Ahmet Önder ile İzmir, 2019 Stuttgart, jimnastik hikâyesi, felsefesi ve spor kültürü üzerine

İzmir’deki spor kültürü, 2019 Stuttgart başarısı, Türkiye’nin jimnastikteki kültürü, turnuva hazırlıkları, efsanelerin izini takip etmesi… Milli sporcumuz Ahmet Önder, Kuzey Kılıç’ın sorularını yanıtladı.

Eurosport

Görsel kaynağı: Eurosport

Usain Bolt, 100 metre koşuda 9,58 ile 200 metrede ise 19,19 ile dünya rekortmeni konumunda. Bolt kendisine dair çekilen belgeselin İtalya’daki galasında, “Bunu beklemiyorduk diyemem. Çünkü belgeselde de gördüğünüz gibi her antrenmanda fiziksel olarak tükeniyordum, çok çalışıyorduk.” demişti.
2016 NBA Finalleri’nde Golden State Warriors’ı 4-3 eleyip şampiyonluğa uzanan Cleveland Cavaliers’te LeBron James, ESPN’e “Bu sizin için Cleveland. Bunu çok bekledik ama sonunda kazandık. Bekledik, birbirimize kızdık ve zorluklar yaşadık ama kazandık.” demecini vermişti.
Keza teniste Maria Sharapova, Novak Djokovic, Andy Murray gibi isimler de kazandıkları şampiyonlukların ardından genelde kariyerlerinin belirli bir döneminde yaşadıkları düşüşe ve sonrasındaki adım adım yükselişe değiniyorlardı.
Türkiye’nin en değerli sporcularından olan Ahmet Önder, tıpkı yukarıdaki isimler gibi belirli düşüşlerin ardından yükselişe geçen, adım adım ilerlerken bütün bunların sonunda büyük bir başarıya ulaşacağını biliyordu. Zorlu sakatlık sürecini aşarken de babasının vefatı sonrası kendisini toparlamaya çalışırken de durum böyleydi. Ayrıca Ahmet, yukarıdaki isimler başta olmak üzere birçok efsane sporcunun ayak izini takip etmekten büyük keyif alıyor.
İlk olarak, nasılsınız? Kendinizi nasıl hissediyorsunuz?
Teşekkür ederim. Kendimi iyi hissetmeye, olumlu ve pozitif kalmaya çalışıyorum.
Tabii ki evde sıkılıyorum fakat günlük rutinlerimi ve disiplinimi uygulamaya ve evde bir programlama yaparak kendimi meşgul tutmaya çalışıyorum. Bu dönemde sağlıklı kalmaya çalışırken bir yandan formdan düşmemem gerekiyor.
2020 Tokyo Olimpiyatları, koronavirüs salgını nedeniyle gelecek yaza ertelendi. Bu sizin çalışma programınızı nasıl etkiledi? Neler planlıyorsunuz?
Ertelemenin kesinleştiğini ilk duyduğumuzda ister istemez bir moral bozukluğuna kapıldım. Fakat bu erteleme kararı, aslında sürekli gündemde olan bir konuydu ve bu kararın alınması gerektiği, alınacağı açıktı. Sağlık her şeyden önce gelir. Yerinde bir karar verildiğine inanıyorum.
Bu bağlamda antrenman programımız/planımız ertelendi. Yarışmalarımız iptal oldu. Öncelikle bu salgının en iyi şekilde atlatılması için şimdilik evdeyiz. Bu süreç bittikten sonra yeni dönem için plan ve programımızı yapıp en hazır şekilde Tokyo’ya gideceğimizden hiç şüphem yok.
Şimdi kişisel hayatınıza dönelim. İzmir doğumlusunuz. Bölgenizin genel spor kültürüne dair neler söylemek istersiniz?
Eğer gerçekten spor yapmaya kararlıysanız önünüzde hiçbir engel ve bahane duramaz. Ama eğer şehir yapısı sizi spor yapmaya teşvik ediyorsa işte o zaman gerçekten de çok şanslısınız demektir. İzmir’de her yer yakın sayılabilecek mesafede.Trafik yoğunluğu belli saatler dışında neredeyse sıfır.Dolayısıyla antrenmana gidip gelme sıkıntısı çekilmiyor. Benim en sık duyduğum ve gözlemlediğim “spordan kaçma”bahanelerinden biri ulaşım, o yüzden bu söylediklerim önemli. Kendi adıma konuşursam, ev ve antrenman salonu birbirine yakın olduğu için dinlenme sürem yeterli düzeyde. Hayat bir kargaşa içinde olmadığı için burada spor yapabilmek gayet mümkün. Yani şehir, manevi olduğu kadar somut değerleriyle de bir spor kültürüne sahip.
Futbol, basketbol, voleybol gibi sporlarla ilginiz ne düzeyde? Küçükken bunlara dair bir hayaliniz var mıydı?
Takım sporlarını oynamayı ve izlemeyi seviyorum. Profesyonel düzeyde bu spor branşlarını yapan arkadaşlarım da var. Onlarla küçükken bu sporları oynamayı sevsem de jimnastik benim için geleceğimi inşa edebileceğim bir spor oldu ve bu düşüncem hiçbir zaman kaybolmadı.
Küçük bir ek; Karşıyaka mı Göztepe mi yoksa Altay mı?
(Gülerek.) Her üç spor kulübünden de arkadaşlarım var. Bu soruyu cevaplarsam ortalık biraz karışabilir. O yüzden… Evet, pas geçebiliriz.
Paralel bar aletinde çok başarılısınız. Ayrıca yer aletinde de öyle…
Paralel bar, jimnastiğin içindeki altı aletten biri. Jimnastik branşına başlayan bir sporcu belli bir seviyeye kadar tüm aletleri yapmak zorunda. Tabii bir dönemde kendi yeteneklerinin seviyesi ve antrenörlerinin planlamasıyla birkaç alette daha iyi olabilir. Ve o aleti odak noktasına alabilir.
Ben paralel aletinde dünya ikincisi oldum ama yer aletinde de dünya finalim var, genel toplam branşında yani tüm aletlerin toplamında da dünya dokuzunculuğum var. Akdeniz Oyunları’nda toplamda beş madalyayla, bir sporcunun alabileceği en fazla madalyanın (sekiz) beşini almayı başardım. Demek istediğim, sadece paralel aletini değil her aleti yapıyorum ve hepsinde başarılı olmak istiyorum.
Stuttgart’da kazandığınız madalyayla gündeme geldiniz. Peki, ondan önce sizin için çok daha değerli olan bir an/başarı neydi?
Her başarı ne kadar küçük görünse de benim için çok değerli. Beni en çok tatmin eden başarım 2017 yılında genel toplam finalinde dünya dokuzuncusu olduğum andı. Madalya alamadım ama ülke jimnastiği adına büyük bir başarıya ulaştım. Bu tarz turnuvalarda genel toplam branşında başarılı olmak zordur. Her aleti iyi düzeyde kullanmak, hatasız yarışmak gerekir. Bu branştaki başarılarım favorilerim.
Mesela tarihte ilk kez ülkeme 2018 Akdeniz Oyunları genel toplam branşında bronz madalya kazandırdım. Stuttgart’taki başarımdan önce katıldığım Avrupa Oyunları’nda elde ettiğim gümüş madalya ve Üniversite Oyunları’nda kazandığım bronz madalya, sanırım Stuttgart’taki Dünya Şampiyonası’nda alacağım büyük başarının habercileriydi. Yani tek tek olaylar unutulmaz bir madalyaya dönüştü.
Şimdi Stuttgart’a dönelim. Madalya anına geçmeden önce, turnuva boyunca şehirdeyken nasıl hissediyordunuz? “Madalya kazanacağım” hissiyatı veya buna benzer bir şey var mıydı?
Finale çıkmadan önce zihinsel olarak çok rahattım. Arkadaşımla ve hocamla turnuvaya dair konuşmalarımızda, bana hep Rahat ol sen zaten bunu iyi yapıyorsun yine en iyisini yapacaksın.” diyerek beni motive ettiler. Rahatlamamdaki sebeplerden biri de buydu. Kendimi antrenmanda gibi ve çok özgüvenli hissettim. Çünkü zaten paralel aleti benim en iyi olduğum aletlerden biri. Antrenmanlarda bile hata yapmıyor olmam kendime olan güvenimi daha da arttırdı.
Finalde paralel aletin önüne geldiğinizde neler düşünüyordunuz?
Finalde tek düşündüğüm şey şimdiye kadarki en iyi performansımı ortaya koymaktı. Bence yeterli düzeyde özgüven ve zihinsel rahatlık sayesinde bunu başardım. Fizik elbette önemli fakat zihinsel olarak bir artı yaratabiliyorsanız işte o zaman rakibinizin önünüzdesinizdir.
Havaalanından çıkarken adeta “İstanbul’a Cristiano Ronaldo transfer olmuş gibi” hak edilen bir coşkuyla karşılandınız. Bunu bekliyor muydunuz?
O karşılaşma bizi şaşkına uğrattı. Ne kadar büyük bir başarı aldığımızı anladığımız anlardan biriydi. Türk halkına bu tarihi başarıları yaşattığımız için çok mutluyduk. Bu kadarını beklemiyorduk. Bizi esas mutlu eden ise insanlarımızın “jimnastikte alınan bu başarıya” çok sevinmeleriydi. Bu kadar ilgi ve destek görmek inanılmaz büyük bir moral ve motivasyon kaynağı oldu.
Tam bu noktada, ülkenin genel olarak jimnastik sporuna gösterdiği ilgi hakkında neler düşünüyorsunuz?
Artık jimnastik sporu aldığımız tarihi başarılarla daha çok biliniyor ve tanınıyor. Yetenekli birçok sporcu kardeşimizin önlerini açtığımız için çok mutluyuz. Jimnastik artık Türkiye’de de hak ettiği değeri görmeye başladı. Hem bize olan ilgiden hem de sporumuza olan ilgiden gayet memnunuz.
9 Eylül’de Instagram hesabınızdan, “Bugün Self Eğitim ve Psikolojik Danışmanlık Merkezi’nde Diyetisyen Ezgi Bozdemir ile detaylı vücut kompozisyon analizimi yaptık. Beslenme konusunda kendisinden aldığım yardımların başarımda payı çok büyük. Bana verdiği destek ve aldığım yardımlar için teşekkür ederim” başlığıyla post paylaşmıştınız. Bu sporla beslenme arasındaki dengeyi açıklar mısınız? Yani klasik “makro mikro karbonhidrat, protein, yağ değerleri” gibi şeylerin yanı sıra nelere dikkat ediyorsunuz? Nasıl bir plan hazırlıyorsunuz?
Beslenmenin spor performansındaki etkisi tartışılmaz. Yarışmalara hazırlanırken veya normal hayatımda sağlıklı beslenmek adına profesyonel destek alıyorum. Kız arkadaşım Ezgi Bozdemir de bir diyetisyen ve bana performansımın gelişmesi için beslenme alanında yardım ediyor. Bu desteği alıyorum çünkü iyi beslenmek performansımın artmasını sağlıyor. Yarışmalara daha formda hazır olmama destek oluyor. Sağlıksız besinlerden uzak kalarak başarıya daha yakın oluyorum. Tabii kız arkadaşımın benim için bu kadar mühim olan bir konuda uzman olması işleri çok daha iyi bir hâle getiriyor.
Bir turnuva gününüz nasıl geçiyor?
Yarışma günü öncelikle uykumu çok iyi almış olmam gerekiyor. Çünkü dinç kalkınca bütün gün boyunca enerjik oluyorsunuz. Daha sonra güne güzel bir kahvaltıyla başlıyorum. Stresten uzaklaşmak ve zihnimi rahat tutmak adına sevdiklerimle konuşup özlem gideriyorum. Arkadaşlarımla jimnastikten uzak konuşmalar yapıp eğleniyoruz. Bazen bilgisayarda oyun oynuyorum. Yarışmaya az kaldığında önce zihinsel antrenmanımı yapıp o gün yarışmanın tamamını nasıl olacağına dair zihnimde canlandırıyorum. Bitirdiğimde biraz kahve içip kitabımı okuyorum. Ardından hazırlanıp sevdiğim müzikleri dinleyerek yarışma salonuna gidiyorum ve antrenmana başlıyorum.
Artık her şey tamam, geri kalanı bu yarışmaya ne kadar hazır olduğuma bağlı.
Peki, bir turnuvaya hazırlık süreciniz nasıl şekilleniyor?
Aylar öncesinden yapacağımız serileri çalışmaya başlıyoruz. Kondisyon ve dayanıklılık antrenmanlarımız artıyor. Çoğu zaman yarışma hazırlıklarını daha verimli olması adına kampta geçiriyoruz. Antrenmanlarda kontrol yarışmaları yapıyoruz. Bu sayede yarışmaya en yakın ortam hazırlanmış şekilde bir nevi turnuvanın provasını yapmış oluyoruz. Bu dönemde jimnastik antrenmanlarım kadar sosyal hayatıma, beslenme ve dinlenme düzenime de dikkat ediyorum. Çünkü bütün bunlar bir bütün.
Şimdi de salon dışına dönelim. Bir hafta önce Maria Sharapova’nın kitabını çekilişle verdiğinizi belirttiğiniz bir paylaşım yapmıştınız. Bu tarz otobiyografik eserlerden yola çıkarak idolleriniz kimler?
“Legend” seviyesinde sporcular, biz yolun başındakiler için en büyük ilham kaynağı diyebilirim. Kimisi yoksul bir hayattan gelmiş, kimisi tüm dünya uyurken çalışmış, kimisi yeteneğini öyle bir yönetmiş ki bir zerresinin ziyan olmasına izin vermemiş. Onların hayat hikâyelerini okumaya bayılıyorum. Birçok idolüm var diyebilirim. Hepsi yolumu aydınlatan ışıklar gibiler. Ronaldo, LeBron James, Sharapova, Federer, Bolt… Sosyal medyada da çoğunu takip ederek neler yaptıklarını ve nasıl yaşadıklarını da gözlemliyorum. Sharapova’nın kitabı harikaydı, şimdi Novak Djokovic’in “Kazanmak İçin Varım” kitabına başlayacağım.
En sevdiğiniz kitap, film/dizi ve yemek ne peki?
En sevdiğim kitap: Malcolm Gladwell, Outliers
En sevdiğim dizi: Peaky Blinders
En sevdiğim film: I am Legend
En sevdiğim yemek: Çikolatalı Knusper Müsli ve Fıstık ezmeli her şey (Gülerek.)
Antrenman veya turnuva süreci dışındayken, boş zamanlarınızda neler yapmaktan hoşlanıyorsunuz?
Boş zamanlarımda kız arkadaşımla vakit geçirmeyi özellikle de onunla birlikte gezmeyi çok seviyorum. Arkadaşlarımla bilgisayar oyunu oynamayı ya da onlarla sohbet etmeyi de seviyorum. Tabii bazen insan kendini sevmeli ve yalnız vakit geçirebilmeli. O dönemlerde film izliyorum, kitap okuyorum. Eğer çok kötü hissediyorsam alışveriş yapmak da bana iyi geliyor.
Hayatınızın belirli bir döneminde spor veya özel hayatınızı etkileyen söz, film veya kişilik oldu mu?
2017’de yaşadığım sakatlık sürecinde Hayal Et - İnan –Başar” mottosu beni bir adım daha ileriye taşıdı. Bir filmden mi yoksa kitaptan mı aklıma yer etti emin değilim. Aslında çok klişe gibi duran bu sözler sporcuların hayatında büyük anlamlara sahip olabiliyor. Bu kelimelerle gerçekleştirmek istediğim birçok hedefin olduğunu ve pes etmemem gerektiğini düşündüm. Onun dışında daha önemlisi rahmetli babamın görmesini istediğim bir olimpiyat madalyası var. Tüm motivasyon kaynaklarından daha itici bir güç bu benim için.
Son olarak, onlarca şehirde ve ülkede turnuvalara katılıyorsunuz. Kültür ve spor bağlamını nasıl yorumlarsınız?
Spor sayesinde birçok ülke gördüm. Yeni kültürleri tanıdım ve oralardan insanlarla arkadaş oldum. Bunu kendi kişisel hayatıma da taşıyarak tatil dönemlerimde kız arkadaşımla farklı ülkeleri gezip görmek bir hobiye dönüştü. Gezmenin, yemek yemenin, yeni kültürleri tanımanın benim hayatımda önemi büyük. Çünkü böylece yalnızca madalyalarla maddi olarak değil, birikimle manevi olarak da kendimi iyi hissedeceğim.
Uygulamada 3M+ kullanıcı'a katılın
En son haberler, sonuçlar ve canlı spor yayınları ile güncel kalın
İndir
Bu yazıyı paylaş
Reklam
Reklam