Doktor Heyecan ve Bay Endişe | Tur Günlükleri #2
TarafındanMelih Aydoğmuş
Yayınlandı 27/04/2026 - 10:40 GMT+3
Heyecan, beraberinde zaruri bir endişe mi getirir? Peki ya bu konuda ne yapmak gerekir? Ve müsaitlik olursa bir etapta takım aracınıza binebilir miyim?
Tour of Turkey
Görsel kaynağı: Getty Images
Tom Hiddleston, geçtiğimiz haftanın cuma günü katıldığı Sky Sports futbol programında konuşuyor: ”Tiyatroda ve film setlerinde biz sürekli sinirlerden/gerginlikten bahsederiz. Ve aslına bakarsanız endişeliyken vücudunuzun ürettiği kimyasal, heyecanlıyken ürettiğiyle aynıdır. Ben de bu yüzden [bu durumlarda] ‘heyecanlıyım’ demeyi seçerim.”
Fakat bu, heyecanlı olmanın da esasen zaruri bir endişe veya gerginliği beraberinde getirdiği anlamına gelmiyor mu? Heyecanlıyken dilimiz tutulur, sesimiz titrer, beynimiz duruverir. ”Orada niye o kadar tuhaf davrandım?” ”Ne beceriksiz adamım!” ”Benim hakkımda ne düşündü?”
Hem bütünüyle kuruntu da değildir bu düşünceler! Heyecan, özgüvenden verilen bir tavizdir çoğu zaman. Sizin için gerçekten anlam ifade eden anları önceden kafanızda oynarsınız. Bir mesaj, bir teklif, bir jest…
Heyecanın bu öncü formu beklentidir ve beklenti de iki uçlu bir doğaya sahiptir. Bir yandan, beklenti yaratan şeyin hayal kırıklığı yaratması da mümkündür. Öte yandan, beklentilerden arınmış bir insan canlılığından da bir şeyler kaybetmiş değil midir? Sağlıklı toplumun sağlıklı vatandaşının nasıl olması gerektiğini tasvir ederken Durkheim’ın, veya Doblo’yu satıp Citroen almaktan söz ederken babamın bahsettiği davranış da özünde bu kavrama bağlanır: ulaşılabilir beklentilere sahip olmak ve bunlar sayesinde hayatta motivasyon bulmak.
Kısacası, heyecan gerekli fakat yer yer de yıkıcıdır. Öte yandan, heyecanı hissediyor olmak onu yansıtmanızın şart olduğu anlamına gelmez.
İşte bana tatmin veren olgunlaşma emarelerinden biri de artık bu durumu bu haliyle kabul edip daha da iyisi, buna uygun davranabilmem oldu.
Sabah Çeşme’deki ilk etap startında da bir sportif direktörle nasıl konuşacağımı artık önceki yıllara kıyasla daha iyi bilen bir muhabirdim. Unibet Rose Rockets direktörü Sverre Dyngeland Vik’e nasıl yaklaşmam gerektiğini biliyordum: üzerine fazla düşünmeden.
”Hey, beni hatırlıyor musun?” (Gülüyor)
”Evet, tabii ki.” (Gülmüyor)
(Gülüyor) ”O halde ne diyeceğimi tahmin etmişsindir…”
Anlaşılan, ikinci ve dördüncü etaplarda Rockets aracında bulunup teknik ekiplerle zaman geçirmem mümkündü.
Peşinde olduğum, uğraştaşım Emre Köseoğlu’nun BIKE AID aracında yaşadığı epifaninin bir benzerine, profesyonel bisiklete dair yepyeni bir bakış açısına erişmekti. Ayrıca belki gözlemlerimden hareketle bir takım aracının etap çalışmasını konu alan toplumcu gerçekçi bir TUR günlüğü yazısı ortaya koyabilirdim (en azından Flaman toplumu nezdinde gerçekçi).
Bu gerçekçi yaklaşım, bir bisiklet turu bağlamında pelotonun ötesinden hikayeler çıkarmak yolunda étiquette’ten taviz vermeyen romantizme bir alternatif olabilir. Bununla beraber, beklentilerin varlığını dinlemeksizin plansızca baş gösteriveren güzelliklerin doğurduğu duyguları yansıtmak adına da en isabetli üslup muhakkak romantizm türevleri olmaya devam edecektir. Romansın bir yere kaçacağı yok. Onu herbisit ve gübreyle olurundan daha hızlı olgunlaştırmaya çalışmanın anlamı da yok. Yoksa size, kafileye bu sene katılan Avrupa’nın bağrından yetişme iki bisiklet delisini de, Feslikan’ın zirvesindeki acıdan ifadesizleşen yüzleri de anlatacağız elbette.
Tom Crabbe’nin ilk etapta aldığı galibiyet, geldiği zor pozisyon sebebiyle ekstra etkileyici olan bir gücü sergiledi. Geleceği bu denli parlak görünen bir bisikletçinin şimdi Türkiye’de kazanıyor olması, bisiklet sever için bir sevinç kaynağı. 61. Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu’nun ikinci etabı, Aydın’da başlayıp Marmaris’te son bulacak ve Crabbe, bir kez daha kazanmayı deneyecek. Görünüşe bakılırsa yapmış olduğu pratik, kritik bir anda endişeye (veya heyecana) kapılmayıp bulduğu ilk sprint koridoruna kendi sözleriyle ”içgüdüsel olarak” saldırmasına imkân tanıyor. Ben de yarın Vik’in yanına giderken benzer bir içgüdü geliştirdiğim inancına sarılacağım. Artık bu kaçıncı soruşumuz, yüzümüz eşkâlimiz bilinir olmuş, binelim şu Rockets takım aracına. Belki romantik, belki gerçekçi bir hikâye çıkar – ya da belki bir epifani anı. Öyle çok beklentiye girdiğimden değil de…
Yazı: Ege Sanlav
Benzer Konular
Reklam
Reklam