Bu yazı The Guardian'da yayımlanmış ve Tifosi Blog ekibinde olan Doruk Alp Mutlu tarafından çevirilmiştir.

Renk, Formula 1’de her zaman önem verilen bir obje olmuştu. Bugattiler mavi, Ferrariler kırmızı, Mercedesler de gümüşümsü bir renge sahipti. Lakin 2020’de Lewis Hamilton, teknolojik gelişmelere derin bir kültürel tutuculuğun eşlik ettiği bu spora rengin ne anlama gelebileceği hakkında farklı bir farkındalık getirdi.

Formula 1
"Baskı yok"
DÜN - 10:42

Hamilton, Michael Schumacher’in 91 grand prix’lik tüm zamanlar rekorunu kırmaya ve yine Schumacher’in yedi dünya şampiyonluğunu eşitlemeye bu kadar yakınken başını öne eğip sadece kokpitteki işlerine odaklansa kimse bu durumu bu kadar umursamazdı. Aslında bu sezon, Hamilton’ın ne kadar büyük bir sporcu olduğunu birçok açıdan görmemizi sağladı. Son turda delinen lastiğe rağmen Silverstone’da kazanması, Spa’da hiç zorlanmadan kazanması, Portimão’da kendisinin insan olduğunu bizlere hatırlatan hatalardan birini göstermesine rağmen bütün becerilerini ortaya koyup kazanması ve tabii son olarak da altıncı sıradan start alıp podyumun zirvesinde şampiyonluğunu ilan ettiği İstanbul Park…

Lewis Hamilton’ın dünyası F1 padokundan daha büyük bir yer, zihnini meşgul eden fikirler ise yapması gerekenlerden bir hayli fazla. Hamilton, haziran ayındaki Avustralya Grand Prix’si öncesi 19 sürücü arkadaşına Amerikan futbolu oyuncusu Colin Kaepernick gibi diz çökmeyi teklif ettiğinde yüz yıldan uzun süredir siyasetle yakından uzaktan alakası olmayan bir sporun yerleşik düşünce yapısına meydan okumaya başlamıştı. 2020’ye kadar Formula 1’de Tommie Smith ve John Carlos gibi adaletsizliğe karşı dik durup risk alacak sportif figürlerin eş değeri yoktu. Hatta genel olarak grand prix’lerin düzenlendiği ülkelerde insan hakları, hükümetlerin öncelikli konularından değildi. Spor, para kokusunu takip edip ahlaki sorumlulukları bir kenara bırakıyordu.

İstisnalar ise nadirdi. Stirling Moss 1959’da Güney Afrika’da yarıştığı zaman, Apartheid’ın en güçlü günlerinde, sürücü arkadaşlarına yarışın sonunda beyaz olmayanların konuşlandırıldıkları bölgeye selam vermeyi telif etmişti. Lakin 2020’ye dek motor sporlarındaki siyasi protesto, bununla sınırlıydı. Bahreyn’deki protestocuların hapse atılışı ya da Çin’deki azınlıkların baskı altında bulunmasının lafı bile geçmiyordu.

Hamilton işte bu duvarı yıktı. Dünyadaki en başarılı F1 pilotu, dünyanın en gözler önündeki ve en ünlü sürücüsü (ayrıca yılda toplam 40 milyon sterlin ile en çok kazananı), bütün bu olanlara karşı bir duruş sergilemeye karar verdi. Black Lives Matter tişörtü giymesinin yanı sıra takımını da sergilediği duruşu desteklemeye ikna etti. Hem de dikkat çekici bir şekilde; Mercedes, kimilerini şaşırtan bir hareketle arabasının rengini değiştirdi.

https://i.eurosport.com/2020/11/01/2926745.jpg

Mercedes-Benz takımı bu sporun içerisinde yüz yıldan uzun süredir, dünya savaşlarından beri, dominant bir güç olarak bulunuyor. 90 yıldır da arabalarının lakabı “Gümüş Oklar” kulübün pazarlama çalışmalarında büyük bir rol oynadı. Bu gururlu Alman takımı, İngiliz sürücülerinin önerisini dinleyip tüm dünyada gerçekleşmekte olan ırkçılık karşıtı gösterilere destek amaçlı olarak geçmişlerinin bir sembolü olan arabalarını siyaha boyamaya karar verdi.

Arabanın gövde boyasını değiştirmekle de yetinmediler. Sürücülerin, teknikerlerin ve mühendislerin üniformalarını da arabanı rengine uyacak şekilde yeniden ayarladılar. Daha açık bir ifade ediş olamazdı. Stevenage’dan gelen bir adamın ırksal adaletsizliğe karşı duruşu, bir zamanlar savaş öncesi Ulusal Sosyalist Alman rejimi tarafından fonlanan ve başarısı arı gen doktrini üzerine kurulu Adolf Hitler’in propagandasında kullanılan Alman otomotiv devini etkisi altına almayı başarmıştı.

Siyaset ve sporun ayrı tutulmasından taraf olanlardan gelecek tepkiye karşı dimdik duran bu cesaret, en azından saatte 320 km/h hızla araç sürüp hayatı riske atmaya eş değer olsa gerek. Hamilton protestosunu genişletmekte kararlıydı da: çağrısına 13 sürücü Avusturya’da start öncesi diz çökerek karşılık vermişti. Bazıları bu harekete destek olarak demeç vermekte de gönüllü olmuştu. Diz çökmeyi reddeden altı kişiden bir kısmı, kendilerine ne yapılması gerektiğinin söylenmesinden hazzetmediklerini söyledi ki bence böyle bir söz, fazlasıyla çocukçaydı. Ama bu reddedenleri bile ırkçılık karşıtı tişörtler giymeye ikna etmesi, Hamilton’ın sözünün önemini iyi ifade ediyordu.

Hamilton, önemli saygınlık ve güce sahip. 35 yaşında, Formula 1’de 14. sezonunda ve tek seferlik bir mucize olduğu söylenen ilk şampiyonluğundan kendi döneminin en iyi sürücülerinden biri olmaya evrildi. İstatistikleri kadar zaferlerini elde etme şekli de tarihin en iyileri arasında gösterilmesini sağlıyor. İsmi şu zamanlarda, savaş öncesi efsaneler Tazio Nuvolari ve Rudolf Caracciola ile nadir yetenekleriyle kupalarına uzanmış seçkin şampiyonlar Juan Manuel Fangio, Jim Clark, Ayrton Senna ve tabii ki de Schumacher ile yan yana geçiyor.

Hamilton’ın Schumacher’le grand-prix galibiyetlerini eşitlediği hafta sonu, üç kere şampiyon olmuş sürücü Sir Jackie Stewart, Hamilton’ın Mercedes’inin diğer yarışçılara karşı açık ara üstünlük sağladığını söyledi. “Açıkçası araba ve motoru o kadar üstün ki pistin geri kalanındakiler için büyük bir adaletsizlik oluşuyor.”

Stewart az kalsın tüm zamanların 1 numarası olarak adlandırdığı Juan Manuel Fangio’yu unutuyordu. Fangio, kazandığı 5 kupadan üçünü Alfa Romeo ve Mercedes’in arabalarıyla pistin geri kalanındakilere kıyasla büyük bir avantaja sahip olarak kazanmıştı. En iyi aracı seçmek her zaman dünya şampiyonu olmakta hayati bir öneme sahip oldu. Ancak Hamilton birden fazla takımla dünya şampiyonu olarak da aracın kazanmasını sağlayan tek faktör olmadığını herkese gösterdi.

Farklı dönemler arası net kıyaslamalar yapmak neredeyse imkânsız. Fangio ve çağdaşları sınırları beyaz boyayla çizilmiş, geniş asfaltlı yarış alanına sahip pistlerde değil ağaçlarla, hendeklerle, elektrik direkleriyle çevrili yollarda yarışmıştı. Arabaları, güvenlikleri düşünülmeden yapılmıştı. Yarışın içindeki rekabette nasıl kalacaklarını kulaklıklardan söyleyen mühendisleri, yarışta yerlerini devralacak cihazları ya da pistleri öğrenmelerini sağlayacak simülatörleri yoktu.

Zamanla değişen bütün bu unsurlara rağmen yarış pilotu olmanın kalıpları hemen hemen aynı kaldı. Aracı tam hızda sürmek hâlâ bir zorunluluk fakat Hamilton’ın da sahip olduğu diğer süper yarış pilotlarını başarıya ulaştıran becerilerin bir kısmı inanılmaz başarılara ulaşmak için haliyle gerekli. Örneğin Fangio’nun doğru zamanda doğru takımda olma içgüdüsü, Clark’ın bütün bir yarış hafta sonunu domine etme yeteneği, Senna’nın zor durumlardan ustalıkla sıyrılması… Hamilton’ın da tehlikeyi göze alışı ve rakiplerine alttan alta gözdağı veren yarış taktikleri, onu bu alandaki en iyi iki sürücüden biri olarak anmamızı sağlıyor.

Yıllık takvimdeki yarış sayısının savaş sonrası dönemdekinin üç katına çıktığı ve güvenlik denetimlerinin yarış pilotlarına eskisine kıyasla daha uzun kariyerler sunduğu düşünülürse sürücüleri karşılaştırmak için geriye kalan nadir manalı ölçeklerden biri grand prix startlarından galibiyet yüzdeleri. Fangio bu alanda 52 yarıştan 24 galibiyetle ya da başka bir deyişle %46’yla lider konumda. Sonraki sırada ise 1955’teki zamansız vefatından önce 33’te 13’le (%33) Alberto Ascari var. Hamilton, Clark’ın hemen önünde %35’le üçüncü sırada, Clark ise %34’lük bir orana sahip. Listenin geri kalanı ise Schumacher (%29), Stewart (%27) ve Senna (%25) şeklinde devam ediyor. Hamilton’ı ayrı kılan bir özelliği, yarıştığı her sezonda en az bir yarış kazanmayı başarmış oluşu.

Başarısındaki anahtar noktalardan biri de geniş bir perspektife ve modern bir görünüşe sahip takım patronu Toto Wolff’la olan güçlü bireysel ilişkisi. Hamilton’ın ırkçılık karşıtı duruşuna tam destek veren ve takımın bir sezonluk rengini değiştirmesine de izin veren, Toto Wolff’tan başkası değildi.

https://i.eurosport.com/2020/11/17/2938414.jpg

48 yaşındaki Avusturyalı, Hamilton tarihi baştan yazarken ona destek olan grubun başını çekiyor. Bu gruptaki diğer kişilerse takımın teknik direktörü James Allison, baş stratejist James Vowles, pist mühendisliği direktörü Andrew Shovlin, Hamilton’ın yarış mühendisi Peter Bonnington ve son olarak Yeni Zelandalı fizyoterapist, performans koçu ve yarış toplantılarındaki arkadaşı Angela Cullen. Geçen hafta Hamilton, yalnızca fiziksel olarak değil mental olarak da kendisini güçlü tutmasından dolayı Angela Cullen’ı övüp “hayatımda başıma gelen en iyi şeylerden biri” diye nitelemişti.

Schumacher’in Ferrari yıllarında olduğu gibi Hamilton da karşılıklı saygı ve güven bağlarından oluşan ilişkilerin merkezindeydi. Hamilton 2013’te takıma geldiğinde Mercedes 1955’ten beri ilk kez tam teşekküllü bir şekilde Formula 1’e katılalı 2 yıl olmuştu ve hayal kırıklıklarıyla dolu bu iki yıl ne de çabuk unutulmuştu. Hamilton, Wolff’tan önce takımda bulunan Niki Lauda ve Ross Brawn’ın ısrarlarıyla kimilerine göre düşüncesiz ve çabuk bir kararla McLaren’dan ayrılıp Mercedes’e gelmişti. Schumacher ve Senna’dan farklı olarak takımın diğer aracının 2 numaralı bir sürücü tarafından kullanılmasını talep etmedi. Hamilton, 2016’da sürücüler şampiyonluğunu kaptırdığı Nico Rosberg ya da Valtteri Bottas gibi sürücülerle rekabet etmek konusunda gayet rahattı.

Hamilton, hayatının erken evrelerinde ten renginin insanların kendisine hangi gözle baktığını etkilediğini fark etmişti. Hamilton, sosyal medyada epey olumsuz yorum alıyor ve bunların önemli kısmı da farklı şeyleri kamuflaj olarak kullanan nefret yorumları; Hamilton’ın küpelerini, saçlarını, dövmelerini, hip-hop sevgisini, Monako’da yaşama kararını, karbon ayak izini sıfıra indirgeme hedefindeki ‘ikiyüzlülüğü’...

Bir F1 pilotu olarak olağanın aksine Hamilton’ın medyatik kişiliği vasıtasıyla duygusal hâli her zaman gözler önündeydi ve zaman zaman yarışlarda da Hamilton’ı etkilemişti. 2011’de babasıyla olan yakın ilişkisinin parçalanmasıyla şarkıcı Nicole Scherzinger’le olan ilişkisini bitirmesi üst üste gelince performansları dengesiz ve takipçilerini hayal kırıklığına uğratıcı bir hâl almıştı. Fakat Hamilton olgunlaştıkça benliğini kaybetmeden bu duygularla başa çıkabilecek bir hale geldi, babasıyla olan ilişkisini düzeltmesi buna bir örnekti.

Hamilton, 40’ına gelinceye dek sevdiği işi yapmaya devam etmesine yetecek kadar fit ve hızlı. Yarış pilotları genelde işin nostalji kısmını taraftarlara bırakır ama Hamilton bu yaz Nürburgring’de kazandığında içindeki roman hissi gösterdi. 40 yıl önce inşa edilen modern tesis yerine Fangio ve Moss’a zamanında 170 turla sahne görevi görmüş efsanevi 22 kilometrelik Nordschleife pistinde yarışmayı dilediğinden açıkça bahsetti. Hamilton’ın Formula 1’in eski zamanlarında da şimdiki gibi rekabetçi olacağından şüphe yok tabii ki.

Hamilton, sekizinci şampiyonluğa ulaştığı zaman başka alanlara da yönelebilir. Teknik kuralların seneye büyük ihtimalle değişmeyecek olmasından dolayı da masada ciddi bir sekizinci şampiyonluk ihtimali var. Dünyanın yakıt kullanımındaki tercihlerinin değişmesiyle birlikte Formula 1’in geleceği hakkında belirsizlikler, Hamilton’ın bu sporun son büyük şampiyonu olma olasılığını ortaya çıkarıyor. Eğer Hamilton gerçekten de bu sporun son büyük şampiyonu olursa kariyeri, yalnızca arabasını sürüşüyle değil, hayatta verdiği kararlarla da hatırlanır olacak.

Formula 1
Alex Albon ile Tayland, Red Bull’a geçişi ve Peaky Blinders üzerine
29/11/2020 - 01:25
Formula 1
İNSANÜSTÜ
27/11/2020 - 14:33