Halet Çambel’i 2000’li yılların ikinci yarısında üniversitede okurken tanıma fırsatım oldu. Mimarlık tarihi derslerinin olmazsa olmazı Karatepe’yi tanımam, Halet Hocanın hayatıma girişiyle olmuştu. Belki bir on sene kadar önce tanımış olsaydım, Halet Çambel Karatepe’ye gelip gitmeye devam ediyor olsaydı, “Şu an hayatta olmayan kimler ile aynı masada oturmak istersiniz?” sorusuna cevap olarak vereceğim isimlerden birisinin sahibini şahsen tanıma şansım olacaktı. Arkeoloji benim çocukluk ve gençlik hayalimdi. Sonrasında eğitim sistemi sayısal mı, sözel mi diye sordu. Türkçe’ye nazaran matematiğe daha çok kafamın bastığını düşünmemden olsa gerek sayısalı seçtim ve arkeolojiyle ayrı yollara savrulduk. Karatepe’yi de ilk gördüğümde beni büyüleyen şeylerden biri çocukluk hayalimin vücut bulmuş halini karşımda bulmam olmuştu ve tabi bir mimarlık öğrencisi olarak kalıntıların üstünü örten saçakları da… Bugün Karatepe var ise Halet Çambel’in burada oynadığı rol yadsınamaz. Kendisi ile ilgili öğrendiğim her yeni bilgide hayranlığım kat be kat arttı ve hala da artmaya devam ediyor.

https://i.eurosport.com/2021/01/12/2969586.jpg
Diğer Sporlar
World Drone Cup: Geleceğin sporu TEKNOFEST’te
27/09/2019 - 09:42

Tarhunza heykeli ve kalıntılarn üzerinin örten saçaklar (Fotoğraf : https://www.arkitera.com)

Halet Çambel yaptığı birçok işte öncülerden biri olmuştur her daim. Bu işleri bu kadar kıymetli kılan noktalardan biri de şüphesiz ki Halet Hocanın bunları yaparken ilk olmak gibi bir derdi olmayışıydı. Genç Cumhuriyet ayağa kalkma çabası içinde, İkinci Dünya Savaşı arifesinde 1936 Berlin Olimpiyat Oyunları’na ilk defa kadın sporcu gönderdiğinde listede Suat Fetgeri Aşeni ile birlikte onun adı yazmaktaydı. Çambel, eskrim dalında Türkiye’yi temsil etmişti. Oyunlarda sportif bir başarı elde edememişti ama bunun bir önemi yoktu. O çocukluk hayalini gerçek kılmıştı. 2012 yılında verdiği bir röportajda eskrime nasıl başladığı sorulduğunda verdiği yanıt bize bu hayalperest ve tutkulu kadını anlatabilecek parçalardan yalnızca biridir:

‘’Okuduğum Alman kitapları, şövalyeler hakkında hikayeler içerirdi. Onlardan çok etkilenirdim. Bu hikayeler, eskrimi seçmemi sağlayan sebeplerdi…’’
https://i.eurosport.com/2020/03/07/2790488.jpg

Halet Çambel (solda) ve Suat Fetgeri Aşeni. Berlin 1936 (Murat Akman arşivi)

Berlin’de doğmuş Fransa’da doktora eğitim almış olan Halet Çambel, Berlin’deki oyunlardan iki yıl sonra Türkiye’ye bir çalışma yapmaya döndüğü sırada II. Dünya Savaşı’nın başlaması ile birlikte Fransa’ya dönememiş ve Türkiye’deki akademik kariyeri başlamıştı. Yurt satındaki akademik hayatı, Türkiye’nin hayatı boyunca çokça nasibini aldığı darbelerden nasibini almıştı. 1960 Darbesi sonrası ismi 147’ler listesinde yer alınca üniversiteden ihraç edilmişti. Ama bu detay, Çambel’in üretimini herhangi bir sekteye uğratmayacak bir detaydı. Halet Çambel, her daim üretmeye ve inandığı şeyler uğruna mücadele etmeye devam etmişti.

Henüz Türkiye’ye yeni dönmüş genç kadın, Anadolu’nun farklı yerlerindeki kazılarına katılmasıyla kendisini unutulmaz bir arkeolog yapacağı serüvenine başlamış olur. Kırılma anı ise 1946 yılında Çukurova ve civarında bulunan Hitit eserlerini inceledikleri Helmuth Theodor Bossert’in başkanlığında yapılan kazılarda karşılaştıkları Karatepe kalıntıları ile yaşanır. Karatepe bir diğer adıyla Aslantaş, Hitit hiyerogliflerinin çözüldüğü yerdir. Araştırma yapan ekip, Hitit hiyeroglifleri ve Fenike yazısının bir arada kullanıldığını fark eder. O dönem Fenike yazısı okunabildiği için eşleştirmeli bir okumayla hiyeroglifler de çözülmüş olur. Kazı bölgesinde farklı noktalarda çift dille yazılmış metinlerle karşılaşırlar. Bu metinler yaptıklarının hatırlanmasını, unutulmamak isteyen Azativadas’ın yazdırdığı metinlerdir.

"Ben Azativadas’ım, Adanava hükümdarı Avarikus’un yücelttiği, Güneş tanrısının adamı ve Tarhunza’nın (Fırtına Tanrısı) hizmetkarı. Tarhunza beni Adanava kentinin anası ve babası yaptı ve ben Adanava kentini geliştirdim. Adanava ülkesini genişlettim, hem batıya, hem de doğuya doğru, ve benim günlerimde Adanava kentinde refah, bolluk, ve zenginlik vardı. Pahara’nın tahıl ambarlarını doldurdum; ata at kattım, orduya ordu, kalkana kalkan, herşeyi Tarhunza ve tanrıların (yardımıyla).

Kibirlilerin kibirlerini kırdım, ülkedeki tüm kötüleri ülke dışına attım. Efendimin evine yararlı oldum, efendimin ailesi için herşeyi yaptım. Onların babalarının tahtına oturmasını sağladım. Bütün krallar da adaletim, bilgeliğim ve iyiliğimden dolayı beni babaları olarak kabul ettiler.

Kötü kişilerin, Muksas’ın evine itaat etmeyen soyguncuların olduğu bütün sınırlarımda sağlam kaleler kurdum. Ve ben, Azativadas, hepsini ayağımın altına aldım. Oralarda yeni kaleler kurdum ki Adanava barış içinde yaşasın. Ve batıda benden önceki kralların fethedemediği güçlü kaleleri fethettim. Onları ben, Azativatas, fethettim ve onları aşağı getirdim ve sınırlarımın doğusuna doğru yerleştirdim. Böylece oraya Adanavalıları yerleştirdim.

Ve benim günlerimde Adanava sınırlarını hem batıya hem doğuya doğru ve hatta önceleri korkulan, erkeklerin bile ıssız yollarında yürümeye korktukları yerlere genişlettim ki benim günlerimde kadınlar bile iğlerini çevirerek (rahatça) gezinmektedir. Benim günlerimde bolluk, zenginlik ve refah vardı ve Adanava şehri ve Adanava ülkesi huzur içinde yaşıyordu.

Ben bu kaleyi kurdum ve ona Azativadaya adını verdim. Çünkü tanrılar Tarhunza ve Runtiya benden bu kaleyi yapmamı istedi ve [Tarhunza’nın … (yardımıyla)] onu inşa ettim. Benim zamanında […]. Bu kaleyi inşa ettim ve oraya Tarhunza’yı … yerleştirdim. Bütün nehir ülkeleri onu yılda bir öküz, hasat zamanı bir koyun, bağ bozumunda bir koyun adayarak onurlandıracaklar. O da Azativadas’a sağlık ve yaşam bahşetsin ve onu bütün kralların üstüne yükseltsin. Yüce Tarhunza ve bu kalenin tanrıları Azativadas’a uzun günler ve pek çok seneler ve bol zenginlik versin, ve onu diğer bütün krallara karşı muzaffer eylesin. Böylece bu kale Tahıl tanrısı ve Şarap tanrısının (evi) olsun. Ve böylelikle, bu ülkede yaşayanlar koyunlara, sığırlara, yiyecek ve şaraba sahip olsun. Bize bolluk yaratsınlar ve büyük başarılar sağlasınlar, ve Tarhunza ve tanrıların (yardımıyla) Azativadas’a ve Muksas’ın evine bolluk versinler.

Ve eğer (bir gün) krallardan biri, veya isim yapmış bir adam şöyle derse: “Azativadas’ın adını bu kapıdan sileceğim ve kendi adımı kazıtacağım,” veya bu kaleyi kıskanır ve Azativadas’ın yaptırdığı bu kapıları “Bu kapılar benim olacak ve (üzerlerine) kendi adımı yazacağım,” diyerek kapatırsa, veya kıskançlıkla onları kapatırsa, veya kötülük veya fesatlığından bu kapıları kapatırsa, göklerin tanrısı Tarhunza, göklerin Güneş tanrısı, tanrı Ea ve bütün tanrılar o krallığı, kralı ve adamı yok etsin! Gelecekte, Azativadas’ın adı güneşin ve ayın adı gibi ilelebet yaşamaya devam etsin!"

Azativadas’ın, unutulmama yolundaki bu adımını var etmesi ve sergilemesi vesilesiyle Halet Çambel’e bir teşekkür borcu olduğu gerçektir. Dr. Bossert Karatepe’de işlerinin bittiğini düşünüp oradan ayrılmaya karar verdiğinde Çambel, Karatepe kalıntılarının kapalı bir müzede değil yerinde sergilenmesi gerektiğini söyler ve hiç kopmayacak bir bağ kurulmuş olur. Kaleden kalanları, özellikle kuzey ve güney kapılarından kalanları yerinde yeniden ayağa kaldırırlar ve Turgut Cansever’in projelendirdiği, eşi Nail Çakırhan’ın inşaatını yaptığı saçaklarla Türkiye’nin ilk açık hava müzesi kurulmuş olur.

https://i.eurosport.com/2021/01/12/2969588.jpg

Halet Çambel (Fotoğraf: https://www.arkeolojisanat.com/)

Halet Çambel müzenin yalnızca kurulmasının yeterli olmadığını bilir. Zamanında Aslantaş Barajı yapılırken kalıntıların, barajın topladığı suyun ortasında bir ada olarak kalacağını fark eder. Uzun süreler Ankara yollarını arşınlar ve Karatepe’yi bir kez daha kurtarır. Çambel bir arkeolojik alanın varlığını bölgede yaşayan insanların sahiplenmesi ile yaşayacağına inanır. Özellikle kazı alanının yakınındaki köyün kadınlarının iktisadi hayatın içinde bulunması ve arkeolojik alanın onlar için birer gelir kaynağı olması gerektiğini söyler. Karatepe Kilimleri’nin tanıtılması ve üretilmesiyle ilgili çokça çalışmanın içinde bizzat yer alır. Çambel 1984 yılında emekli olur, ‘Kırmızı Yalı’sını 2004 yılında Boğaziçi Üniversitesi’ne bağışladıktan 10 yıl sonra İstanbul’da aramızdan ayrılır. Geldiği seçkin aile, güzel yalısı, adlarını hepimizin bildiği dostları arasındaki hayatı, bomboş bir ovanın içinde bir hazineyi canlandırmak için arkasında bırakır. Sırf bu tercihi bile Halet Çambel’e övgü dizmeye yetecek iken, Çambel’in hayatında övgüye mazhar olacak çokça detay bulmak mümkündür, hem de hiç biri övgü duymak için yapılmamış iken.

1936’da Olimpiyat Oyunları’nı gövde gösterisi olarak gören Hitler, Halet Çambel ile görüşmek ister. Halet Hoca ise Hitler rejimini benimsemediğini, elinde olsa Almanya’ya bile gelmek istemediğini belirtir ve uzatılan eli geri çevirerek tarihe Hitler’i reddeden olimpik sporcu olarak geçer.

1936 Gramisch-Partenkirchen : Nazi Gölgesindeki Olimpiyat, Emrah Gölbaşı

Çok şey öğrettin Halet Çambel. Hala da öğretmeye devam ediyorsun. Senin de hayatında temas ettiğin ya da etmemeyi tercih ettiğin niceleri unutulmaz olmak istedi. Senin böyle bir derdin yoktu ama unutulmaz oldun. İyi ki doğmuşsun, iyi ki seni tanıdık…

Halet Çambel'i dostu Yaşar Kemal'den (18 Ağustos 2011)

Yazan : Emrah Güllüoğlu

Kapak Görseli : Halet Çambel, II. Dünya Savaşı’nın başladığı haberi üzerine Yazlıkaya’dan ayrılırken, 1939 https://blog.iae.org.tr/sergiler/cumhuriyet-yeni-insan

Diğer Sporlar
Bir şey yapmalı!
23/05/2019 - 12:34
Diğer Sporlar
Kule atlamada bronz madalya
05/02/2017 - 20:11