamamıştım. Öğretmenim sayesindeydi. Eğer o olmasaydı kimse bu hikâyeyi duyamazdı. Bu yüzden ona minnettarım. Bunları hatırlamak oldukça güzeldi; o zamanki duygularımı resmediyordu.”

Peki ya şimdi? “Savaş asla kimseye iyi şeyler getirmiyor. Bunu o zamanlar yazmıştım. Ondan sonra, artık kimseye karşı nefret beslememeye başladım. Hepsi bu kadar işte. Ne olduysa oldu. Bizimle olmaması üzücü. Savaşta hoş olmayan şeyler oluyor. Hiç kimseye karşı nefret veya herhangi bir duygu beslemiyorum. Yaşamak zorunda kaldığım hayatın bir parçası bu.”

“Bu tarz şeyler, sizi ya daha güçlü kılıyor ya da daha zayıf. Ben diğer yolu seçtim. Benim daha sert ve güçlü olmamı sağlayacak, karakterimi inşa edecek yolu. Öyle işte...” Bir an duruyor ve nefeslenip devam ediyor: “Etrafınızda korku kaynağı olabilecek çok fazla şey olabilir ama onlarla başa çıkmak zorundasınız. Yaşadıklarım beni daha güçlü biri yaptı. Zorluydu diyebilirim. Yaşadıklarıma tanıklık ettiğinizde daha sonra hayatınızda karşı karşıya kalacağınız birtakım şeyleri kabul etmeniz çok daha kolay hâle gelecektir. Yeşil sahada, mağlubiyetlerde, eleştirilerde ve daha birçok şeyde.”

https://imgresizer.eurosport.com/unsafe/0x0/filters:format(jpeg):focal(1392x488:1394x486)/origin-imgresizer.eurosport.com/2019/11/23/2722937.jpg

Bu, Modric’i Modric yapan şeyin bir parçasıydı. Aslında bütün Hırvatlar için de aynı şey söylenebilir. Hırvatistan kendi içinde sorunlar barındıran, uyuşmazlıklar içinde şekillenmiş bir millet. Kimlikleri güçlü, sorun yaratabilen, acı verici ve hatta tartışmalı. Onlardaki duygusallık kemikleşmiş biçimde ve güçlüklerle karşılaşıyorlar. Ve sporun, tarihten veya politikadan kaçışı yok. Doğrusu, zaman zaman aktif bir rol de oynuyor. Sporcular dünyadan kopuk bir şekilde yaşayamıyorlar, bu gibi durumlarda da bu durum kesinlik kazanıyor.

“Kesinlikle öyle” diyor Modric. Bu tarz konuların gün yüzüne çıkmaya başladığı yer de burası işte. Onlar da "Duygular herhangi bir hikâyenin özüdür." şeklindeki gözleminden hareketle, bu temel gerçeğin ne kadar kolay gözden kaçtığını tartışan insanlardır.

Bazılarına göre Yugoslavya içindeki ihtilaf, 1991’deki Dinamo Zagreb ile Kızılyıldız arasındaki maçla başlamıştı. Daha sonrasında 1992 Avrupa Şampiyonası’nı domine edebilecek takım dağıldı ve kupadan ihraç edildiler. Bir basketbol hayranı olan Modric, savaşın ülkenin en iyi oyuncuları Drazen Petrovic ile Vlade Divac arasındaki ilişkiyi nasıl bozduğunu konu alan Once Brothers belgeselini izlediğinde ağladığını söylüyor. “Çok dokunaklı bir film. Tüm bunların olması utanç verici ama bunları değiştiremeyiz.”

Modric’in yeşil sahalardaki idolü Zvonimir Boban’dı. Hırvatistan’ın 1998’de ilk kez katıldığı Dünya Kupası’nda yarı finale çıktığı gün maçı izlediğini hatırlıyor. Yirmi yıl sonra, Modric onları daha ileriye götürecekti. Daha sonrasında bu olanları Ballón d’Or takip etti. 2018’de Modric artık dünyanın en iyisiydi.

Bu ödül, toplu şekilde alınmış bir başarı gibi kutlanıyordu ve Modric, ne yaptıklarını ve bunun ne anlama geldiğini görmeye başladıklarında Rusya'daki yenilgiden duydukları acının yerini kısa sürede nasıl coşkuya bıraktığını anlatmaya başlıyor.

“Bu tarif edilemez bir şey. Hırvatistan formasını sırtımıza geçirirken hissettiklerimiz, nasıl gurur duyduğumuz ve bu sorumluluk hissi tarif edilemez. Özellikle de hâlâ daha genç bir ülke için.”

“Bu sorumluluğu omuzlarımızda taşıdığımızı hissediyoruz. İnsanlarımızı hayal kırıklığına uğratmak istemiyoruz ve bu sebeple böylesine güçlü bir canlılığa sahibiz. Başımıza gelen her şey bizi daha güçlü ve birbirimize bağlı hâle getirdi. Bu çok ama çok büyük bir sorumluluk. Dünya Kupası Finali’ne çıktığımızda insanlar bizimle gurur duyuyorlardı. Ve dürüst olmak gerekirse, ne kadar iyi bir ekip olsak da bunu hayal etmek zordu. Oraya ulaşabilmak için gerçekten kendinize özgü olmalısınız. Oraya şansla erişemiyorsunuz.”

https://imgresizer.eurosport.com/unsafe/0x0/filters:format(jpeg):focal(1529x380:1531x378)/origin-imgresizer.eurosport.com/2020/02/04/2769128.jpg

Bir an duraksıyor ve Kolovare Oteli’ne geri dönüyor. Yine o küçük çocuk işte. Her yanı kırık dökük o taş evi bir gün çocuklarıyla birlikte ziyaret edecek.O zamanlar mülteci olan, bugünlerde etle tırnak gibi olduğu arkadaşları Marko ve Ante’yle başarıyı paylaşmaktan bahsediyor. Sohbeti başlattığı ve bitirdiği yer olan ailesinden bahsediyor; ve elbette büyükbabası Luka’dan.

“Başardığınız her şeyde kesinlikle aklınıza o anılar geliyor. Onları düşünüyorsunuz. Bu benim bir parçam. O her zaman aklımın bir köşesinde yer alacak. Elimden geldiğince mezarına gidiyorum. Onunla gerçekten özel bir ilişkim vardı. Ben onun ilk torunuydum. Savaşta sizin için önemli insanları kaybediyorsunuz. Benim için de bu kişi büyükbabamdı.”

“Başardığım şeyleri onun görmemesi oldukça zorluydu. Büyük bir şey olduğunda her zaman onu hatırlıyorum. Futbolda ve özel hayatımda ne yaptığımı görmesi için onu etrafımda görmek isterdim - üç harika çocuğumu ve eşimi. Torununun torununu görebilmesi için burada olmasını isterdim. Bizimle olmaması utanç verici ama elden de bir şey gelmiyor. Kimseye karşı bir nefretim yok. İleriye doğru yol almaya devam ediyorsun sadece."

Basketbol
NBA’de eğlence yeniden başlıyor | Disney rehberi ve Doğu Konferansı analizi
22/07/2020 - 07:39
Basketbol Süper Ligi
Darüşşafaka Doğuş ter attı
19/03/2017 - 19:41