anfield mabet

28 Eylül 1884'te açılan Liverpool'un asırlık stadının hikayesini İnan Güzelgün kaleme aldı.

Eurosport

Görsel kaynağı: Eurosport

Anfield, Liverpool'un asırlık stadyumu, diğer bir deyişle bu eşsiz kulübün hayat bulduğu yer. 128 yıl önce bugün, Anfield ilk kez bir futbol karşılaşmasına ev sahipliği yapıyordu. Tarih 28 Eylül 1884, stadyuma ilk ayak basanlar ise Liverpoollular değil sonradan ezeli rakipleri olacak olan Evertonlılardı.
Everton, Liverpool’dan çok daha önce kurulmuş, Anfield’in açılışıyla beraber maçlarını burada oynamaya başlamıştı. Ancak sekiz yılın sonunda arsanın sahibi John Goulding ile yaşadıkları anlaşmazlık sonucu Goodison Park’a taşındılar. Ve stadyum bir anda bomboş kaldı. Bu duruma çare arayan Goulding, Liverpool kulübünü kurdu.
Anfield’ı sonradan devralmış olsalar da Kırmızıların burayla olan gönül bağı yıllar içinde güçlendi. Kenny Dalglish, Graham Souness, Kevin Keegan ve daha nicesi bu sahada birer efsaneye dönüştü. Oyunun tarihine geçen nice hikaye, Anfield'in çimlerinde yazıldı.
İşte daha geçen hafta sonu, Anfield’a gözünü çevirenler buranın Liverpoollular için tam manasıyla bir mabet yerine dönüşmüş olduğunu bir kez daha gördü. Anfield'ı salt bir stadyum, bir taş yığını olarak değil Liverpool taraftarının yaşarken hayat, göçüp gittiğinde ise saygı bulduğu manevi bir yer olarak tanımlamak daha doğru olur.
1989 yılında Hillsborough’da hayatını kaybeden 96 taraftarın anıldığı yer de geçen hafta sonu yine Anfield oldu. Yaşanan facianın ardından suçlu olarak itham edilen Liverpoolluların masumiyetleri yıllar süren bir mücadelenin sonunda daha yeni kanıtlanabilmişti. Ve başbakan David Cameron’un devlet adına dilediği özrün hemen ardından sahasındaki ilk maçına çıkıyordu Kırmızılar. 23 yıl önce hayatını kaybedenler, kulaklarını çınlatalım Tanıl Bora’nın, futbol oyununu adeta bir dini törene dönüştürürcesine kutsandı Anfield’da. Yankılanan tezahüratların rahmet için okunan dualardan ya da ilahilerden pek bir farkı yoktu. Seyirciler arasında pek çok kurbanın eşi, dostu ve yakınları vardı. Sahaya çıkanlar arasında da. İşte o gün Hillsborough'a maça gidip bir daha eve dönemeyenlerden biri de Liverpool kaptanı Steven Gerrard’ın 10 yasindaki kuzeni Jon Paul idi. Gerrard maç öncesinde Manchester United kaptanı Ryan Giggs ile kurbanların anısına, 96 balonu gökyüzüne uçurdu. Balonların rengi gibi iki takımın eşofmanları da kıpkırmızıydı. Üstelik yalnızca rengi değil numaraları da aynıydı eşofmanların. Herkes sırtına 96 numarayı geçirmişti. Öyle ya böyle derin bir acının yükünü Liverpoollular tek başlarına nasıl taşırlardı?
Maça gelen Unitedlılara dağıtılan mektubu bizzat kaleme alan Sir Alex Ferguson, taraftarından Liverpool'un acısına saygı duymalarını rica etmişti. Kuzeyin bu iki büyük sanayi kenti, futbol tarihine damgasını vurmuş en sert rekabetlerden birini yaratmış olsalar bile bir günlüğüne, bu rafa kaldırılmalıydı. Acı günlerde küslükler unutulur ya, işte Suarez ile Evra’ninki de o hesap; geçen yılki tatsızlığı bir kenara bıraktılar ve zoraki de olsa bu kez el sıkıştılar. Manchester United taraftarı da Ferguson’un ricasına büyük oranda uydu ve rakibinin canını acıtacak tezahüratlardan hiç değilse bu seferlik kaçındı.
Aslında bir bakıma Liverpoolluların yaşadıklarını en iyi anlayabilecek olanlar Unitedlılardı. Zira benzer bir trajediyi 1958 yılında yaşamışlar; ‘Busby Babes’ adıyla anılan muhteşem United takımı Münih’teki uçak kazasında yok olmuştu. İşte o kazadan sağ kurtulan, belki de gelmiş geçmiş en büyük United efsanesi Sir Bobby Charlton, Anfield’daki bu kasvetli anma töreninin kapanışını yapma görevine layık bulunmuştu. Adeta ‘ailenin büyüğü’ olarak sahaya adım attı ve elinde taşıdığı, 96 gülden oluşan buketi bir başka efsane, Liverpool tarihinin en golcü isimlerinden Ian Rush’a takdim etti. Adeta bir kabir ziyaretini andıran bu anlar mabetteki duygu selini daha da arttırdı. Kırk bini aşkın seyirci, ellerindeki kartonları havaya kaldırdılar ve bir kez daha gerçek ve adalet diye haykırdılar. Hillsborough davası için bu sözcükler simge olmuş ve yılmadan mücadele verilmişti. İşte bu ruhani seremoninin zirve anı da tahmin edeceğiniz üzere You Will Never Walk Alone’un hep bir ağızdan söylenmesiyle gerçekleşti. Buruk ama son görevini yapmış olmanın gururunu taşıyordu Liverpool tribünleri. Kim bilir belki de bu ölümsüz marş hiç bir güne daha fazla yakışmamıştı...
Uygulamada 3M+ kullanıcı'a katılın
En son haberler, sonuçlar ve canlı spor yayınları ile güncel kalın
İndir
Bu yazıyı paylaş
Reklam
Reklam