Bir Dev, Bir Şarkı, Binlerce Küng Taraftarı: King Küng Freunde

Bir grup Belçikalı, bahar aylarının ıssız Flaman yollarında bir İsviçrelinin dev maketiyle bekleyip saatlerce aynı "Küng, Küng" şarkısını söylüyor. Peki neden?

Stefan Küng - King Küng Freunde

Görsel kaynağı: Eurosport

King Küng Freunde’den haberdarsanız bunun sebebi muhtemelen Twitter’da görmüş olduğunuz meşhur bir video. İsviçre bayrağının kırmızısına bürünmüş kalabalıkça bir grup, dev bir Stefan Küng maketinin önünde dile takılmaması olanaksız bir beste söylüyorlar: “Küng, Küng, Küng / Stefan Küng, Küng / Stefan, Stefan Küng…”
Peki ya İsviçre’de doğup büyümüş, asla da dünyanın en iyilerinden olmamış bir bisikletçinin neden küçük bir Belçika kasabasında böylesine tutkulu bir taraftar kulübü var? King Küng Freunde’nin kurucularından Tom Vijt ile konuştuk…
Hem dev Stefan maketiniz hem de şarkınız internetin her yerinde... Bu noktaya nasıl geldiniz?
Öyle olduğunu görmek çok güzel, çünkü ekibimiz başta Belçikalı bir avuç aptal adamdan oluşuyordu. Bu kulübün kurulması başlangıçta sadece bir şakaydı.
Bu şakayı biraz anlatabilir misin? Nasıl kurdunuz ve neden Stefan’ı seçtiniz?
Biz Belçika’daki ufak bir kasabada yaşıyoruz. Tesadüf o ki Greg van Avermaet da bu kasabadan ve Belçika’da bir yarış olduğunda her zaman yerinde izlemeye gideriz. İşte 2017’de öyle bir gün, BinckBank Tour’u izlemeye gitmiştik ve BMC otobüsünün önünde startı bekliyorduk. Herkes van Avermaet’ın etrafına yığılmış, “Greg! Greg! Greg!” diye çığlık atıyordu. Öte yandan, önceki gün zamana karşıyı kazanan Stefan yarışın genel klasman lideriydi.
Greg start alanına doğru gidince otobüsün başında kimse kalmadı. Sadece ben ve iki arkadaşım, otobüsün etrafında dolanıyorduk. Stefan otobüsten çıktı, tek başına bekliyordu. Biz de şöyle dedik, “Onun için bir kulüp kuracağız. Çünkü o hem yalnız hem de iyi bir bisikletçi”. İşte böyle başladı.
Ardından şakasına ufak bir Facebook grubu kurduk. Soranlara, “Biz King Küng Freunde’yiz” diyorduk. Hiç ilgi beklemiyorduk. Ama kasabamızdan bir sürü insan bu gruba katılmak istedi, “Biz de Küng’ü desteklemek istiyoruz.” dediler. Altı ay sonra “Ama tişört de istiyoruz, üyelik kartı da...” demeye başladılar. Üç kişiyle başladığımız kulüp önce 10 kişi oldu, sonra 50.
İlk yılımızın sonlarına doğru Ronde van Vlaanderen’a gittiğimizde İsviçreli bir gazeteciyle tanıştık. Bizim hakkımızda bir haber yazdı ve kulübümüz bir anda patladı. Ufacık bir taraftar kulübü İsviçre’de gündeme oturdu ve orada ünlü olduk.
picture

King Küng Freunde'nin kurulduğu an, BinckBank Tour 2017

Görsel kaynağı: Eurosport

Kurucu ekipteki üçünüz çocukluk arkadaşı mıydınız? Yarışlara hep mi birlikte gidiyordunuz?
Aynı kasabada büyüdük. Belçika’da “gençlik hareketleri” dediğimiz gruplar var. Her kasabanın kendi gençlik hareketi vardır ve hepsi orada yaşayanlar için etkinlikler düzenler. Biz üçümüz bir gençlik hareketinin üyesiydik ve kasabamızdaki çocuklar ile gençlere bir sürü etkinlik düzenliyorduk. King Küng Freunde’nin kurucu üçlüsü olarak böyle tanıştık. Yönetim kurulunda şimdi altı kişiyiz ama aramıza yeni katılanları da çocukluktan beri tanıyoruz.
Gençlik hareketi olarak bahsettiğiniz grup üniversite kapsamında veya siyasi alanda bir şey miydi?
Hayır, hayır. Sanırım bu topluluklar sadece Belçika’da var. Belki izci gruplarının biraz daha az maceracı hali diyebiliriz. Mesela altı yaşındasın ve kendi yaşındaki çocuklarla oynamak istiyorsun. Sekiz yaşındaki çocuklar da sizi bir araya getirmek için bir etkinlik organize ediyor. Böyle bir sistemi var. Politik değil, dini değil, yalnızca sosyal bir topluluk.
Küng’ün tek taraftar kulübü siz misiniz yoksa İsviçre’de de taraftar kulüpleri var mı?
Evet, elbette var. Mesela geçen hafta sonu İsviçre’den birkaç ziyaretçimiz vardı. Stefan’ın ailesi gelmiş! İsviçre’de onların kurduğu bir taraftar kulübü varmış ve 50 civarında üyeleri bulunuyormuş. Ama onların kulübü bizimkinin tam tersi. Biz genciz, onlar yaşlı. Onlardaki 50 kişinin birçoğu aile üyesi. Stefan’ın dayısı, halası, enişteler, köyün ihtiyarları... Onları görmek çok güzel.
Yarışı izlemeye İsviçre’den getirdikleri inek çanlarıyla gelmişlerdi. Yine iki sene önce de Ronde’ye geldiler ve yarışı birlikte izledik. Geçen yılın eylül ayında da biz onlara misafir olduk, Dünya Şampiyonası’nı izledik.
Ayrıca King Küng Freunde’nin on kişilik bir Zürih teşkilatı da var. Onlar bizim büyük grubumuzun üyeleri. Kendileri bir alt grup kurmak istediler. Onlar da bizim yaşlarımızda, 25 gibi.
picture

Stefan Küng - King Küng Freunde

Görsel kaynağı: Eurosport

Ama onların dev Stefan maketi yok değil mi?
Hayır, hayır... (Gülerek) O özel bir şey, sadece bizde var.
Küng maketini kendi kendinize yaptınız diye okuduğumu hatırlıyorum. Strafordan…
Evet, yöneticilerimizden biri yaptı. COVID zamanıydı, evde takılıyordu. Şapkayı köpüğü oyarak kendi eliyle yaptı. Vücut içinse bahçesindeki seralardan birini yıkıp oradan topladıklarıyla metal iskelet yaptı ve naylonla sardı. Yönetim kurulundan bir başka üyemizin annesi de Stefan’ın kıyafetlerini dikti.
Devin sadece tek bir kostümü mü var?
Evet. Eğer Stefan Dünya Şampiyonu olsaydı kıyafetlerini gökkuşağı mayoyla değiştirecektik ama Foss’un Wollongong’da Küng’ü iki saniyeyle geçtiği yarış sonrası bu fikri askıya almak zorunda kaldık. Ruanda’da zor ama belki önümüzdeki sene gökkuşağı mayoyu kazanırız.
picture

Hamme geçidi, dev Stefan Küng

Görsel kaynağı: Eurosport

Meslekleriniz neler? Hepiniz Hamme’de mi yaşıyorsunuz?
Ben (Tom), King Küng Freunde’nin başkan yardımcısıyım. Başladığımızda bir ekonomi öğrencisiydim, şimdiyse Uzak Doğu’dan ithalat yapıyorum. Asya’dan malzeme alıyoruz. Başkanımız Roel bir tarih öğretmeni. Devi yapan üyemiz bir mühendis, yönetim kurulunda yine bir mühendis daha var. Bir hemşire, bir de kaynakçımız var.
Farklı alanlardan gelen dostlarız ve bence bu yüzden iyi bir grubuz. Hiçbir grubun on tane mühendise ihtiyacı olmaz.
Yarış izlemeye gittiğinizde bir gününüz genelde nasıl geçiyor? Devi nasıl taşıyorsunuz, neler yapıyorsunuz, insanların size nasıl tepkileri oluyor?
Bizim için işler planlamayla başlıyor. Organizasyona büyük bir grupla gittiğimizden bir araç planına ihtiyacımız oluyor. Araçların aynı noktada olması gerekiyor. Yapılması gereken çok önemli bir şey de mini buzdolaplarınızı yanınıza almak. Yoksa biranız ısınır, dediğim bu yüzden önemli. (Gülüyor)
Devi ise üç parçaya bölebiliyoruz. Böylece minibüse sığıyor. Yarış yerine vardığımızda parçalarını birleştirdiğimizi gören insanlar daima geliyorlar. Belçika’da “dev kültürü” daha çok biliniyor, bu yüzden de çoğu insan için devi görmek büyük bir sürpriz olmuyor. Ama mesela geçen eylülde Zürih’teki insanlar, daha önce hayatlarında hiç dev görmemişlerdi. Çocuklar altına bakıp “Burada biri mi var?” diye soruyorlardı. Hem bisikletçilerin hem de çocukların tebessümlerini görmek çok özeldi. İnsanlar devi gördüklerinde hep mutlu oluyorlar. Bu da bizim için, atmosfer için iyi. Ayrıca tüm bisikletçiler de onu çok seviyor.
Oradaki dev geleneğinden biraz daha bahseder misin? Genelde tarihi figürlerin mi devleri yapılıyor?
Genelde kasabanın tarihinden çok önemli kişilerin devi yapılıyor. Stefan, devi yapılan en genç kişi olsa gerek. (Gülüyor)
S: Devler genelde heykel gibi mi oluyor yoksa Stefan’ınkine benziyorlar mı?
Stefan’ınki gibi. Onlar da yürütülebiliyorlar. Bu orta çağdan kalma bir gelenek. Mesela hemen yanımızdaki Dendermonde’de dünyanın en eski devlerinden biri var. Tamamen tahtadan yapılma ve UNESCO tarafından da korunuyor. Tabii Stefan UNESCO tarafından korunmuyor ancak yapımında bu kültür etkili oldu. (Gülüyor.)
Mesela bizim köyümüzde her yıl bir dev geçidi oluyor ve belki tuhaf ama ben aynı zamanda o geçidin de başkanıyım. Ve kulübümüzün başkanı Roel de geçidin sekreteri. Çevre köylerden 15 dev geliyor. Bu gelenek şimdi 60 yaşında. Üç yıl önce insanlar “biz artık çok yaşlandık, geçidi yapmayı bırakacağız” dediklerinde biz de “Tamam o zaman biz devam ettiririz, bizim de bir devimiz var” dedik.
Sezon bizim açımızdan gayet basit görünüyor. Mart başında bisiklet sezonunu açıyor, Tour de France’a gitmemizle beraber de kapıyoruz. İlk başta Omloop Nieuwsblaad’a gidiyoruz, sonra E3 Harelbeke, Gent-Wevelgem… Fransa Turu yakınlardan geçerse oraya da gidiyoruz, mesela Brüksel’e. Bu sene Lille’de de olacağız. Stefan Avrupa veya Dünya Şampiyonası’nda yarışınca oraya da gidiyoruz, ancak tabii bu yıl Ruanda’ya gidemeyeceğiz. Bazen BinckBank Tour’da da oluyoruz, sanırım şimdi Renewi Tour deniyor. Sizde sanırım sadece Türkiye Turu var, ama biz iki saatlik araba yolculuğuyla çok fazla yarışa gidebildiğimiz için şanslıyız.
Bisiklet sezonunun ardından, ekim ayında gerçekleştirdiğimiz Dev Geçidi için de hazırlıklar üç ay önceden başlıyor. Onun ardından da kasabamızdaki karnaval için hazırlıklara başlıyoruz. Yani bizim için senede üç şenlikli periyot var ve bunlar da bizi hep meşgul tutuyor.
picture

Dev Stefan Küng

Görsel kaynağı: Eurosport

Küng’ün emekliliğinin ardından dev ve kulübe ne olacak, planlarınız var mı?
Ah evet, bu soruyu hep soruyorlar. Biz her bisikletçiyi destekliyoruz ama bir başka bisikletçi için ikinci bir kulüp kuramayız, çünkü eskisi gibi olmaz. Stefan’la ve ailesiyle eşsiz bir ilişkimiz var. Devi koruyacağız ve Stefan emekli olunca da ortalıktan kaybolmayacak. Ayrıca elbette, kariyeri bitince de onu kasabamızda büyük memnuniyetle ağırlayacağız. Belki oğlu bir bisikletçi veya bir müzisyen olursa, aslında her ne olursa onu destekleyebiliriz. Ama başka bir bisikletçiyi desteklemeye geçsek hisler eskisi gibi olmaz. Bir bisikletçiyi destekledikten sonra bir diğerine geçen birçok kulüp biliyoruz. Ancak atmosferin ve o bisikletçiye duyulan hislerin aynı kaldığına inanmıyorum. “İlk aşkın yerini hiçbir şey tutmaz” derler ya, onun gibi.
Peki ya “Kung, Kung, Kung” bestesi kime ait?
Başkan Roel ve ben besteledik diyebilirim. Bir şeyler içerken bir şarkı duyduğumuzda, neredeyse her seferinde şarkının sözlerini “Stefan” ile değiştirmeyi deniyoruz. Mesela bir saat önce yemek yapıyordum ve Blondie’dan “Maria” çalıyordu. Ben de “Maria” yerine “Stefan” koyarak şarkıyı söylemeye başladım. (Şarkı söylüyor.)
İşte bir keresinde de Johnny Däpp (Lorenz Büffel) şarkısını duyduk, “İşte bu şarkı çok iyi uyuyor” dedik ve 10 dakikada besteyi yaptık. Sonra bir stüdyoya gidip şarkıyı söyledik. Bir yıl sonra ise Almancadaki “Ü” (U-Umlaut) harfinin nasıl okunduğunu, “Kung” değil de İsviçre’dekiler gibi “Küng” dememiz gerektiğini öğrendik. Hep yanlış söylüyormuşuz.
Ayrıca “Stefan wint Roubaix” diye Felemenkçe bir şarkı da yaptık ama başarılı olmadı. Çünkü auto-tune kullanmamıştık. Bu sefer duygularımızı anlatan sözler de yazmak istedik ama şarkı pek iyi olmadı. Geçen pazar, Paris-Roubaix’de bir sektörde beklerken yanımızda bir hoparlör de vardı. Bizim kasabamızda herkesin bildiği “Stefan wint Roubaix”yi çalmaya başladık. Başta herkes “Hayır, hayır! O şarkı olmasın!” dese de üç saniye sonra hepsi sözlere eşlik ediyorlardı. Bence bu yaptığımız en güzel şarkı. Duygu dolu… Belki senenin sonunda bir şarkı daha yaparız, bekleyip görmek gerek.
Şarkıları planlıyor musunuz yoksa bir anda mı çıkıyorlar?
Bir anda çıkıyorlar. Öğrenciyken, her hafta pub’a giderken bizim için işler daha kolaydı. Ancak devi yapan arkadaşımızın bir ay içinde ilk bebeği dünyaya gelecek. Hepimizin sevgilileri var… Yedi yıl önce hepimiz yalnızdık, öğrenciydik, bira içip cozutuyorduk. Şimdi bazen eşlerimiz “Hey, biraz normal olun” diyorlar. Yani hayatlarımız çok değişti ama bence Stefan’ın kariyeri için de aynısını söylemek mümkün. Başladığında o da gençti, takımda lider değildi, biraz çılgındı, tehlikeli işler de yapıyordu; yaşlandıkça daha olgunlaştı. Kulübümüz de onunla beraber olgunlaştı gibi hissediyorum. Şimdi daha uysalız.
picture

Stefan Küng devinin kafası

Görsel kaynağı: Eurosport

Peki ya Stefan, Hamme’yi kaç kez ziyaret etti?
Duyduğumuza göre taraftar kulübü kurulmadan bile önce Stefan buraya gelmiş, BMC Geliştirme Takımı’ndayken. Daha sonra, Groupama-FDJ’deki ilk yılında bizi ziyaret etti. COVID zamanında da kasabamızda bir kahve sürüşü yaptı, fakat o kez de biz evlerimizde değildik. O zamandan beri de iki kere daha geldi.
Geçen hafta amcası kasabamızdaydı, iki yıl önce ise tüm ailesi gelmişti. Yani birçok İsviçreliyi kasabamızda ağırladık.
Hoş bir hikâye anlatayım. İki yaz önce, pub sahibi bana bir telefon açtı ve bir İsviçrelinin pub’ımıza geldiğini söyledi. “Pekâlâ, gelelim bakalım” dedik. Kadın, pub’ın fotoğrafını bir gazetede görmüş. Önce Brüksel’e gitmiş, oradan da pub’ı gördüğü için bizim kasabamıza gelmiş. Pub’ımız sıradan biralara sahip sıradan bir yer olsa da şimdi İsviçre’de oldukça iyi biliniyor. Kasabamızda görülmeye dair belki de tek şey Stefan Küng’ün taraftar kulübü. (Gülüyor)
Bitirmeden önce anlatmak istediğin başka güzel bir hikâye olur mu?
Aslında aklıma gelen güzel bir hikâye var. Geçen yıl bu zamanlar, Stefan’ın beşinci bitirdiği Paris-Roubaix’de…
O yarışta çocuklar, Stefan’ın küçük taraftarları da bizlerleydi. Sırf onu iki saniye görebilmek için sektörde dört saat kadar beklememiz gerekti. Sonra ise çabucak velodroma koştuk ki ona selam verebilelim. Her yıl bize zaman ayırıyor.
O gün de biz beklerken çocuklar bileklik yapıyorlardı ve onun için de bir bileklik yaptılar. Hatta Stefan’ın bileklik için teşekkür ettiği ve anında bileğine geçirdiği bir fotoğraf var. Çocuklar, bilekliği onun kolunda görünce çok sevinmişlerdi.
Bu olaydan altı ay sonra, Stefan’ın annesini gördüm. Bileklik hikayesinin bahsini açmamıştım ama o anlatmaya başladı. Stefan, bileklik hediyesine çok sevinmiş ancak iki ay sonra bileklik kopmuş ve onun da çok morali bozulmuş.
Bence bu, onun sadece iyi bir bisikletçi değil, aynı zamanda iyi de bir insan olduğunu gösteren bir hikâye. Onun için arkadaş canlısı olmak da çok önemli.
Röportaj: Ege Sanlav & Emre Köseoğlu
Uygulamada 3M+ kullanıcı'a katılın
En son haberler, sonuçlar ve canlı spor yayınları ile güncel kalın
İndir
Bu yazıyı paylaş
Reklam
Reklam