Boksun efsaneleri #32 | Riddick Bowe - “Big Daddy”

Cihat Gemici, boks tarihinin efsanelerini yazıyor.

Eurosport

Görsel kaynağı: Eurosport

Profesyonel boksun tarihi gong sesinden sonra kanvasın üzerinde, iplerin arasında birbirlerine meydan okuyan cesur eldivenlerle yazılmıştır. Yayımlayacağımız yazı dizisinde boksun ilk dönemlerinden günümüze dek uzanan unutulmaz efsanelerin hayat öyküleriyle dünyanın farklı yerlerinde tarihi bir yolculuğa çıkacağız.
1998 yılının 25 Şubat’ı… 30 yaşlarında iri cüsseli bir adam, kardeşi ile altı saatlik bir yolda arabasıyla ilerliyor. Ağzında bir takım laflar var. Ne dediğini anlayan pek yok. Kendisi de söylediklerinin farkında değil. Arabada bıçak, izole bant, el feneri ve biber spreyi gibi şeyler var. Adamların nereye, ne için gittiğini bilen yok. Lakin vaziyet aşikâr… Bu yolculuk hayırla sona ermeyecek. Charlotte civarında Cornelius’un arka sokaklarında durdular. Bir eve girdiler. Bu giriş sıradan bir giriş değil. Evde bir kadın, beş de çocuk var. Koca adam, bıçağını tehditkâr bir şekilde tutarak kadını çocuklarla birlikte arabasına bindirdikten sonra geldiği yolu gerisin geriye dönmek üzere yola çıkıyor.
Kadın Virgina’da bir restoranda cep telefonuyla kuzenini arayarak polisin harekete geçmesini sağladıktan kısa zaman sonra bu gizemli olay çözüldü ve her şey ortaya çıktı. İki kez Evander Holyfield’ı mağlup eden, 30 yaşındaki eski dünya ağır sıklet şampiyonu Riddick Bowe önce psikiyatri servisine sevk edildi; sonra da tutuklandı. Bowe suçlamaları kabul ederken “her şeyi ailemi birleştirmek ve hayatımızı normale çevirmek için yaptım” diyordu. Eşi Judy Bowe ise bu sözleri dinlerken kendilerini zorla alıkoyan biriyle nasıl normal bir hayat sürebileceğini sorguluyordu.
Riddick Bowe parçalanmış bir ailede büyüdü. Bekâr bir anne ve on iki kardeşle iki odalı evlerinden dışarı çıktığında kendilerini uyuşturucu pazarlıklarının içinde buluyordu. Gettoda büyüyen insanların çocukluğu Yaşar Kemal’in efsane romanı İnce Memed’in ilk yıllarına benziyordu. Usta kalemin deyimiyle “avurdu avurduna geçmiş” çocuklar yemek bulduklarında kendilerini şanslı sayıyordu. Riddick de kendini şanslı gören bu kesimdeydi. “Kendimi hiçbir zaman fakir hissetmedim. Her akşam karnımı doyuracak bir şeyler bulabiliyordum. Etrafımda cinayet ve hırsızlık kol geziyordu ama benim hayatım boksa odaklı olduğu için bu tip olaylara kafamı takmıyordum.”
10 Ağustos 1967’de doğan Riddick çocukluğunu Brooklyn’de geçirdi. 250 Lott Avenue’de serpilirken komşusu tanıdık bir isimdi. Kendisinden 1 yaş büyük Michael Gerard isimli bu çocukla aynı okula gidiyorlardı. Hem mahallede hem de okulda birlikte vakit geçirdikleri bu çocukla ne o zamanlarda, ne de büyüyüp yıldız olduklarında dövüşmediler. Ne sokakta, ne ringde karşılaşmadığı o çocuk Mike Tyson’dı.
Boksa başlaması, çoğu hikâyede karşımıza çıkan baba figürü sayesinde oldu. Unutulmaz Ertem Eğilmez filmlerinden Aile Şerefi filmindeki Yaşar Usta benzeri bir babalık yapan Moe Sims, babasız büyüyen Riddick için tutunacak bir dal olmuştu. 12 yaşında yerel boks salonunda çalışmaya başladı. Sims her öğleden sonra Riddick’in evinin önünde beliriyordu. Bazı günler harçlık da veriyor, Riddick’i sürekli zinde ve antrenman programına sadık tutarak, beladan uzak kalmasını sağlıyordu. Bowe harika bir amatördü. Brooklyn köprüsü’nün hemen üstünde yer alan Gleason’ın Salonu’nda kendi stilini geliştirdi. 21 yaşında Seul Olimpiyatları için vize aldı ve hayatının en önemli turnuvası için Kore’ye gidecekti. Olimpiyatlardan 3 ay önce hayatını etkileyecek bir haber öğrendi. Sevgili kız kardeşi Brenda markete giderken gaspa uğramış ve bıçaklanmıştı. Bir hafta hastanede kaldı ve sonrasında hayatını kaybetti. Aynı dönemde erkek kardeşi HIV virüsüne yakalanmıştı ve bu hastalık nedeniyle hayatını kaybetti. Riddick tüm bu olanlardan çok etkilendi. Özellikle Brenda’nın ölümü onu yıkmıştı. Kardeşleri arasında en sevdiklerindendi. Kızına onun anısına Brenda ismini verdi. Murphy Kanunları Riddick’in hayatını alt üst etmiş gibiydi. O dönem için Riddick Bowe adeta İhsan Oktay Anar’ın Puslu Kıtalar Atlası kitabında kafasına sürekli yıldırım düşen karakter gibiydi. Talihsizliğin kitabını yazıyordu. Olimpiyatlara bu trajik olaylar silsilesi kafasındayken gitti.
Lennox Lewis ile çıktıkları final maçının ilk raundunda üstün olan taraf net bir şekilde Bowe’du. 94 yumruk atmış 33 isabet bulmuştu. Lewis ise 67 yumruk atmış ve sadece 14 tanesinde isabet bulmuştu. Yüzdelerine bakıldığında da %35’e %21 Bowe öndeydi. Lakin ilk raundun son saniyelerinde Bowe’a anlamsız bir uyarı geldi. Kafa çarpışması olmamasına rağmen bir kafa darbesi nedeniyle ihtar aldı. Rakibini grogi hale getirdiği rauntta üstüne de puanı silinmişti. Seyirciler garip bir hakem ile karşı karşıya olduklarının farkındaydı. İkinci rauntta Lewis hızlı başladı ve Bowe’a birkaç isabetli vuruş yaptı. Hakem anında araya girip saymaya başladı. Bowe şaşırmış biçimde ben iyiyim diyordu. Maç tekrar başladı ritmi bozulan Bowe, Lewis’ten net bir sağ aldı. Hakem yine koşarak Bowe’a sarıldı. Bowe ellerini yukarı kaldırmış, ben iyiyim diyordu. Ama hakem maçı sonlandırdı. Bowe tıpkı maçı izleyen herkes gibi bu garip karara katılmasa da işi uzatmadı ve Lewis’in yanına gitti. İkili kollarını birbirinin omzuna atarak seyirciyi selamladı. Yıllarca sürecek rekabetin ve tartışmanın başlangıcı bu maçtı.
Bowe 1989 Mart’ta profesyonel oldu. İlk 31 maçında yenilgi yüzü görmedi. Meanajeri Rock Newman ve yeni antrenörü Eddy Futch ile iyi bir takım olmuşlardı. 1996’ya kadar bu birliktelik sürdü. Bu maçlardan sadece 3 tanesi puanla bitti. Nakavt oranı oldukça yüksek olan Bowe 196 cm boyuyla nakavt arayan ve mesafede de önemli işler yapabilen komple bir boksördü. 25 yaşında tarihler 13 Kasım 1992’yi gösterirken kariyerinin en önemli maçına çıktı. Her sporcunun zirve anları vardır. Robin Van Persie’nin Brezilya’da düzenlenen Dünya Kupası’nda attığı uçan kafa golü ya da Tracy McGrady’nin son 35 saniyede 13 sayı atıp takımı Houston’a galibiyeti getirmesi gibi… Riddick Bowe için de kariyer zirvesi o geceydi. 12 raunt boyunca Thomas & Mack Center, Nevada’da seyirciler boks adına unutulmaz bir gece yaşadı.
Riddick Bowe ve Holyfield arasındaki ilk maç tarihin en iyi boks karşılaşmalarından birisine sahne oldu. Özellikle onuncu raunt izleyenler için çocukluktan beri canlı izlemek için hayalini kurduğunuz rock grubunu en ön sıradan izlemek gibiydi. Sanki Guns N’ Roses konserinde Slash’ın solo attığı bölümü dinliyordunuz. On birinci rauntta Bowe rakibini knock down etmeyi başardı. Son gong çaldığında hakemler kazananı ortak kararla belirledi. Riddick Bowe artık WBC, WBA, IBF ve Lineal ağır sıklet dünya şampiyonuydu. Bu maç aynı zamanda dörtlü turnuvanın bir parçasıydı. Anlaşmaya göre Bowe Holyfield’ı yenip tartışmasız ağır sıklet dünya şampiyonu olduktan sonra Lewis-Razor maçının galibi ile dövüşecek ve olimpiyatların rövanşını alacaktı. Bu arzusu gerçekleşmedi. Lewis ve Bowe bir türlü anlaşmaya varamadı. Rövanş için yanıp tutuşan Bowe, WBC kemerini bildiğimiz anlamda çöpe atarken kameralar da onunla birlikteydi. WBC bu kemeri Lewis’e verirken 1992 yılında otoriteler sıkletin en iyisi olarak WBA ve IBF şampiyonu Bowe’u gösteriyordu. Kimilerine göre kaçan taraf Bowe’du. Bu çoğu zaman insanların nereden baktığına göre değişti. Ben ise ortadan izlemeyi tercih ettim.
Riddick, Dokes ve Ferguson’u bir ve ikinci rauntlarda nakavt ettikten sonra Holyfield ile rövanş için ringe çıktı. Las Vegas’ta Caesars Palace’ta yapılan maçta boks tarihine geçen bir olay yaşandı. Yedinci raunt oynanıyordu. İki boksör ringde savaş veriyordu. Bowe’un sol direktleriyle etkili olduğu anlardı. Tam o sırada Holyfield yukarı baktı ve bir adım geri attı. Dövüşmekten daha ilginç şeyler oluyordu. Bowe da arkasını döndü ve neler olduğuna baktı. Hakem maçı durdurdu. Üçünün gördüğü şey belki de bir daha boks ringlerinde hiç görülmeyecek bir olaydı. Daha sonra isminin James Miller olduğu anlaşılacak bir adam, pervaneli bir paraşütle ringe doğru geliyordu. Las Vegas’ta “Vecihi” vakası yaşanıyordu. Usta oyuncu Şener Şen’in canlandırdığı Vecihi karakteri James Miller’ın bedeninde can bulmuştu. Miller paraşütüyle ringe yaklaştı ve iplere indi. Bu kargaşa nedeniyle maç yarım saat ertelendi. Miller iplerden indirildi. Miller, taraftarlar ve güvenlik görevlileri tarafından saldırıya uğradı. Bowe’un güvenlik biriminden birisi tarafından bayıltılınca soluğu hastanede aldı. 200 dolarlık cezasını ödedikten sonra salıverildi. Holyfielld maçı 115-113,115-114 ve 114-114’lük skorlarla çoğunluk kararı ile kazandı.
İkili, 1995, 4 Kasım’da üçüncü maça çıktılar. Bowe bu sefer işi hakemlere bırakmadı ve sekizinci rauntta teknik nakavtla kazandı. 11 Temmuz’da 1996’da Andrew Golota ile yaptığı maçta bel altı vuruşla Golota diskalifiye oldu. Buraya kadar her şey normaldi fakat Bowe yere düştüğü anda ring karıştı. Bowe’un köşesinden birkaç kişi Golota’ya saldırmaya başladı. Kazanan taraf olmalarına rağmen çok sinirlenmişlerdi. Bu size garip gelebilir fakat bu insanların kendi belirledikleri bir rauntta Bowe’un nakavtlı galibiyete binlerce dolar yatırdıklarını düşünürsek bu akıl almaz eylemlere mantık katabilirsiniz.
Bowe’un 45 maçlık profesyonel boks kariyeri 13 Aralık 2008 tarihinde Almanya’da Gene Pukall maçıyla son buldu. Bokstan sonra Deniz Kuvvetlerine katılma kararı aldı. Sadece 11 gün dayanabildi ve ordudan ayrıldı. Kick boks yaptı; kaybetti. Profesyonel güreşi denedi; olmadı. Holyfield galibiyetinden sonra Güney Afrika’ya gidip Nelson Mandela ile görüşen, kemer kazandıktan sonra ilk antrenörü Sims’e Mercedes araba alan, hayır işleriyle takdir kazanan, TV şovlarında esprili ve mütevazı tavrıyla sempati toplayan Bowe freni patlamış kamyon gibi yokuş aşağı gidiyordu.
Kendi iddasına göre en büyük oğlunun kendisinden olmadığını öğrendi. Oğlumu hala seviyorum ama Judy benim kalbimi kırdı dedi. İlk karısı olan Judy’nin onu gettodan çıkmak için kullandığını ileri sürdü. Yaşanılanlar düşünüldüğünde pek de haksız değil gibiydi yine ilk antrenörü Sims’in dediğine göre Judy pek de ev işlerine vakit ayıran tiplerden değildi ama onların hikâyesinde bir tarafı tutmak çok zordu. İkinci karısı Terri ile de sorunlar yaşadı. Eski menajeri Rock Newman’ı kendisinden para çalmakla suçlayarak dava etti. Sonra menajerinden özür dileyerek bu suçlamanın gerçek dışı olduğunu söyledi.
İnişler çıkışlar, zirveyi gören bir kariyer, özel hayatta çalkantılar ve niceleri… Riddick Bowe’un hayatı kışla başladı, en güzel çağlarında ilkbaharı yaşadı. Yazı biraz sıcak geçti. Hayatının kalanında ise sonbahara mahkûm oldu. Mevsimler gelip geçerken Riddick Bowe bizler için tarihin en önemli ağır sıkletlerinden birisi olarak hafızalarımıza kazındı.
Uygulamada 3M+ kullanıcı'a katılın
En son haberler, sonuçlar ve canlı spor yayınları ile güncel kalın
İndir
Bu yazıyı paylaş
Reklam
Reklam