İrem Yaman ile ilk yılları, Türkiye’de kadın tekvandocu olmak ve 2019 Dünya Şampiyonası üzerine

Ailesinin tutkusuyla spora başlayıp yıldızlığa yükselmesi, kadın tekvandocu olmak, 2019 Dünya Şampiyonası’nda perde arkasında yaşadıkları, "Sol Ayağım", tiyatro tutkusu… Milli tekvandocu İrem Yaman, Kuzey Kılıç’ın sorularını yanıtladı.

Eurosport

Görsel kaynağı: Eurosport

“İyi bir ailede büyüdüm. Döneme göre ekonomik olarak ortalamanın biraz üzerinde bir sınıftaydık. Durumumuz iyiydi. Annem ve babamla çok iyi anlaşıyordum. Babam, çalıştığı askeri ofisteki belgeleri eve getirdiğinde ona yazmasına yardım ediyordum. Annem benim bu yeteneğimi daha doğrusu yazmaya olan tutkumu görünce bana öykü kitapları aldı. Okumayı daha iyi öğrendim, sonra da yazmayı. 11 yaşımdayken babam öldüğünde her zaman daha iyi yazacağıma söz verdim. Onun en büyük isteği buydu. Annem de yazmamı destekliyordu. Bu tutkuyu ilk başta onlardan öğrendim.”
Agatha Christie’nin torunu Mathew Prichard - Agatha Christie’nin 30’lu yaşlarında yazdığı günlüğü okurken.
Agatha Christie, ailesinin tutkusuyla yazmaya yönelmişti, tıpkı yukarıda belirttiği gibi. Elbette tarihin en iyileri arasına giren romanlarını yazarken sonralardan gittiği okullardan ve bireysel eğitiminden çok şey öğrenmişti. Ama ailesi, ilk tohumları atıyordu.
Buna benzer bir başka hikâyeye Türkiye’den, son yıllarda tekvandoda kazandığı başarılarla zirveye çıkan İrem Yaman’da rastlamak mümkün. Zira kendisi, annesinin aceleci ve babasının disiplinli tutkusu sayesinde tekvando hikâyesine başlamış. Bu hikâye şimdilerde Dünya Şampiyonlukları ile süslenmiş durumda. Ve görünen o ki daha birçok başarı kapıda...
İlk olarak, nasılsınız?
Çok teşekkür ederim, iyi olmaya çalışıyorum. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de maalesef zorlu bir süreçten geçiyoruz. Umarım salgın en kısa sürede ve en az can kaybı ile atlatılır, her şey normalleşmeye başlar.
Sizce koronavirüs salgını spor dünyasının geleceğini nasıl etkileyecek? Bir sporcu olarak bu süreçte neler yaşıyorsunuz?
Biz sporcular açısından mental olduğu kadar fiziksel anlamda da zorlu bir süreç. Çünkü antrenman ortamımız kısıtlı. Evde belirli çalışmaları yapabiliyoruz. Ayrıca kötü haberler aldıkça motivasyon kaybı yaşıyoruz.
Tabii her zaman olduğu gibi performansımızın yanı sıra motivasyonumuzu ve heyecanımızı kaybetmemeye özen göstermeliyiz. Uzun süreli plan yapamıyoruz, şimdilik hedeflerimiz kısa, zaten olimpiyatlar da ertelendi. Bu nedenle her saniyenin değerini bilmeye çalışıyorum. Uzun bir süredir kamplardan ötürü ailemle zaman geçirememiştim. Bu dönemde bol bol onlara zaman ayırıyorum.
Dediğim gibi, ilerisi nasıl olur bilemiyorum. Ama bu süreç ne kadar kısa sürede atlatılırsa atlatılsın sanırım her branştan sporcular, organizasyonlarda/maçlarda odaklanma sorunu yaşayacak. Bunu en kısa sürede aşmak için mentör desteğine ihtiyaç duyulabilir.
Tekvandoya nasıl başladınız? Bu sporla tanışmanız ve sonrasında bunu meslek hâline getirmeye karar verişinizde neler yaşadınız?
Tekvandoya sekiz yaşımdayken başladım. Her ne kadar babam antrenörüm olsa da beni spora başlatan kişi annemdi. Babam her zaman profesyonel sporcu olmamızı istediği için ablam ile beni tekvandoya doğru zamanda başlatmak istedi. Ama annem biraz aceleci olduğu için ablam ile beni hemen bir tekvando kursuna yazdırdı. Daha sonra bunu babama söyledi. Babam, annemden haberi alıp bizi çalıştırmaya başladıktan sonra kısa sürede bir spor salonu açtı ve antrenmanlarımız profesyonel görünüme büründü. Babam, o günden beri bizi bu spora en iyi şekilde hazırlamak için uğraşıyor.
Bu sporu meslek hâline getirişim annem ve babamın hayalleri sayesinde oldu. Çünkü onlar en başından itibaren profesyonel sporcu olmamı istiyorlardı. Ve ben de tekvandoya başladıktan kısa bir süre sonra hedefimi olimpiyat şampiyonluğu olarak belirledim. Böylece ailemin de tutkuyla bağlandığı hobimi mesleğe dönüştürdüm.
Peki, bir idolünüz var mıydı?
Aslında tekvandoya başladığım zamanlarda idol olarak gördüğüm bir kişi yoktu. Şampiyonalardaki her müsabakayı sabah erkenden kalkıp izliyordum. Özellikle Türk sporcuların başarılarını görünce heyecanlanıyordum. Ve orada olduğumu hayal ediyordum. Annemin en büyük hayali benim de bir gün orada olup şampiyonluğu kazandıktan sonra İstiklal Marşı’nı okutmamdı. Ben de hem benim hem de ailemin hayalleri için her gün bir önceki günden daha çok çalışıyordum. Bu nedenle bizi turnuvalarda temsil eden her sporcu benim için idol oldu.
Tekvandoda erkeklerin öne çıkmasına karşın o dönemler bu spora başladığınızda ne gibi geri dönüşler aldınız?
Tekvando ve diğer tüm savunma sporları, erkeklerin yaptığı spor olarak bilinir. Fakat ben ve benim gibiler, bunun böyle olmadığını kanıtladık. Ve günümüzde ön yargıları kırmış bulunuyoruz. Uzun boylu bir kadın olduğum için herkes voleybol antrenmanlarına gittiğimi sanıyordu. Onlara, “Hayır ben tekvandoya gidiyorum.” dediğimde, “Nasıl olur? Uzun boylusun, güzelsin ve kadınsın. Nasıl olur da tekvandoyla uğraşırsın?” diyorlardı. Ama artık bu şaşkınlıklar ve görece eleştiriler ortadan kalktı. Açıkçası bir kadın olarak, bizlerin bu tarz sporlarda da başarılı olduğunu gösterebilmek, kalıpları kırmak beni çok mutlu ediyor.
2012’de Dünya Gençler Kick Boks şampiyonasında bronz madalya kazandınız. Sonrasında ise kick boksu bırakıp tamamen tekvandoya odaklandınız. Bu kararı nasıl verdiniz?
Tekvandoya başladıktan sonra bir ara kick boks’a yöneldim. Daha sonralarda orada kazandığım derecelerin beni mutlu etmediğini hissettim. Ayrıca olimpiyat madalya hayalimi tekvandoda gerçekleştirmek istiyordum. Bu nedenle yalnızca tekvandoya odaklandım.
2015’te Dünya Şampiyonu olduğunuzda Türkiye’de 15 yılın ardından tekvandoda altın madalya kazanan ilk sporcu oldunuz. Bu size neler hissettirdi? Ve sonrasında rakiplerinizle karşılaşırken bu durum sizde artı veya eksi etki yarattı mı?
O şampiyonaya katılırken şampiyon olacağım hayaliyle çalışmıştım. Çünkü 10 yılı bulan kariyerimde altın madalya kazanamamış hatta milli takıma bile girememiştim. Bu nedenle orada çok daha fazla mücadele etmiş ve istediğimi almıştım.
Tabii ki çok mutluydum çünkü uzun bir aradan sonra ülkeme dünya şampiyonluğu kazandırmıştım. Ama kürsüden iner inmez tek bir şey düşündüm: Bu madalya geldi ve bitti, şimdi karşına çıkan her rakibi yen, daha fazla kazan ve daha fazla çalış. Yani bu madalyalar tamamen artı niteliğindeler.
Kazandığınız madalyaların ardından bir sonraki turnuvaya hazırlanırken nasıl bir düzen kuruyorsunuz? Bilinçaltınızı “rahatlama”ya maruz bırakmamak için özellikle…
Şampiyon apoletiyle bir müsabakaya çıktığım zaman bunu pozitif yönde kullanabiliyorum. Çünkü herkes, sizi yenmek için uğraşıyor. Siz ise kendi Everest’inizi aşmaya çalışıyorsunuz.
Ama tabii ki her sporcuda olduğu gibi benim de yenildiğim müsabakalar oluyor. Bu maçların ardından, “Ya İrem, nerede hata yaptın?” dedikten sonra diğer maçlarda bunları yapmamaya çalışıyorum. Elimden geldiğinde defolarımı yamalayıp deneyim kazanmaya ve yenilmez olmaya çalışıyorum. Mental ve fiziksel düzenimi buna göre kuruyorum.
Herhangi bir organizasyona hazırlık süreciniz nasıl oluyor?
Her müsabakada süreç değişiyor. Yıl içinde birçok turnuvaya katılıyorum. Ve açıkçası bu turnuvalar antrenman sürecimin bir parçası oluyorlar. Antrenmanlarda yaptıklarımı müsabakada deneyimliyorum ki en büyük hedefimi gerçekleştirebileyim yani hata yapma olasılığımı en aza indirip rakibimi mağlup ediyim.
Asıl idman programımı bu Dünya ve Avrupa Şampiyonaları’na hazırlanırken geçiriyorum. Günde üç antrenman yapıyorum. Ardından rakip analizimi yapıp zihinsel olarak kendimi maça hazırlıyorum.
Sikletinizi korumak veya arttırmak için neler yapıyorsunuz?
Diyetisyenimin eşliğinde karbonhidrat, protein ve yağ oranlarımı dengeleyip yoğun kardiyo yapıyorum. Çünkü yılın bazı zamanları 62 bazı zamanları ise 57 kiloda maça çıkıyorum. 1,82 santimetre boyum var. Yani bu süreçteki artma ve eksilmeler biraz zorlu oluyor. Ama bir süre sonra kilo kontrolünüzü sağlayabiliyorsunuz.
Tekvando’da en sevdiğiniz hücum ve savunma teknikleri neler?
Hmm… (Gülerek) Eğer bunu söylersem rakiplerime büyük bir ipucu vermiş olurum. Genel olarak çift tarafta da Yopçagi tekniğini seviyorum. Çünkü risksiz bir teknik.
Biraz salon dışına dönelim. Tekvando dışında nelerle ilgilenmeyi seviyorsunuz? Hobileriniz neler?
Yılın neredeyse her günü kamplarda oluyorum. Kampta değil de evimde kalıp antrenmanı kendi antreörümle birlikte yapıyorsam, tiyatroya gitmeyi tercih ediyorum. Çünkü canlı performans sergilenmesi benim için çok daha kıymetli. Ama tabi ki eğer kampta oluyorsam antrenmanlar arasında Netflix’e ve diğer filmlere yer veriyorum. Tabii kitap okumayı seviyorum. Aynı zamanda Spor Bilimleri’nde yüksek lisans yapıyorum.
Türkiye'de kadın olmak ve kadın olmanın zorlukları konusunda neler söylersiniz?
Önyargılar belli aslında, kadın mesleği, kadın işi, kadın gibi” ile başlayan cümlelerin hepsi bizi sınırlayan ve cinsiyet ayrımcılığının kelimelere dökülmüş hâli… Ama her geçen gün bu kalıpları kırmaya başladığımıza inanıyorum. Biz kadınlar hangi işi yaparsak en güzelini yapıyoruz. Ve adaletsizliğe, her türlü mağduriyete, öğretilenin aksine sessiz kalmayıp, birlik olup daha güçlü kadınlarla daha güçlü Türkiye olacağına inanıyorum.
Hayatınızın belirli bir döneminde sizi etkileyen, bir kararı almanıza yardımcı olan söz, kitap ve filmler var mı?
Tabii ki birçok kitap ve filmden farklı şeyler öğreniyorum ve onlar hayatımda ilham kaynağı oluyorlar. Fakat küçükken okulda ödev olarak öğretmenim “Sol Ayağım “ adlı kitabı okumamı istemişti. Ve kitap tüm zorluklara rağmen, insanların ondan umudunu kesmesine aldırmadan sadece sol ayağıyla kitap yazabilen Christy Brown’un öyküsünü anlatıyordu. Bu bana her zaman mücadele etmemi ve umudumu hiçbir zaman kaybetmememi öğretti.
Son olarak, unutamadığınız bir anınız var mı? Bu bir kupa, madalya veya yarıştan ziyade bir saha dışı anısı, soyunma odası konuşması da olabilir tabii…
Aslında her madalya benim için bir anı. Çünkü kazandığım madalyalara giden yolda hepsinin ayrı bir öyküsü, ayrı bir anısı var. Bazılarında zorlu bir kamp süreci, bazılarında sakatlık ve süre gelen diyet günleri…
Ama en son 2019 yılında Dünya Şampiyonu olduğum dönemdeki anımdan bahsetmek isterim. İkinci kez şampiyon olup tarihe geçmek istiyordum. Fakat hazırlık sürecinde bir anda sakatlık yaşadım ve uzun süre tedavi olmadan antrenmanlarıma devam etmeye çalıştım.
Doktorlarım tedavimin antrenmanlarımı ara vermekle olacağını ve bunun minimum üç ay süreceğini söylüyorlardı. Ama şampiyonaya hazırlık için bir ay zamanım vardı ve antrenmanlara ara veremezdim. Çok zorlu süreç yaşadım, antrenmanlarımı istediğim gibi yapamıyordum. Ama müsabaka günü geldiğinde psikoloğumun da yardımıyla müsabaka günü ağrımı ve sakatlığımı minimum hissettim. Ve o gün şunu öğrendim: Neye inanırsan o olursun ve neyi istersen onun için tüm engelleri aşarsın.
Uygulamada 3M+ kullanıcı'a katılın
En son haberler, sonuçlar ve canlı spor yayınları ile güncel kalın
İndir
Bu yazıyı paylaş
Reklam
Reklam