Profesyonel boksun tarihi gong sesinden sonra kanvasın üzerinde, iplerin arasında birbirlerine meydan okuyan cesur eldivenlerle yazılmıştır. Yayımlayacağımız yazı dizisinde boksun ilk dönemlerinden günümüze dek uzanan unutulmaz efsanelerin hayat öyküleriyle dünyanın farklı yerlerinde tarihi bir yolculuğa çıkacağız.

2002 yazı Türkiye’de futbolun zirve yaptığı, insanların Milli Takım’la yatıp kalktığı, çocukların saçlarını Ümit Davala’dan görüp mohikan gibi kestirdiği sıra dışı bir dönemdi. Türk Milli Takımı 48 yıl aradan sonra tarihinde ikinci kez Dünya Kupası’na katılmış, katılmakla da kalmayıp yarı finale kadar yükselmişti. Aynı yaz Basketbol Milli Takımı’mız da ABD’ye giderek Dünya Kupası’na katıldı. ABD’nin Haziran ayındaki gündemi ise futbol ve basketboldan hayli farklıydı. Tarihin en çok beklenen ağır sıklet boks maçlarından birisi 8 Haziran 2002 tarihinde yapıldı. Memphis Piramit Arena’da dönemin ağır sıklet şampiyonu Lennox Lewis unvanını tarihin en sansasyonel boksörlerinden Mike Tyson’a karşı koruyacaktı.

Boks
Boksun efsaneleri #28: İlham Perisi | Rocky Marciano
31/08/2020 - 14:48

Basın toplantısı 22 Ocak 2002’de New York’ta yapıldı. Siyah bir arka fonun önüne iki yüksek platform kuruldu. Plana göre iki boksör de kurulan platformlara çıkacak, aralarındaki mesafe ateşle barutun yan yana gelmesini engelleyecekti. Karanlık ortamda iki spot ışığı platformları aydınlatıyordu. Mike Tyson beresi ve siyah tişörtüyle salona geldi. Olduğu yerde dikilmiş doğruca Lennox Lewis’in geleceği yere bakıyordu. Lewis geldi. Platforma çıktı. Mike beresini çıkardı. Doğruca Lewis’in üzerine yürüdü. Ortalık karışmıştı. Tyson’ın sol kroşesi Lewis’in korumasının burnunun ucundan geçti. Demir Mike ıskaladı ama ardından Lewis yukarıdan aşağıya doğru bir kroşe yolladı. İnsanlar birbirine girdi. WBC Başkanı Jose Suleiman kafasını bir masaya çarptı. Durumu pek iyi değildi. O sırada Lewis bağırıyordu. Birisi bacağını ısırıyordu. Tyson Lewis’in bacağından zorlukla uzaklaştırıldı.

“Mike Tyson gezegendeki en kötü adam olmak istiyor. Ama bence dövüşmek bile istemiyor. Ona acımaktan kendimi alamıyorum. Problemli bir ergen gibi…”

Lennox Lewis

Sorunlu basın toplantısı bitti. Mike ve menajeri Shelly Finkel New York sokaklarında yürüyordu. Mike Finkel’e dönerek “Bu olay maçı daha da büyük yapacak değil mi?” dedi. Maç zaten yeterince büyüktü. Lewis ve Tyson’ın ağır sıklet dünya şampiyonluğu için ringe çıkacağı on sekiz yıl öncesinden ön görülmüştü. Tyson’ın efsanevi antrenörü Cus D’Amato genç Tyson ve Lewis’i sparring için bir araya getirmiş ve antrenman maçından sonra bu iki çocuk bir gün unvan için ringe çıkacak demişti. O gün geldi çattı. Maç Tyson’ın haşarılıkları yüzünden Las Vegas ve New York’ta kabul görmedi. İşin gerçeği Tyson’a lisans çıkmamıştı. Tarihin en büyük ağır sıklet müsabakalarından birisi Memphis şehrinde Piramit Arena’da yapıldı. Ringin ortasına sarı tişörtler giyen korumalar çapraz şekilde dizilerek iki boksörü gong sesine kadar birbirinden ayırdı.

İlk raunt Tyson’ındı ama Lewis’in aparkatı olacakların habercisiydi. Lewis tarihin en iyi direkt vuruşu yapan ağır sıkletlerinden birisi olarak maçı kontrolüne aldı. Artık yaptığı şey Tyson’a acı çektirmekti. Lewis, olası bir Mike kroşesi ile hayatı kararmasın diye mesafesini korudu. Sekizinci rauntta Tyson’ı kanvasa yolladı. Bu tarihi maç Öde-İzle sisteminde o güne kadar en çok hasılat yapan maç oldu. ABD’de 1,95 milyon kişi maçı satın aldı. 106,9 milyon dolar gelir elde edildi. Maç sonu açıklamalarında Tyson geri adım atmıştı. Lewis’in yanağındaki kan lekesini eliyle sildi. Muhtemelen dokunduğu şey kendi kanıydı. “Ona müteşekkirim, onu ve annesini seviyorum. Tüm yaptıklarım sadece maçın değerini artırmak içindi. Biz eskiden beri birbirimizi tanıyoruz, umarım bana bir kez daha şans verir.” Lewis kendisine çocuklarını yiyeceğim diyen adamı dinledikten sonra “Bu beni tanımlayan, tüm dünyanın görmek istediği maçtı. İnsanlara istediğini verdim. Mike 19 yaşında dünyayı yönetiyordu ben sonradan geldim ve şimdi benim zamanım” dedi. Maç yapıldığında Lewis otuz altı, Tyson ise otuz beş yaşındaydı. Lewis haklıydı profesyonel arenaya biraz daha geç gelmişti çünkü ilerlemesi gereken bir amatör kariyeri ve kazanması gereken bir olimpiyat madalyası vardı.

https://imgresizer.eurosport.com/unsafe/0x0/filters:format(jpeg):focal(1266x563:1268x561)/origin-imgresizer.eurosport.com/2018/08/14/2398099.jpg

Lennox Claudius Lewis 2 Eylül 1965 tarihinde Stratford, Londra’da Jamaikalı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Doğum kilosu 4,8 kg olunca bu ufaklığın ağır bir işle meşgul olacağı anlaşılmıştı. Çocukluğu Londra’da East End’de geçti. Annesi Violet Lewis Port Antonio, Jamaika’da fakirlik içinde büyüdü. Adada zengin insanların hayatlarını izlerken hayallere dalıyordu. Bu hayaller onu Londra’ya götürdü. Ekonomik koşullarının daha iyi olacağını düşünüyordu. Jamaikalı erkek arkadaşı Carlton Brooks ile de Londra’da tanıştı. Lennox’a hamile olduğunda Carlton’ın Jamaika’da bir ailesinin daha olduğunu öğrendi. Evlilikleri olası değildi. “Çocuğumu kürtaj yaptırmayı düşündüm. Hemşire hastanede bana bir randevu ayarladı. Yapamadım.” Lennox Lewis işte böyle dünyaya gelmişti. Annesi yapamamıştı.

Violet yine ekonomik nedenlerle bu sefer Londra’dan Kanada’ya göç ederek küçük Lennox’ı Britanya’da aile dostlarına bıraktı. Annesinin yokluğunda Lennox’la baş edilmesi hiç kolay olmadı. Sorunlu çocukların olduğu okula yollandı. Sürekli olarak kavga etmesi onun okullarda geçici olarak kalmasına yol açıyordu. Bu işin sonu gelmeyince 12 yaşında annesinin yanına Ontario, Kanada’ya gitti. Jamaika asıllıydı, İngiltere’de doğmuştu ve artık Kanada’da yaşıyordu.

Cameron Heights Collegiate Institute Kanada’da gittiği lisesinin adıydı. Futboldan basketbola, atletizmden Amerikan futboluna birçok sporla ilgilendi. Bu haşarı çocuğun bir şeyler yapacağı aşikârdı ama bir türlü kendini bulamıyordu. En sevdiği spor ise apayrı bir alandaydı. Onu farklı okullara yollayan kavgaları içinde boks yapma aşkının bir filiziydi. Diğer sporları bir kenara bırakarak boksa yöneldi. Henüz 18 yaşında Kanada Milli Takımı ile 1984 Los Angeles Olimpiyatları’na katıldı. Çeyrek finale kadar çıkmayı başardı. Tyrell Biggs’e mağlup olarak turnuvaya veda etti. Hayalleri devam ediyordu. 1988 Seul Olimpiyatları’na katılarak rüyalarını gerçeğe dönüştürdü. Finalde ABD’li yıldız isim Rİddick Bowe’u mağlup ederek altın madalyaya ulaştı. O artık olimpiyat şampiyonu Lennox Lewis’ti.

Olimpiyatlardan bir yıl sonra profesyonel olarak direktlere dayalı teknik boksunu güç gösterisinin bir parçası yaptı. İlk maçına İngiltere’de çıktı. 1990 yılında Jean-Maurice Chanet’i yenerek EBU Avrupa Ağır Sıklet Unvanı’nı kazandı. Ertesi yıl Gary Mason’ı Wembley Arena’da nakavt ederek Britanya Şampiyonu oldu. 1991 yılında 1984 Olimpiyatları’nda yenildiği Tyrell Biggs ile yine ABD’de karşılaştı. Olimpiyatlarda üç raunt sonunda puanla yenildiği rakibini üçüncü rauntta nakavt ederek rövanşı aldı. Lennox için yenilmek sorun değildi. Onun için yenilginin anlamı aynı adamla çıkılması gereken bir başka maçtı. Profesyonel kariyeri boyunca karşılaşıp da yenemediği kimse olmadı. 1993’te Tony Tucker’ı yenerek WBC Ağır Sıklet Dünya Şampiyonu oldu. Frank Bruno karşısında unvanını koruduktan sonra Phil Jackson’ı da teknik nakavtla yenip Oliver McCall karşısına çıktı.

McCall maçı diğerlerinden farklı değildi. Lennox Lewis sıkletin 2002 Brezilya’sı gibiydi. Önüne geleni yeniyordu. Her türlü silahı vardı. Hücum yaparken kafası ileriye Ronaldo’nun arkasına Ronaldinho ve Rivaldo’yu koyan Scolari gibi rahattı. Sağdan kroşesi Cafu, sol direktleri Roberto Carlos gibiydi. Rakibi ise 2004 Yunanistan’dan halliceydi. Savunma da savunma… Lewis geldikçe McCall savunuyordu. McCall’un antrenörü Otto Rehagel gibi bir adamdı. Emanuel Steward McCall’un köşesindeydi ve tam anlamıyla kurt bir hocaydı. İkinci rauntta Lennox Lewis topla tüfekle hücum ederken McCall kontraya çıkarak adeta Charisteas’a uzun oynadı. Tek hücum tek gol ve maç biter. McCall Lennox’u kontra kroşe ile yere indirdi. Lewis altıncı saniyede ayağa kalktı ama sallanıyordu. Hakem Jose Garcia maçı durdurdu. McCall Dünya Şampiyonu oldu. Bacaklarını iki yana açıp havaya zıpladı. Lewis ilk yenilgisini aldı. Maçın erken durdurulduğunu düşünüyordu. Çok sinirliydi. Hayal kırıklığına uğramıştı. Antrenörü Pepe Correa’yı kovdu. McCall’un antrenörü Emanuel Steward’ı işe aldı.

Rocky 5’te beyazperdeye çıkan eski ağır sıklet şampiyonu Tommy Morrison’ı ve Ray Mercer’ı yendikten sonra rövanş için Oliver McCall ile Las Vegas’ta karşılaştı. Don King’in türlü akıl oyunları nedeniyle ve Tyson ile Lewis’in farklı TV kanallarıyla anlaşmaları olduğu için Tyson-Lewis maçı yapılamadı. WBC kemeri boşa çıkınca McCall ile Lewis boştaki kemer için 7 Şubat 1997’de karşılaştı. Burada tarih önemliydi çünkü McCall 1996’nın Temmuz ayında kokain bulundurmaktan tutuklanmıştı. Ağustos ayında rehabilitasyona girdi. 1996 Aralık’ta Noel ağacını otel lobisine fırlattığı ve bir polise tükürdüğü için tekrar tutuklandı. Tekrar rehabilitasyona girdi. 18 Aralık 1996’da McCall’un promotörü Don King Lewis maçını açıkladı. Don King “Tedavisi devam ediyor ama maça hazır olacak” dedi.

Üç raunt boyunca Lennox Lewis McCall’u perişan etti. Üçüncü rauntta sonra McCall köşesine gitmek yerine ringde dolaşmaya başladı. Dördüncü raunt başladığında da Lewis’e arkasını dönüp yürüyordu.

“ilk seferinde onun beni kandırmak için bu şekilde arkasını dönüp yürüdüğünü sanmıştım” Sıradışı bir şeyler oluyordu. McCall’un aklı kesinlikle yerinde değildi. Dünya Şampiyonluğu maçında sokak serserisi gibi sağa sola yürüyordu. Lewis ciddiyeti hiç elden bırakmadı ve dört raunt sonunda köşelere gidildi. McCall beşinci raunt öncesi köşeye geldiğinde işler iyice ilginçleşmeye başlamıştı. McCall bir çocuk gibi ağlıyordu. Evet ilk maçta Lewis’i nakavt eden adam şimdi ağlıyordu. Beşinci raunt böyle başladı. Ama değişen bir şey yoktu. Lewis artık işi bitirmek için McCall’un üstüne gitti. Hakem de bu garip maça artık dayanamadı ve maçı bitirdi. İşin gerçeği McCall hiçbir zaman psikolojik olarak bu maça hazır olmamıştı. “Altı hafta önce Don King’e onun yerine başkasını bulmasını söylemiştik”

Dino Duva (Promotör)

Lennox Lewis tekrar dünya şampiyonuydu. McCall’un antrenörünü almıştı. Steward ile çok iyi bir uyum yakaladılar. Steward 50 senedir boksun içindeydi ve Lewis onun 29. şampiyonuydu. En iyi ağır sıkletinin Lewis olduğunu söylüyordu. Leon Spinks’ten daha iyi diyordu. Lewis sakin bir şampiyondu. Şafakla beraber uyanır eski usul koşu antrenmanını yapardı. Akşamları masa tenisi ya da satranç oynar bazen de video izlerdi. Uyumaya gittiğinde bazen zorlandığı oluyordu. Tyson’ı yenmek takıntısı olmuştu. Maçı hayal ediyordu. Bu maç ona göre bir matematik problemiydi. Çözmesi pek de zor değildi. İki ya da daha fazla bilinmeyeni yoktu. Lewis’e göre Mike Tyson tek bilinmeyenli kolay bir denklemdi. Bir tren gibi üzerine gelecekti. Hepsi buydu. Onu sağda solda aramasına gerek yoktu. Tyson onu bulacaktı. “Bazen rüyamda Tyson’ı görüyorum. Beni ısırıyor. Ben de onu ısırıyorum”

New Yorker Editörü David Remnick’in elindeki dergide Mike Tyson’ı görünce Lewis şöyle dedi. “ İnsanlar şeytani şeyleri seviyor, iyilik kimsenin umurunda değil. Kimse iyi olmayı, centilmenliği takdir etmiyor. Beni umursamadıkları gibi… ABD’de kötülük satıyor.”

Lewis’in çok pasaportu vardı. Amerikalılar onu kendilerine ait hissetmedi. İngiliz aksanı yüzünden farklı görülüyordu. Ring ortasında çay molası verdiği reklamlar çekildi. Londra’da doğmuş, Kanada’da büyümüş ABD’de ortalığı silip süpüren bir adamdı. İnsanların takdirini söke söke aldı.

https://imgresizer.eurosport.com/unsafe/0x0/filters:format(jpeg)/origin-imgresizer.eurosport.com/2010/11/24/664034.jpg

McCall’dan rövanşı aldıktan sonra Polonyalı dev Andrew Golota ve Amerikalı çılgın Shannon Briggs’i nakavt etti. WBC unvanını korumak sıradanlaşmıştı. Artık sıkletteki önemli kemerleri birleştirip tartışmasız şampiyon olmak istiyordu. Bu hedef için Mike Tyson ve Michael Moorer’ı yenerek WBA ve IBF şampiyonu olan Evander Holyfield’ı yenmesi gerekiyordu. Madison Square Garden’da yapılan maç öncesinde favori Holyfield olarak gösteriliyordu. Holyfield 20 Lewis 10 milyon dolar alacaktı. Holyfield kendinden emindi ve üçüncü rauntta Lewis’i nakavt edeceğini söylüyordu. Maç pek de öyle geçmedi. Lewis maç boyunca kontrolü elinde tuttu. 12 raunt sonunda kalabalık Lewis’in adını haykırıyordu. Masa hakemleri ise farklı düşünüyordu. Stanley Christodoulou 116-113 Lewis’e, Eugenia Williams 113-115 Holyfield’a verirken, Larry O’Connell 115-115 berabere verdi. Ayrı kararla beraberlik sonucu skandal olarak nitelendirildi. Maç Lewis’indi. New York Valisi bile bir New Yorklu olarak utandığını maçın Lewis’in olduğunu söylüyordu. Lewis de maç sonunda “Maçı kazandım. Benim zamanımdı bunu benden çaldılar. Tartışmasız şampiyon benim. Tüm dünya bunu biliyor.” Açıklamasını yaptı.

Rövanş maçı tam sekiz ay sonra yapıldı. Beş bin Britanyalı Las Vegas’ta Lewis’i desteklemek için hazırdı. İki boksör de 15 milyon dolar aldı. Favori Lewis’ti. Kazanan da Lewis oldu. Artık tartışmasız dünya şampiyonuydu. Michael Grant, Frans Botha ve David Tua’ya karşı unvanlarını koruduktan sonra Güney Afrika’da boks tarihinin en büyük sürprizlerinden birine sahne olan Hashim Rahman maçına çıktı. Beşinci rauntta yere serildiğinde kimse gördüklerine inanamıyordu. Hashim Rahman dünya ağır sıklet şampiyonunu nakavt etmişti. Maç sonunda Rahman bağırıyordu “ Lewis-Tyson Olmayacak!” Normal şartlar altında Lewis’in Rahman’ı yenip Tyson ile karşılaşması bekleniyordu. Planlar alt üst olmuştu.

Rahman’la rövanş maçına yedi ay sonra çıktı. Las Vegas’ta dördüncü rauntta Lewis Rahman’ı yere serdi. Nakavtla kazandı. Artık rüyalarına giren Mike Tyson maçı için hiçbir engel kalmamıştı. Tyson ile karşılaşması onun kariyerinin jeneriği olacaktı. Öyle de oldu. Mike Tyson’ı yendikten sonra kariyerinin son maçında Vitali Klitschko ile ringe çıktı. Ukraynalı şampiyonu rakibinin kaşının açılması nedeniyle duran maçta teknik nakavtla mağlup ederek kariyerini şampiyon olarak tamamladı. Tarihte o zamana kadar bunu yapabilen iki isim vardı. Gene Tunney, Rocky Marciano’ya bir de Lennox Lewis eklenmişti.

Londra’da doğan Kanada’da büyüyen çocuk, Olimpiyat Şampiyonu ve Dünya Ağır Sıklet Şampiyonu olarak kariyerini noktaladı.

Boks
Boksun efsaneleri #27 | "Money" Floyd Mayweather Jr.
17/08/2020 - 13:14
Boks
Boksun efsaneleri #26: Willie Pep | Hayalet
10/08/2020 - 07:48