Limit, herhangi bir şeyin nicelik bakımından varabileceği en uç nokta, en son sınır, yer olarak tanımlanır genelde. Tabii sayısalcılar için bu kavram biraz daha korkulu rüyalar yaratabilir zihinlerde.

Spor dünyasındaki profesyonel erkek ve kadınlar ise limit kavramının mantıksallığına aykırı davranmaya çalışırlar. Zira bu insanların tek bir amacı vardır, limitlerini zorlayıp başarılı olmak. Formula 1 ekiplerinden Alfa Romeo’nun test pilotu ve geçmiş yılların yıldız sporcusu Robert Józef Kubica ise bu kavramı hayatına mâl olabilecek bir kazadan kurtuluşuna dair kullanıyor röportajımız esnasında.

Formula 1
Toz duman
06/10/2020 - 22:35

Robert Kubica. Üzerinde yanları kırmızı çizgili olan ve üzerinde takım amblemini barındıran beyaz polo yakalısı, kulaklığı, koskocaman gülümsemesiyle Zoom bağlantımızın bir ucunda, Sochi Grand Prix’inde yarış gününde damalı bayrağın sallanmasına 210 dakika kala görünüyor. Arkasındaki televizyonda bir sekans sürekli olarak dönerken Kubica, sözlerine başlıyor: “Merhaba, ben Robert Kubica, Alfa Romeo Formula 1 takımının test pilotuyum.”

Kısa bir tanışma faslı sonrasında söz geliyor şu sıralar neler yaptığına. Kubica, Formula 1 dışında aynı zamanda DTM’de pilotluk yaptığı için işlerin kendisi için biraz karışık ve yorucu olduğundan bahsediyor fakat günün sonunda araç içinde yer almaktan mutlu olduğunu tekrarlarken yüzünde gülümsemeler oluşuyor.

“Alfa Romeo’da test pilotuyum ama bunun anlamı takımda görevim olmadığı anlamına gelmiyor. Bir hayli işle uğraşıyoruz. Ayrıca DTM’e hazırlanıyorum. Yani iki farklı motorspor kategorisi için iki farklı mesai, antrenman ve düzen kurmak zorundayım. Bu tarz şeylere alışığım aslında fakat bu yıl her şey dört kat daha zor. Çünkü koronavirüs salgını nedeniyle ulaşım kısıtlamaları bir hayli artmış durumda. Yani ülkelere giriş ve çıkışlarda zorluklarla karşılaşıyoruz. Ulaşım, konaklama, yeme-içme… Pistte 100 tur atabilirim ama bu tarz şeylerle uğraşıyor olmak biz sporcular ve tabii ki tüm ekibimiz için bir hayli uğraştırıcı. Eh, kısacası meşgulüm.”

Röportajı yaptığımız dönemde Eylül’ün son Pazar gününü yaşıyor olsak da takvim yapraklarını birkaç ay öncesine sarmak istiyorum o sırada. Öyle ki Formula 1, koronavirüs salgınının kendisini ciddi olarak hissettirdiği dönemde sezon açılışı için hazırlanıyordu fakat Avustralya’da başlaması planlanan takvim, uzunca bir süre askıya alınmıştı.

https://imgresizer.eurosport.com/unsafe/0x0/filters:format(jpeg):focal(1040x625:1042x623)/origin-imgresizer.eurosport.com/2020/08/03/2859402.jpg

“Koronavirüs terimini ilk duyduğum zaman herkes gibi ben de biraz ürkmüş ve endişelenmiştim. Çünkü virüs, 2000’lerde tüm dünyayı tehdit edebilecek son şey gibi görünüyordu teknoloji sayesinde fakat gördüğümüz gibi işler hiç de öyle değil.”

“Olaylar başladığı zaman Avustralya’da takımımla birlikteydim. Sezonun askıya alındığını duyar duymaz hemen Monako’daki evime döndüm. Haftada bir kez markete çıkıp karnımı doyurabilecek kadar yemek almak dışında, asla evden çıkmadım.”

“Doğrusunu söylemem gerekirse, bu süreç benim için iyi geçti. Tabii ki kimsenin ölmesini hatta bu virüsten ötürü hastaneye gitmesini bile istemem, bu aklımdan bile geçmez. Ancak ben ve benim gibi 365 gününün çok büyük bir bölümünü uçaklarda, otellerde geçiren insanlar için bu pandemi süreci biraz zihin açıcı oldu. Uzun bir süre boyunca hayatımı, kariyerimi düşünüp limitlerimi sorguladım. Neyi doğru yaptığımı, neyi yanlış yaptığımı ve bunun gibi birçok konuyu düşündüm. Ve günün sonunda mental anlamda mutlu olmayı başardım.”

“Şu anda koronavirüs salgınında işler iyiye doğru gidiyor. Fakat disipline ihtiyacımız var. Bunu tonlarca kez söyledim ve söylemeye devam edeceğim. Lütfen maskenizi takın, sosyal mesafe kuralına dikkat edin ve hijyenik olun, lütfen.”

Takvim yapraklarını geriye sarmaya başlamışken bu sefer hızı birkaç kat arttırıyoruz. Hatta bir asır öncesinin son yıllarına kadar gidiyoruz. 1990’ların Polonya’sının Kraków’una gidiyoruz. 1990’lara dönmemizin amacı çok basit. Robert Kubica, motorsporlarının büyülü dünyası içerisinde koltuğu nasıl kaptı? Kariyerinin ilk adımlarını atarken hikâyesine neler ekledi?

“Öncelikle sana şunu söylemeliyim, bunu kariyer olarak nitelendirmek istemiyorum. Bu benim için bir macera. Birkaç hafta sonra 36 yaşıma gireceğim fakat çaylak bir pilotun heyecanına sahip olduğumu rahatlıkla söyleyebilirim. Bu sporu macera olarak nitelendiriyorum çünkü dört yaşımda iki-üç katım olan bir karting aracına bindiğimde gülme ve eğlenme kavramlarıyla daha fazla haşır neşir olduğumu biliyorum. Yani bir insan hayatını güzelleştiren bir şeye kariyer diyebilir mi? Sanmıyorum, bu bir macera.”

https://imgresizer.eurosport.com/unsafe/0x0/filters:format(jpeg):focal(1343x577:1345x575)/origin-imgresizer.eurosport.com/2020/10/03/2901507.jpg

“Altı yaşıma geldiğimde daha büyük bir karting aracı kullanıyordum, ailem bendeki yetenekleri artık görmüştü. Fakat şöyle bir sorun vardı, 1990’larda Polonya, motorsporları dendiğinde akla gelen son, gerçekten de en son ülkelerden biriydi. Tabii şimdi işler değişti, ülkemizde birçok yetenekli sürücü var ama 25-30 yıl önce hatta 15 yıl önce bile işler farklıydı.”

“Sekiz yaşımdayken babam Arthur’la uzun gerçekten de uzun bir konuşma yaptık. Eh sonunda onu ikna ettim ve evimizin yakınlarındaki yerlerde gerçek bir arabayla plastik şişelerin, metal engellerin etrafında antrenmanlar yapmaya başladım. 10 yaşıma geldiğimde ehliyet alabileceğimi biliyordum ama hedefim sadece ehliyet almak değildi; dört tekerlekli spor yarışmalarında kazanan bir sporcu olmak istiyordum.”

“Bu arada, ailemde daha önceden bu sporda yer alan kimse yok. İlk ve tek kişi benim. Dediğim gibi, o yıllarda Polonya’daki kültürümüz bu spor için hiç uygun değildi.”

“10 yaşıma gelmeden Polonya Karting Şampiyonası’na katıldım. Rakamları ve tarihleri net olarak hatırlayamıyorum ama benden dört-beş yaş büyük olan çocuklara karşı çıktığım yarışları kazanıyordum. Sanırım 1998’e kadar beş-altı tane karting şampiyonluğu kazandım. 1998’de ise İtalya’daki bir organizasyona katıldım ve orada da zafer elde ettim.”

“Sonrasında basamakları herkesin yaptığı (en azından birçoğumuzun) gibi birer birer çıktım. Uluslararası Karting Şampiyonaları, bir takımın, benim ki Renault’ydu, sürücü geliştirme programında yer almak, Formula 3’e katılmak… Bu branşlarda zaferler elde ettim ve 2005 sonunda hayalini kurduğum yer için bir fırsat buldum.”

Kubica’nın uzun konuşmasının son satırlarında bahsettiği şey tahmin edeceğiniz üzere Formula 1 oluyor. Robert Kubica’nın Formula 1 hikâyesindeki ilk satırları bir hayli ilgi çekici. 2006 yılında BMW Sauber takımının yedek sürücüsü oluyor Polonyalı. Aracın test dönemlerinde pistte sergilediği performanslar sonrasında takımın Başkanı Mario Theissen, Kubica’nın 2007’de ana pilotları olabileceğini bile söylüyor fakat işler herkesin beklediğinden çok daha erken gelişiyor.

https://imgresizer.eurosport.com/unsafe/0x0/filters:format(jpeg):focal(1273x582:1275x580)/origin-imgresizer.eurosport.com/2020/10/03/2901506.jpg

2006 Ağustos’unda gerçekleşen Macaristan Grand Prix öncesinde yıldız pilot Jacques Villeneuve, bir önceki yarışta, Almanya Grand Prix’te yaptığı kaza sonrasında iyi hissetmediğini söylüyor ve o hafta koltuktan çekiliyor. Böylece Nick Heidfeld’in takım arkadaşı Kubica oluyor.

“Formula 1’de BMW ile başlamak güzeldi. Çünkü orada tüm temel kuralları ve işin püf noktalarını öğrenmek mümkündü. Heidfeld ve Villeneuve gibi iki tecrübeli pilotla çalışıyordum, bu inanılmazdı. Villeneuve’nin Macaristan’da yer alamayacağını öğrendiğimde şansın bana geleceğini biliyordum. O hafta sonu mükemmeldim, gerçekten de mükemmeldim. Sıralama turlarında dokuzuncu oldum, Heidfeld’i geride bıraktım. Pazar günü ise yedinciydim ama araçtaki ağırlık sorunu nedeniyle yarış sonrasında diskalifiye edildim.”

“Villeneuve yarış sonrasında takımdan ayrıldığını açıklayınca BMW’nin sezonu benle tamamlayacağını öğrendim. İkinci yarışım Türkiye’deydi, eh, çok kötüydüm… Üçüncü yarışımı ise unutamıyorum. Monza’da Michael Schumacher’in Ferrari’si döneminde yarışıyordum. Cumartesi günü iyiydim ama Pazar gününü podyumda bitireceğimi asla tahmin etmiyordum.”

“Formula 1 tarihinde podyuma çıkan ilk Polonyalı sürücü olmuştum. Fakat o günü benim için özel kılan bir diğer şey Michael, sezon sonunda Formula 1’den emekli olacağını açıklamıştı. Yani bir efsane pistten ayrılacağını açıklıyordu ve ben de podyumdaydım. Eh, mükemmeldi bu.”

Robert Kubica’ya tam burada Michael Schumacher’le olan ilişkilerini soruyorum ve, “Emekli oldu fakat sonrasında zamanın bize gösterdiği üzere pistlere geri döndü. Eğer Michael gibi işine çılgınlık seviyesinde bağlı olan bir insansanız aslında hayat sizin için daha zordur. Konuşmalarımız sadece bu spor üzerine kuruluydu ve daha iyisi olmak için neler yapacağını her zaman biliyordu.” diyor.

Takvim yaprakları arasında atlaya atlaya ilerlemeden önce çaylak olarak F1’de yer almanın hissettirdiklerini öğrenmek istiyorum. “Burada gençlere de tavsiye vermek istiyorum. Kendimi egolu, üstün biri olarak görmüyorum ama tecrübemi paylaşmak istiyorum. Çaylakken her anlamda, fiziksel, zihinsel ve uygulamalı antrenmanlar yapmak işin en kritik noktası.” diyor ve ekliyor: “Bu klişe olacak ama doğru. Geleceğinizi, limitlerinizi, asla aşamayacağınızı düşündüğünüz limitlerinizi aslında ne kadar iyi aşabileceğiniz sadece çalışarak görebilirsiniz. Çalışmaktan ve sabretmekten vazgeçmeyin.”

Robert Kubica, limitleri zorlamak, çalışmak ve sabretmek kavramlarının motorsporlarındaki belki de en iyi karşılığı. Zira önce 2007’de Kanada’da geçirdiği korkutucu kaza ve 2011’de ölümün kıyısından döndüğü kaza sonrasında bir şekilde motorsporlarına, daha da önemlisi, hayata tutunmayı başarabildi. Şimdi 2011’deki olayı ve sonraki süreci ondan dinleyelim.

“Bu konuyu konuşmaktan çekiniyordum birkaç yıl öncesine kadar fakat artık bazı şeyleri kabul etmeyi başardım. 6 Şubat 2011’de Ronde di Andora ralli yarışının ilk etabında yüksek hızla giderken bir kilisenin yanındaki bariyerlere çarptım ve araç alt-üst oldu. Neredeyse iki saat boyunca kurtarılmayı bekledim.”

https://imgresizer.eurosport.com/unsafe/0x0/filters:format(jpeg):focal(1126x510:1128x508)/origin-imgresizer.eurosport.com/2020/10/03/2901508.jpg

“Sağlık görevlilerinin ve kurtarma ekiplerinin çabaları sonrasında araçtan çıkarıldım, yani çıkarılmışım. O dakikalara dair hatırladığım hiçbir şey yok. Helikopterle bir hastaneye götürülmüşüm. Ciddi bir kan kaybım vardı, ayrıca ayaklarımda, kollarımda ve kaburgalarımda kırıklar vardı. İlk ameliyat 10 saat sürdü, sonraki gün uyandım.”

“Uyandığımda sakindim, her şeyi net bir şekilde öğrendiğimde ise ciddi anlamda şok olmuştum. Çünkü o ameliyatın ardından daha birçok ameliyat, uzun, çok uzun bir rehabilitasyon süreci beni bekliyordu. 2011 ve 2012 sezonları benim için bitmişti. Bu aynı zamanda Ferrari’yle prensip olarak imzaladığım kontratın da artık geçersiz olduğu anlamına geliyordu.”

Kubica, kaza yaptığı yıl sürücüler klasmanında lider değildi veya hemen şampiyon olması da beklenmiyordu fakat o dönemin en yetenekli pilotlarından biriydi.

“Hayatımın her alanında, ‘Acaba, eğer’ ile başlayan ifadelerden kaçınmaya çalıştım daima. Çünkü olan olmuştur. Bir şeyi yeniden yaşayabiliyor musunuz? Hayır. Paralel evrende olan bitenler bizim konumuz değil ama bazen, çok nadir de olsa bazen, eğer o kaza yaşanmsaydı neler olabileceğini düşünüyorum. Ve işin sonunda bir şampiyonluk kazanabilirdim belki.”

Yaprakları yavaş yavaş geçerken Robert Kubica, mental olarak bu kadar yıprandıktan sonra hayata nasıl tutunmayı başardığını, “Limitleri zorlamak benim işim.” diyor ve bu konuyu biraz daha açıyor.

“Her insanın her alanda bir limiti vardır. Limitleri zorlamak için yapmanız gereken ilk şeyler limitiniz olduğunu kabul etmek ve limitinizin noktasını bilmektir. Ameliyatlarım bittikten ve rehabilitasyonda ilk aşamaları geride bıraktıktan sonra limitlerimi biliyordum. Önce hayata tutunma konusunda bir şeyler yaptım. Mutlu olmaya çalışıyordum. Sonra motorsporlarına dönüş için çalışmaya başladım, ki bunu 2013’te WRC’e dönerek başardım. Geçtiğimiz yıl Williams’a geçene kadar Formula 1 dışındaydım. Fakat 2019’da Formula 1’e geri dönerek limitlerimi aşmayı başardım. Zor bir süreç miydi? Tahmin bile edemezsin. Umutsuzluk daima oradaydı ama bedenim ile zihnimi ayrı ayrı kontrol edebiliyordum.”

https://imgresizer.eurosport.com/unsafe/0x0/filters:format(jpeg):focal(1159x866:1161x864)/origin-imgresizer.eurosport.com/2020/06/08/2829992.jpg

Hikâyeleri bir kenara bırakıyoruz ve işin teknik tarafına geçiyoruz. Daha konuşulacak çok fazla hikâye var elbette fakat takımın medya menajeri Robert Kubica’nın sözleri bittikten sonra araya girip son beş soru uyarısını yapınca biraz hızlanıyoruz.

Formula E, Formula 1, WRC gibi farklı motorsporları branşında yarışan Polonyalı sürücüye ralli, Formula E ve Formula 1 arasındaki teknik farkılıkları soruyorum.

“Ralli yarışlarında konsantrasyon çok ama çok önemli bir faktör. Bunu öğrenmem 2011’de oldu bildiğin gibi. Biraz önce anlattığım o kazada çok küçük bir hata yapmıştım ve bu neredeyse hayatıma mâl olacaktı. Rallide araç dengesini ayarlamanız daha rahat ama konsantrasyon ve spontane hareket edebilmek önemli. Aslında kazadan sonra orada yarışma isteğimdeki neden de buydu. Motor becerilerimin ne kadar iyi olduğunu, konsantrasyonumu, zihnimi ne kadar yarışa verebildiğimi test etmek istedim. Formula E, motorsporlarının geleceği olabilir gerçekten. Teknolojinin ne kadar akıl almaz bir boyuta geldiğini gösteriyor bize. Ayrıca maddiyatın da. Formula 1 ise… (birkaç saniye iç çekiyor) Formula 1 ise çok ayrı bir dünya. Burası en iyilerin, en iyilerden de iyilerin olduğu bir yer. Denge, mental savaş, beslenme düzeniniz gibi mikro ve makro tüm unsurların en önemli olduğu yer Formula 1.”

https://imgresizer.eurosport.com/unsafe/0x0/filters:format(jpeg):focal(1140x570:1142x568)/origin-imgresizer.eurosport.com/2020/07/10/2847961.jpg

Şimdi geliyoruz Formula 1’deki son iki yılda yaşadığı maceraya. Williams’a dönüşünü Robert Kubica, “Williams’taki şartlar ve ortam ideal bir dönüş yapmam için iyi değildi fakat bana güvendiler, bana şans verdiler ve bunu geri çeviremezdim. Onlarla iyi bir yıl geçirdik fakat işler puan toplama, aracı yarışta tutma konusunda çok kötüydü.” diyor ve ekliyor: “Her ne olursa olsun acılar çektiğim, acılardan dolayı uyuyamadığım gecelerin karşılığını o koltuğa dönerek almayı başardım. Şimdi Alfa Romeo’dayım. Burada test pilotu olarak aracın tüm ayarlarını doğru yaptırmak benim işim.”

Formula 1 macerasındaki ikinci yarışına 2006’da Türkiye’de çıkan Robert Kubica, İstanbul Grand Prix’in yeniden takbime dönmesine dair şu ifadeleri kullanıyor zamanımız tamamen tükenmişken: “İstanbul’daki pist son 20 yılda inşa edilen pistler arasındaki en modern olanı. Sekizinci virajda ustalığınız belli oluyor, evet, ama düzlüklerdeyken momentumu korumanız için de önemli bir test sunuyor size. Orada yarışırken daima zorlandım. Ve eminim ki bu yıl orada ilk kez yarışacak olan isimlerin birçoğu da zorlanacaklar. İyi ile mükemmelin ayrılacağı bir yarış olacak bence. Fakat maalesef araçta olmayacağım.”

https://imgresizer.eurosport.com/unsafe/0x0/filters:format(jpeg):focal(1501x739:1503x737)/origin-imgresizer.eurosport.com/2020/02/19/2779911.jpg

Hikâye, limitleri zorlamak ve teknik derken kısaca hobilere değiniyoruz ve ciao ile bitecek olan röportajımızın son bağını burada kurup bitiriyoruz. Zira süre doldu ve yarışa sadece 180 dakika kaldı.

“Boş zamanlarımda kitap okumayı, güncel konuları takip etmeyi, spor yapmayı, bazen sessiz bir ortamda uzanıp tavana bakıp düşünmeyi ve yemek pişirmeyi severim. İtalyan mutfağına büyük bir ilgim var. İtalyan yemeklerini tüketmek ve onları yapmak keyif verici.” diyor ve ekliyor: “Ah, bir de MasterChef izlemeyi çok seviyorum. Bunun nedenini bilmiyorum ama bu programı izlerken büyük bir keyif alıyorum.”

Formula 1
1994
23/09/2020 - 16:18
Formula 1
Michael'ın kardeşi
08/07/2020 - 14:40