Roland Ratzenberger ve Ayrton Senna'nın bir gün arayla hayatlarını kaybetmesinin ardından Simtek ve Williams takımları Monako GP'sine her zamankinden farklı olarak yalnızca birer araçla katılmış, ayrıca startta ilk iki cep bu iki pilotu anmak için boş bırakılmıştı. Ancak acılar çok taze olmakla birlikte şampiyona devam ediyordu ve her iki pilotun koltuğu da bir şekilde dolmalıydı. Simtek, Monako'nun ardından ilk tercihini Andrea Montermini'den yana kullanırken Williams ise o dönemki test pilotları David Coulthard ile yola devam etme kararı aldı.

Coulthard'ın geçmişi oldukça parlaktı. 80'li yıllarda İskoçya ve Büyük Britanya'da düzenlenen karting şampiyonalarını kendi yaş kategorilerinde adeta domine etmiş, 1989'da Formula Ford 1600 şampiyonu olmuş, 1991 Britanya Formula 3 Şampiyonası'nı ikinci sırada bitirmiş ve bu başarıların ardından 1993 yılında Williams'ın test koltuğuna oturmuştu. Senna talihsiz bir şekilde hayata veda ettikten kısa bir süre sonra, 1994 İspanya GP'sinden itibaren yarış koltuğu Coulthard'a emanetti.

Formula 1
Alex Albon ile Tayland, Red Bull’a geçişi ve Peaky Blinders üzerine
29/11/2020 - 01:25

Kolay bir başlangıç değildi. Formula 1 her zaman tehlikeli bir spordu fakat Coulthard'ın kariyeri bu sporun belki de en karanlık döneminde başlıyordu. Senna ve Ratzenberger'in hayata gözlerini yumduğu ve Rubens Barrichello'nun ölümden döndüğü Imola'daki o talihsiz hafta sonunun üzerinden yalnızca dört hafta geçmişti. Ayrıca bu olaylardan sadece iki hafta sonra Monako'da ciddi bir kaza geçiren Karl Wendlinger hâlâ komadaydı.

Gözünün önünde yaşanan ve bizzat tanık olduğu onca olaya rağmen başlamaktan vazgeçmedi ve kariyerinin ilk sezonunda ilk podyumunu, ikinci sezonunda ise ilk galibiyetini elde etti. Her iki başarının adresi de Portekiz'di. 1995 sezonunda Estoril'de gelen bu zaferin dışında yedi podyumu daha vardı. Ayrıca dördü üst üste olmak üzere beş kez de pole pozisyonunun sahibi olmuştu. Henüz ilk tam sezonu sona erdiğinde puan tablosunun üçüncü basamağındaydı. Sezonu ve Williams macerasını ise lider götürdüğü Avustralya GP'sinde pit duvarına çarparak sona erdirdi.

1996'da Mika Hakkinen'in takım arkadaşı olarak McLaren koltuğuna oturdu. Dokuz yıl sürecek olan bu serüvenin ilk sezonu pek parlak geçmese de İskoç pilot ikinci sezona galibiyetle başladı. 1997 yılı sona erdiğinde takım arkadaşının dokuz puan önündeydi ve Michael Schumacher'in ihraç edilmesiyle birlikte kariyerinde ikinci kez pilotlar şampiyonasında üçüncü olmuştu. Mika Hakkinen ise sezonun son yarışında yedi yıllık kariyerinin henüz ilk galibiyetini elde etmişti. Sonraki iki sezonda ise dengeler tersine döndü. Coulthard 1998 yılında da üçüncüydü fakat Hakkinen sezonu şampiyon olarak tamamladı. Ertesi yıl Fin pilottan bir şampiyonluk daha geldi. Coulthard ise dördüncü basamaktaydı.

https://i.eurosport.com/2015/04/17/1458231.jpg

2000 yılı içerisinde kariyerinin belki de en özel performansını gösterdi. Sezonun beşinci yarışı İspanya'da koşuldu ve Coulthard bu yarışı ikinci sırada tamamlayarak podyuma çıktı. Bu performansı özel kılan ise Coulthard'ın başından geçenlerdi. Yarıştan yalnızca beş gün önce bir uçak kazasından sağ kurtulmuştu. Kendisini, bireysel antrenörü Andy Matthews'ı ve o zamanki kız arkadaşı Heidi Wichlinski'yi taşıyan özel uçak, motor arızası sebebiyle Lyon'a gerçekleştirilen acil iniş sırasında kontrolden çıktı ve piste çarptı. Kazada uçağın her iki pilotu da hayatını kaybederken Coulthard ve beraberindeki iki yolcu ise son derece şanslılardı. Bu olaydan sadece birkaç gün sonra saatte 300 kilometrenin üzerine çıkabilen bir aracı kullanmaksa hiç de kolay değildi. O araçla sıralamalarda ilk dörde girip yarışı ikinci sırada bitirmekse bambaşka bir başarı hikayesiydi.

2000 sezonunda elde ettiği üç galibiyet ve 73 puanla birlikte kariyerinde dördüncü kez üçüncü oldu. 2001 sezonunu ise daha az puan toplamasına rağmen bir basamak yukarıda, ikinci sırada kapattı. Sezon sonunda Hakkinen'in emeklilik kararı ile birlikte 2002 yılına bir başka Fin pilot ile merhaba dedi. Kimi Raikkonen ile birlikte geçen üç sezonun ardından McLaren'den ayrılma sırası bu kez Coulthard'daydı. Takım 2005 sezonu için Juan-Pablo Montoya ile anlaşmıştı.

McLaren'den ayrılır ayrılmaz gridin yeni ekibi Red Bull ile yepyeni bir maceraya başladı. Takımdaki ilk yılında sezonun en iyi performanslarını Avustralya ve Avrupa GP'lerinde ortaya koydu. Pist dışındaki en iyi performansı ise İstanbul'daydı. 2005 Türkiye GP'sinden yaklaşık bir ay önce altındaki Formula 1 aracıyla birlikte Boğaziçi Köprüsü'nden geçti ve bir Formula 1 aracıyla kıtalar arası sürüş yapan ilk insan oldu. Aynı gün köprü gişelerinde "OGS'ye yakalanan ilk yarış pilotu" olma unvanına da erişti. Her ne kadar kendisinden talep edilmese de 33 YTL tutarındaki kaçak geçiş bedelini ısrar ederek bizzat ödedi. Oysa yetkililer gösterinin özel bir durum olduğunu belirtmişlerdi ve hatta "plakanın tespit edilemediği" gerekçesiyle ödeme almamaya hazırlardı.

Red Bull dönemi geçmişe oranla daha sessizdi. Bu takım adına yarıştığı dört sezon boyunca yalnızca 2006 Monako ve 2008 Kanada GP'lerinde üçüncü olarak podyum gördü. 1994 yılında üzücü bir kazanın hemen ardından başlayan kariyer, 2008'in Brezilya'daki son yarışının henüz ilk turunda ufak bir kazayla sona erdi.

Zor şartlar altında başladı, zor zamanlar geçirdi ve sürekli olarak zor rakiplerle karşılaştı. Gördüklerinin ve yaşadıklarının ardından verdiği kararlar insanüstü bir psikoloji ve cesaret isterdi. Arkasını dönüp gitse kimse onu eleştiremezdi fakat o gitmedi. Önce başlamayı, daha sonra da kaldığı yerden devam etmeyi seçti. Aksi halde ne 13 kez yarış kazanabilir ne de bir kez dünya ikincisi, dört kez de dünya üçüncüsü olabilirdi.

Formula 1
Pistte ve ötesinde bir efsane: Lewis Hamilton
28/11/2020 - 09:26
Formula 1
Lewis Hamilton: “George Floyd’u görmek içimdeki bastırılmış duyguları dışavurdu”
21/11/2020 - 16:13